YÜKLENİYOR ...

























Ege’nin sıcakkanlı kenti Tire
2003 / ŞUBAT

"Küçük Menderes Ovası'na yukarıdan bakan Bozdağ'da (Tmolos) lir çalarak vakit geçirirdi Apollon. Müzik konusunda en iyi olduğunu düşünürdü ve gün boyu lirinden çıkan ezgiler Bozdağ'da yankılanırdı. Ancak, dağın otlaklarında flüt çalarak sürülerini otlatan çoban Marsyas da usta bir çalgıcıydı. Apollon, bir gün 'Bu dağa iki usta çalgıcı fazla' diyerek çoban Marsyas'ı yarışmaya çağırdı. İki usta çalgıcı jüri önünde tüm hünerlerini gösterdiler. Jüride bulunanlar arasında bir tek Frig Kralı Midas, çoban Marsyas lehine oy kullandı. Bu duruma çok sinirlendi Apollon, iyi bir müzik kulağı olmadığını söyleyerek Midas'ı eşek kulaklı yaptı. Ancak Apollon'un öfkesi dinmedi, çoban Marsyas'ı da derisini yüzdürerek cezalandırdı.

" Yaklaşık, iki bin yıl önce bu öyküyü dinleyenler çoban Marsyas'ın çektiği acıları tasvir eden heykelini yapar.

Sayfa 1/6



































Ege’nin sıcakkanlı kenti Tire
2003 / ŞUBAT

Bugün bu heykel Tire'nin mütevazı müzesinde sessizce ziyaretçilerini bekliyor. Ancak, Tire'nin geçmişi müzesi gibi mütevazı değil. Kentin tarihi, Lidya dönemine kadar uzanıyor. O günlerdeki adı kale anlamına gelen Tyrha. Lidya için kentin önemi büyük, çünkü Tire konum itibariyle Efes'le Sardes'in tam ortasında. Efes, Tire, Bozdağ, Sardes hattı o dönemin en önemli ticaret yolu.

13. yüzyılda Aydınoğulları ile başlayan Türk egemenliği, 1426 yılında Osmanlı'nın kenti almasıyla sürer. Türklerle birlikte eski ticaret yolu yön değiştirerek Efes, Tire, İzmir, Manisa hattında uzanır. Günümüzde geleni gideni az olsa da tarih boyunca Şeyh Bedreddin, Kanuni, Timur gibi çok ünlü konukları olur Tire'nin. II. Mahmud döneminde Bektaşiler, Aydınoğulları'ndan Sasa Bey döneminde Efes halkının bir bölümü, Büyük İskender zamanında ise Filistin'den getirilen Yahudiler Tire'de iskân edilir. Mübadele yıllarında da Girit'ten gelen Türkler Tire'ye yerleşir.

Sayfa 2/6
































Ege’nin sıcakkanlı kenti Tire
2003 / ŞUBAT

Yüzyıllar boyu süren göçler ve ticaret yaşamı, hayatı yaşanır kılan ve ona anlam katan sanat ve zanaatın Tire'de fazlasıyla gelişmesini sağlar. Keçeciler, urgancılar, saraçlar, kalaycılar, semerciler ve nalıncılar Tire'nin çarşısındaki sıra sıra dükkânlarda hâlâ geleneksel yöntemlerle üretime devam eder. El sanatlarının dışında Tire'nin mimarisi ve yemekleri de yıllarca süren kültürel harmanlanmanın izlerini taşır.

Çivit mavisiyle güneş sarısı, vişne rengiyle doğanın yeşili Tire evlerinin cephelerinde uyum içinde yan yana gelir. Bu küçücük evleri her yıl özenle boyar Tireliler. Kentin sokaklarında dolaşırken mutlaka evini boyayan birilerine rastlarsınız. Tire mimarisinin öne çıkan en önemli yapıları ise camileridir. 15. ile 18. yüzyıl arasında yapılan tam kırk bir cami Tire'nin mücevherleri gibidir. Her caminin birbirinden farklı desenlerle bezeli minareleri Tire'nin siluetini oluşturur.

