Ağrı efsanelerin dağıdır. Sabrın, kudretin, tanrısallığın
simgesidir. Bu yüzden dağcılar zirvesine göz diker;
ama efsanelerde zirvesine çıkanlar taş kesilir. Geceleri
daha da büyür heybeti, öfkesi korkunçtur, insan gibi
soluk alır, yaşar; sevdalıları saklar, büyük aşklar
Ağrı’da yaşanır. Çoğu efsanede adı geçer; ama kendi
adıyla anılan efsaneye, Ağrı; gölüyle, kuşuyla, halkıyla,
sarayıyla karışır...
TAŞLARIN DİLİ
Ahmet ile Sofi’nin zindanında yattığı, Gülbahar’ın
çaresizlik içinde sabahı ettiği, Mahmut Han’ın öfkesinden
içinde dört döndüğü saray, Doğubeyazıt’taki İshak
Paşa Sarayı’dır.
Bugün yapıyı gezenler viran olmuş bir sarayla karşılaşır.
Sarayın üst örtüsü tamamen tahrip olmuş, 1962 yılında
başlayan ve sürekli el değiştiren restorasyon çalışmaları
yüzünden dış cephe duvarları orijinalliğini kaybetmiştir.
Buna rağmen sarayın taş işçiliği; kapı ve pencereleri
süsleyen sonsuz nakış, farklı bir eserle karşı karşıya
olduğunuzu anlatır size. Taş süslemelerdeki zenginliğin
Türk-İslam sanatında ikinci bir örneği yoktur.