 |
Amasra benim onu ilk gördüğüm o günden bu yana, iyice ünlendi.
Gezi dergilerinden, gazetelerin turizm eklerinden,
film karelerinden, TV dizilerinden eksik olmaz oldu.
Kolay keşiflerin meraklıları tepeden iner gibi doldular
kasabaya, tıpkı yıllar önce kalesinin iç kesiminin
evlerle dolması ve ruhunu zedelemesi gibi… Bense,
kalabalıkların çekildiği zamanlarda ya da onlara uzak
yerlerden seyrettim Amasra’yı. Yazın, özellikle haftasonları
binlerce konuğu olur kasabanın. Kumsallar, balıkçı
lokantaları, Çekiciler Çarşısı tıklım tıklım dolar.
Amasra’da yağmurları sevdim, Tavşan Adası’nın yanından
geçen yunus sürülerini, Boztepe’de ilkyaz yağmuru
damlalarını yüklenen zambakları… O zambaklar ki, Amasralılar
onlara susam derler. Her ne kadar Sakaoğlu bu sözcüğün
“Sesami, Sesam ya da Sesa”dan türemiş olduğunu söylese
de; halk kasabanın ilkçağlardaki adı olan Sesamos’un
adını bu yabani çiçeklerden aldığına inanır. Bugünlerden
başlayarak sis, sabahın erken saatlerinde pamuktan
bir yorgan gibi evlerin ve ağaçların üzerine inecek.
Kuşkayası’nda dinlenen kertenkeleler çekilecek, böğürtlenler
ve mantarlar toplanacak. |
|