YÜKLENİYOR ...

























Mudurnu’nun el sanatı hazinesi
2002 / ŞUBAT

Bu mevsimde Mudurnu köylerine giderseniz, kar yağdıktan sonra tepelere doğru yükselen sisi, üzerinde ak kristaller biriken tahta çitleri, çinko damlı evlerin balkonlarına yığılmış kabakları, çamların iğne yapraklarından sarkan ipince buzları görebilirsiniz. Çamların iğne yaprakları, Mudurnu'yu anlatmanın ipuçlarını verir insana... Bundan yüz yıl önce, tüm Anadolu'ya gönderdiği el yapımı iğneleriyle ünlüydü Mudurnu. 1640'ta Mudurnu'dan geçen Evliya Çelebi sıra sıra iğneci dükkânlarının dizildiği Mudurnu çarşısını ve iğnelerini övgüyle anlatır. Makine çağının el sanatlarını yok eden silindiri, bu el yapımı iğnelerin üzerinden geçse de aynı iğnelerin hüneri, Mudurnu pazarında satılan oyalarda, sandıktan çıkan iki yüz yıllık mülver işlerinde, gelinlerin taktığı fesleri süsleyen güllü taçlarda yaşamaya devam ediyor. Mudurnu'da yaşayan Nevzat Anlıtan'ın annesi bundan beş yıl önce, 76 yaşında ölünce; gözü gibi baktığı, çocukluğuyla yaşıt sandığı da açılır.

Sayfa 1/5


























Mudurnu’nun el sanatı hazinesi
2002 / ŞUBAT

O güne dek kimsenin varlığından haberdar olmadığı motif motif ipek elişleri, eskilerin deyimiyle 'mülver işleri' çıkar eski sandıktan. Bugün görenlerin hayranlıkla seyrettiği işler, ucuzlayan her şeye inat, aylarca süren bir emekle keten bezlerin işlenebilecek her noktasını doldurmuştur. Ne, daha ucuza satılsın diye orijinal motifleri bozma pahasına siyah tül üstüne atılmış basit tel kırma işlere, ne de eskitilmiş görüntüsü verilen motiflerle dolu bezlere benzer onlar. Mudurnu'nun zengin ailesi Kazalar'ın kızı Mukaddes Hanım, gümüş telli sırrıyla toprağa gidince, Anlıtan Ailesi'ne bu el sanatı hazinesi kalır. Peki, iki yüz yılı geride bırakmış olan bu elişlerini ilk kez kim yaptırmıştır? Ve bugüne kadar kaç sandık değiştirmişlerdir? Mudurnu'da bu tip elişleri artık yapılmadığı gibi motifleri yorumlayacak çok az insan yaşıyor. Nevzat Bey'in annesinden kalan el işlerinin, ona da babaannesi Leyla Hanım'dan kaldığı, onun çeyizi olabileceği düşünülüyor.

Sayfa 2/5


























Mudurnu’nun el sanatı hazinesi
2002 / ŞUBAT

İpek bez üzerine ipek ipliklerle, yere konan dört bacaklı gergefte işlenen mülver işleri, Mudurnu'nun komşusu olan Göynük'te de meşhurdu o günlerde. Koyun sütünden tulum peynirinin yapıldığı, bu peynirlerin İstanbul'da satılıp yerine basma bez alındığı ve bu bezlerin de getirilip Bolu'da satıldığı zamanlardır bunlar. Mudurnu'da süt sağılan, yayık yapılan, kaz beslenen zamanlar… Eskiden sadece Mudurnulu köklü ailelerin ve zenginlerin çeyizlerini, sonra da sandıklarını süsleyen mülver işleri, düğünlerde gelin evinin duvarlarına asılırdı. Kuş kanadı, servi, böcek, dalga, balık, gemi, kümbet, türbe, ağaç gibi şekillere benzettiğimiz bu motiflerin 'gelincik', 'tepedelen' gibi adları var. Bartın yöresinin ünlü tel kırması da, bu motiflerin arasında ya da keten bezin diğer bölümlerinde parıldıyor. Yağlık, çevre, uçkur ve diğer çeyiz türleri mor, pembe ve yeşilin açık, koyu tonlarındaki ipek ipliklerle işlenmiş. Sadece iğnenin hüneri değil, işleyen kişinin yaratıcılığı da aslında her biri soyut bir resme dönüşen bu desenlere karışmış.

Sayfa 3/5


























Mudurnu’nun el sanatı hazinesi
2002 / ŞUBAT

Kanlıca mantarından kesme makarnaya, keş peynirinden kekik suyuna kadar çeşit çeşit doğal besinin satıldığı Mudurnu pazarında tığla ya da iğneyle yapılmış oyalar çarpıyor gözüme. Badem, güz gülleri, meşe yaprağı, karanfil, hanım çantası, kahve şakı, şehriban tepesi, biber oyası, nişan yüzüğü, üzüm, eğrelti otu, hecrail (Hercai menekşeye Mudurnulu kadınlar 'hecrail' diyor. 'Yalancı hecrail' dedikleri oya ise, mavi ve pembe renkli iplikle işleniyor, asıl oyanın rengi mor), çarkıfelek, dut oyası, yıldız adlı oyalar bunlar. Mudurnu, "Demine devranına hu" diyen cömert ahiliğin kök saldığı belde. Bazı ahi gelenekleri hâlâ yaşıyor. Her cuma okunan esnaf duası, esnaf arasında toplanan ve 'orta parası' denen yardımlar bunlar arasında. Bu yüzden her yıl ekim ayının ikinci pazartesi günü başlayan hafta, Ahilik Kültürü Haftası. Bu tarihte yolu Mudurnu'ya düşenleri 'İpek Yolunda Bir Mola Mudurnu' afişi karşılar. Mudurnu festivaline konuk olanlar sandıklardan çıkarılan bindallıları, altıparmakları, çatkıları, fesleri giyen Mudurnulu kızları, eski kıyafetlerin zarafetini gösteren defilelerde izler.

Sayfa 4/5


























Mudurnu’nun el sanatı hazinesi
2002 / ŞUBAT
Gıldıran adı verilen pantolonu, beyaz göyneği ve fesi giymiş erkekler de onlara eşlik eder. Sim sırma bindallı, yeni gelin kıyafetidir. İlk kez kına gecesinde görülür gelinin üstünde. Çatkı; pullu, kırmızı bir örtü olur, başa düşer, yeni gelinin alıdır. İğne oyasından güllü taç ise başlığa takılır, güzelliği gözlerin rengine karışır. Kaynanaya bindallı ceket giymek yaraşır. Altıparmak, gelinlerin günlük kıyafetidir. Yol yol olur, özlemleri dile getirir. Gümüş kemer beldedir. Geline, kaynanaya bindallı giydirme adetleri Mudurnu köylerinde hâlâ yaşıyor. Para sıkıntısı çekenlerin, ninelerinin genç kızlığından kalmış bu kıyafetleri Mudurnu çarşısında turistlere satmalarına rağmen. Ama, en azından Mudurnulular mülverlerin değerini anlamış. Artık, onları "Eskiler alırım" diyerek sokak sokak dolaşan gezgin satıcılara naylon kova karşılığında satmıyorlar!

* Nezahat Turkan, yazar.
Sayfa 5/5


























Bir önceki konu başlığı