 |
Martı dili ise, genellikle bir haykırıştır; onu zaman zaman
çocuk çığlığına ya da köpek havlamasına benzetebilirsiniz.
Martı sesi deniz kıyısında güzeldir, ama bu hayvan
karaya yerleşince sesini yadırgar oldum. Martılarımız
neden deniz kıyılarını bırakıp kente göç ettiler?
Denizlerimizde balık kalmadı da ondan. Martı denizden
başka, göllerde, göletlerde böcek, yumuşakça, kabuklularla
geçimini sağlar, ama onun temel besini balıktır. Bu
güzel hayvanlar sabahları kıyıda sıralanıp güneşin
doğmasını beklerler; tapınma törenine benzer bu bekleyiş.
İşte şölen o vakit başlar. Martılar çığlık çığlığa
denize doğru uçarlar. Fakat bu şölende kapışma yoktur;
başka bir deyişle hiçbir martı ötekinin kısmetine
engel olmaz. Burada adalet egemendir. Kadıköylü eski
dostum eczacı Melih bey, her pazar Büyükada'ya gider.
Anlatmıştı; vapura binmeden simit alır, yolculukta
vapura eşlik edecek olan martılara atarmış. ‘Hiçbir
martı ötekinin payına ortak çıkmaya kalkmıyor’ demişti
bana. Anday "denizci" martılara selam duradursun,
biz onların "karacı" arkadaşları olan güvercinlerden
söz edelim: Güvercin şiirlerin olduğu kadar söylencelerin
ve masalların da kuşudur. |
|