Mistik bir zamanın peşindeydi sokak... Yaşamın
içine doğru kıvrılıp gidiyordu, ama telaşı, koşturmacası,
akrep ve yelkovan arasına sıkışmış bir hali yoktu.
Güneşin doğuşunu, batışını, bir de mevsimlerin getirdiği
bereketi bilirdi: Ahududu, ceviz, kestane, çilek,
kiraz ve narenciye. Hele o ahududuların olgunlaştığı
zaman... O günlerde köyün evlerinden ahududu reçeli,
ahududu şurubu kokuları yükselir, sokağa taşardı.
Doğayla içli dışlıydı sokak: Ortaya doğru eğimli
taşlarını yağmur suları yıkar, evlerin duvarlarının
yükseldiği yerlerde tazecik, yeşil otlar boy verir,
çeşmelerinden Uludağ’dan gelen buz gibi kaynak suları
akardı. Geniş sayılırdı; bir at arabasının geçebileceği
kadar. Ama, köyde iki kişinin yan yana zar zor yürüyebildiği
genişlikte olanları da vardı...
YEDİ ‘KIZIK’TAN BİRİ
Bugün Cumalıkızık’ta saatler durmuş gibi... Bursa’nın
doğusunda, kent merkezine yaklaşık 12 kilometre
uzaklıktaki köy, Uludağ’ın eteklerine kurulu. 700
yıllık köyün Osmanlı dönemi kırsal mimari dokusunu
halen koruyan