YÜKLENİYOR ...

























İnsanlığın ana kucağı Anadolu
2003 / ŞUBAT

Avrupa'nın önde gelen dilbilimcilerinden Helmut Uhlig, 'Avrupa'nın Anası Anadolu' adlı kitabında şöyle der: "...İnsanoğlu, tarihöncesi denilen binlerce yıllık bir zamanı görüp geçirdi, yaşamın tüm cilvelerini hem bir tür yazgı, hem de bir tür koruma olarak algıladı. O, karanlıklardan, ana kucağında geldi, tıpkı bitkinin toprağın karanlıklarından geldiği gibi, toprağa düşerek tekrar dağılan ve ona geri dönen..." Uhlig, evrensel ana kucağı olarak betimlediği toprak ve onu simgeleyen ana tanrıça motifi üzerinden daldığı tarihin derinliklerinde, 'ilklerin' yaşandığı bir dünyaya gider. Bu dünya ise, uygarlıkların beşiği olarak tanımlanan Anadolu ve Yakındoğu'dan başka topraklar değildir. Özellikle Anadolu'nun tarihsel süreci, öylesine çarpıcı ve sürükleyicidir ki, bu miras onu, bugün sahip olunan kültürel gelişim ve ilerlemenin kökeni, aynı zamanda da Avrupa'nın anası yapar.

Sayfa 1/6


























İnsanlığın ana kucağı Anadolu
2003 / ŞUBAT

Uhlig, aslında öteden beri bilinen bu gerçeğe ne ilk, ne de son sözü söyler. Çünkü, bugüne dek gerçekleştirilmiş arkeolojik kazı ve araştırmalar, Anadolu'yu 'ana' ya da diğer anlamda, 'uygarlığın beşiği' kılan özelliklerine her gün yeni bir bilgi katarak onu güçlendirmektedir. Göbekli Tepe, Kaletepe, Çayönü, Çatalhöyük, Troya, Hattuşa ve daha pek çok isim... Geçmişin heyecan verici izlerini barındıran bu yerlerden kimi çok tanıdıktır, dünyaca ün kazanmıştır. Kimi ise, sessiz sedasız, kendi halinde... Ama hepsi de, uygarlık tarihini oluşturan muazzam bir mozaiğin pırıltılı taşları gibidir. Bir dağın tepesinde, insan eliyle yontulmuş tonlarca ağırlıktaki dikilitaşları ve ilginç mimarisiyle Göbekli Tepe, şaşırtıcı, aynı zamanda hayranlık uyandırıcı bir manzara sergiler.

Sayfa 2/6


























İnsanlığın ana kucağı Anadolu
2003 / ŞUBAT

Günümüzden yaklaşık 11 bin yıl önce, avcılık-toplayıcılıkla yaşamlarını sürdüren insanların büyük bir beceri ve organizasyonla, salt tapınım için yarattıkları bu yer ünik özellikler taşır. Göbekli Tepe bir buluşma noktasıdır. Şanlıurfa'nın yakınlarında, Harran Ovası ya da Mezopotomya'ya uzanan düzlüklere ve çevresindeki tepelere hâkim olan dağ tapınağının bu sıradışı konumu, büyüklüğü, yapıların özellikle gömülmüş olması ve vahşi hayvan kabartmalarıyla süslü dikilitaşlarıyla tarihöncesinin bilinmeyenlerine, yeni sorularla birlikte kapı aralar: Henüz yerleşik düzene ve tarım üretimine geçmemiş bu insanları, elli tonluk devasa bir taşı dağın tepesine kaldırmaya zorlayan nedir? Bu buluşma noktasına gelen gezgin topluluklar ya da kavimler, yerleşik yaşamın ilk öncüleri miydi? Kapadokya Volkanik Bölgesi'nde, Göllü Dağ'ın eteklerinde Kaletepe denilen yerde ortaya çıkartılan bir obsidyen atölyesi ise yine, günümüzden 11 bin yıl öncesine ait, ancak bu kez farklı bir alandaki ilki simgeler: Taş alette seri üretim.