Sayfa 3/6
































Ege’nin sıcakkanlı kenti Tire
2003 / ŞUBAT

Tire köftesi ve mevsimine göre çeşitli otlardan yapılan zeytinyağlılar Tire mutfağının öne çıkan yemekleri. Doğada yetişen her ottan yemek yapmalarıyla tanınan Giritli Türkler'in etkisi Tire mutfağında kendini gösterir. Isırgan, radika, arapsaçı gibi otlarla yapılan yemeklerin ardından yenilen, tuzsuz lor peynirinin üzerine karadut reçeli dökülerek yapılan tatlı, Tire'yle ilgili hoş bir sürpriz olarak karşınıza çıkar.

Ancak, Tire'ye özgü sürprizler bitecek gibi değildir. Ülkemizde sadece Tire'de oynanan ve 'karambol' adı verilen bilardoyu andıran oyun, bu sürprizlerden bir diğeri. Yaklaşık 13 x 4 metre ölçülerinde ve etrafı 20 santimetre yüksekliğinde tahtalarla çevrilmiş beton bir alanda, tahtadan yapılmış toplara parmakla vurularak oynanan oyunun kökenini bilen yok. Salı günleri kurulan ve neredeyse Tire'nin tüm sokaklarına yayılan pazarın büyüklüğü kentin geçmişteki ticari gücünün göstergesi gibi.

Sayfa 4/6
































Ege’nin sıcakkanlı kenti Tire
2003 / ŞUBAT

Bereketli Küçük Menderes Ovası'nda yetişen meyvelerin, sebzelerin ve geleneksel ürünlerin satıldığı pazarı dolaşırken vaktin nasıl geçtiğini anlamazsınız. Tire pazarı o kadar ünlü ki İzmir'den alışveriş için gelenlerin yanında, çevredeki Selçuk ve Kuşadası gibi turistik yerleşimlerden de turist kafilelerini çekiyor. Pazarı dolaşmaktan yorulduğunuzda, heybetli çınar ağaçlarıyla gölgelenen mahalle kahvehanelerinde içilen okkalı bir Türk kahvesi tüm yorgunluğunuzu alır. Bu kahvehanelerde sürdürülen bir başka gelenek de nargiledir. Tabii Tireli nargileyi ne gelenek devam etsin diye, ne de moda olduğu için içer. Onlar için nargile ya sohbetlerin yarenidir ya da kendini dinleme aracı. Konuşmayı seven canayakın Tire insanı sizi de bu sohbetlerine ortak eder. Bu sohbetler sırasında Tire ile ilgili çok şey öğrenirsiniz onlardan.

Sayfa 5/6































Ege’nin sıcakkanlı kenti Tire
2003 / ŞUBAT

Tire'nin urganlarının ne kadar meşhur ve sağlam olduğunu, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethederken gemilerini karadan Tire urganlarıyla çektirdiğini anlatırlar size. 15. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar tam üç yüz yıl boyunca Tire'nin, Osmanlı İmparatorluğu'nun darphanesi olduğunu ve imparatorluğun paralarının burada basıldığını da bu sohbetler sırasında öğrenebilirsiniz. Ancak ne Tire ile ilgili kaynaklarda, ne de bu kahvehanelerdeki sohbetlerde öğrenemeyeceğiniz, sadece biraz dikkatle baktığınızda hissedebileceğiniz bir şey vardır Tire'de. Kent sanki Osmanlı İmparatorluğu'nun üç başkentine öykünür gibidir. Güme Dağı'nın eteklerindeki yedi tepeye kurulmuş olması İstanbul'u, ağaçları ve yeşili Bursa'yı, camileri ise Edirne'yi çağrıştırır.

* Ömer Kokal, fotoğrafçı ve yazar.

Sayfa 6/6


































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı