 |
Her sabah kalktığında, ilk iş olarak aynaya bakanlarımızın
sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Çatalhöyük'te
bulunan obsidiyen aynaların MÖ 6000'e tarihlendiğini
düşünürsek, insanoğlunun kendi yansımasını yanında
taşıyabileceği bir malzemede görme isteğinin çok eski
olduğunu hemen anlarız. Çağdaş aynaların cam üzerine
sır kaplanarak kullanılması 15. yüzyılda Nürnberg'den
Venedik'e geçince, 'yansıma defterleri' diyebileceğimiz
aynaların altın devri başlamıştı. Biz tarih aynasındaki
yansımaları Sultan III. Ahmed'in 1717'de İstanbul
Hasköy'de yaptırdığı Aynalıkavak Sarayı'nı Venedik'ten
sipariş edilen aynalarla donatmasına kadar getirip
bırakalım ve o tarihten çok önce yaşadığına inanılan
bir halk kahramanını, Nasreddin Hoca'yı anımsayalım:
Hoca, bir gece kuyu başına su çekmek için gittiğinde,
ayın suya yansıyan görüntüsüyle karşılaşır ve onun
kuyuya düştüğünü zanneder. Kovayla ayı yukarı çekip
çıkarmaya çalışırken sırtüstü yuvarlanır. Yattığı
yerden gökteki ayı görünce onu kurtardığını(!) düşünür.
Yansımalar böyle oyunlar oynar insanoğluna.
|
|