Sayfa 3/6


























İnsanlığın ana kucağı Anadolu
2003 / ŞUBAT

O dönemde, fabrikasyon üretime eşdeğer nitelikte muazzam bir standartlaşmanın varlığını gözler önüne seren Kaletepe, tarihöncesi kültürler arasındaki ilişkiler, toplumsal örgütlenme, obsidyen teknolojisi ve ticareti üzerine bugüne dek bilinenleri zorlar. Burada üretilen obsidyen hammadde ya da aletlerin, henüz binek hayvanlarının evcilleştirilmediği bir dönemde, Kıbrıs ve Filistin gibi uzak bölgelere ihraç edilmesi ve seri üretim, Kaletepe'de sosyal organizasyonun sanılanın aksine, çok daha önceden kompleks bir yapıya ulaştığını kanıtlar. Bundan sonra, ilk üretimci köy topluluklarının geçirdikleri aşamaları izlemek için 'Bereketli Hilal' olarak ünlenen bölgenin kuzey ucuna, Diyarbakır'ın Ergani ilçesi yakınında yer alan Çayönü'ne gitmek gerekir. Demir Çağı'na (MÖ 1000) dek kesintisiz yerleşim görmesine karşın, özellikle günümüzden önce on bin-sekiz bin arasında, insanoğlunun ilk yerleşim deneyimlerini, gelişim ve dönüşümlerini adım adım yansıtan mimarisi ve zengin buluntularıyla o, Yakındoğu'da anahtar konumdadır.

Sayfa 4/6


























İnsanlığın ana kucağı Anadolu
2003 / ŞUBAT

Bu dönem için şimdiye dek kazılmış en büyük yer olmasıyla ayrı bir önem taşıyan Çayönü'nde gün ışığına çıkarılan bakır ve malahit eserler ise, daha sonra maden çağlarını yaratacak teknolojik gelişmenin ilk habercisidir. İlk çiftçilerin süreci tamamlanmadan Konya Ovası'nda bir yer, kentsel özellikler taşıyan dünyanın en eski ve en büyük neolitik yerleşimi olarak birdenbire parlar. Ev duvarlarında betimlenen sahneler, desenler, ana tanrıça heykelleri, boğa kültü ve diğer buluntularıyla Çatalhöyük, günümüzden dokuz bin yıl öncesi için beklenmedik bir görkemi yansıtır. Bugün anaerkil yapının sorgulanmasında başrol oynayan Çatalhöyük'ün çarpıcı bir diğer özelliği ise, hiyerarşik düzen sergilemeyen toplumsal yapısıyla çağdaşlarına göre, merkezi otoriteden uzak bir yaşam sürdüğü görüntüsünü vermesidir.

Sayfa 5/6


























İnsanlığın ana kucağı Anadolu
2003 / ŞUBAT

Tunç Çağı'na, günümüz kent sisteminin renklerini vermeye başladığı MÖ 3000'e gelindiğinde ise, Asya ve Avrupa arasındaki en can alıcı bölgede, bugünkü Çanakkale-Hisartepe'de bir liman kenti olarak yükselen Troya, kimi araştırmacılara göre dünyada bilinen en eski mal aktarma ve gümrük noktasıdır. Batı edebiyatının başlangıcı olarak görülen Homeros'un 'İlyada'sında geçen Troya, çağlar boyunca dünya üzerinde adından en çok söz edilen antik kent olarak ünlenir. Ve mozaik, tarihte bilinen en eski barış anlaşmasını yapan, ilk otobiyografiyi yazan, kraliçeleri kralla eşit yetkilerle donatan, Anadolu'nun ilk merkezi devleti Hititler gibi, uygarlık sürecinin uzun ve zorlu yolculuğunda zengin katmanlar oluşturarak gelişen kültürlerle birlikte, aynı canlılıkla büyümeye devam eder.

* Nermin Bayçın, arkeolog.

Sayfa 6/6
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı