Konu: [1] [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15]
index / Hırçın ve uysal Amasra
İnsan, yaşamına derin çizgilerin nerede atılacağını bilseydi; oralara ilk gidişini, o kentlerle ilk karşılaştığı anı belleğine silinmez bir görüntü olarak nakşederdi.
Yıldızların şiirlerdeki harfler gibi gökyüzüne dizildiği bir sonbahar gecesiydi. Bartın’dan sonra, sanki bir yılanın sırtına binmiş ve dolana dolana dağlardan inmiştik. Karanlık, denizin yüzünü göstermemişti. Sonra birden bütün ışıklarını yakmış bir gemi gördüğümü sanmıştım. Limanda bekleyen uzun bir gemiyi andırıyordu kasaba. Ertesi sabah dalga sesleri beni uyandırdığında artık o geminin bir yolcusu olduğumu düşünmüştüm. Biliyorum ki, adını Amasra’ya veren ve deniz ticaretinin yollarını izleyen prenses Amastris de; gemileri karadan kızaklarla Haliç’e indirip İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet de; bir zamanların ünlü denizcisi Drake’in gemisi Golden Hind’in aynısını Çakraz’daki yapımevinde yeniden yaratan Hüseyin Çoban da; Amasra’yı dalgalı saçlarının arasında bir yavru yunus gibi saklayan Nezahat öğretmen de; kasabanın geçmişini tarihin derin sularından bir midye toplayıcısı gibi çekip çıkaran Necdet Sakaoğlu da o gemiyi gördüler. Gördüler ki, Amasra bir tutku oldu onlarda da…
 
 
Sayfa 1/5