 |
Yolun kıyısında ahşap evlerin verandalarına serilmiş kırmızı
biberlere bakarken, hane sahiplerince selamlanır,
çay içmeye buyur edilirsiniz. Olumsuz yanıt verirseniz,
"çay" önerisi "ayran" olarak yinelenir.
Yanıtınız olumluysa, kendinizi köy ekmeği kokan kahvaltı
masasında bulursunuz. Ayrılırken, ağaçtan kopardıkları
"töngel"leri ya da daha yaygın adıyla "muşmula"ları
da cebinize doldururlar. Uluslular, Tanrı misafirinin
ne anlama geldiğini bilirler çünkü. Orada, tahta köprülerin
üzerinden takla atarak geçen çocuklara, baltalarını
yarım yüzyıldan beri ellerinden düşürmeyen ihtiyarlara
ve onların kestiği odunları el arabalarıyla taşıyan
gelinlere de rastlarsınız. Sonbahar, bakır bir tasta
çalkalanan serin su gibi dökülür yol boyunca üstünüze.
Bu mevsimde "sayvan" adı verilen yayla evlerinin
balkonlarında yayık yapan kızlar, mağaranın ağzındaki
türbeyi ziyarete gelip dua edenler, sürülerini otlatanlar,
iğleriyle yün eğiren kadınlar ve göçmen kuşlar gider.
İzbit otlarının hükmü sona erer. Uluyayla yolu avcılara
ve ormancılara kalır. Mantarlar unutulur mu, hayır;
onların da hakkını verelim. |
|