YÜKLENİYOR ...

























Antik değerde bir güzel - Eğirdir
2002 / KASIM

Dört bir yanı dağlarla çevrili bir gölün kıyısında, yeşillikler içinde bir kasaba... Kapadokya, Antalya veya Pamukkale’den gelip Sagalassos, Pisidia veya Adada antik kentlerini görmek isteyen turistlerin uğrak yeri. Aynı zamanda yazın yamaç paraşütü, trekking, yüzme, mağaracılık, avcılık gibi faaliyetleriyle turistleri çekiyor, kışın da kayak yapmaya çok elverişli Davras’a yakınlığı ile tercih nedeni oluyor. Bu talihli yerleşimin adı Eğirdir...
Isparta-Beyşehir karayolundan gelirken masmavi göle doğru uzanan küçük yarımadalar görülüyor. Bir zamanlar iki küçük adacık olan Yeşil Ada (Nis Adası) ve Can Ada, gölün kimi zaman donarak ulaşıma imkân vermemesi üzerine yaklaşık otuz yıl önce bir yolla eski yerleşime, Kale Burnu’na bağlanmış.
Eğirdir’in kalbi hâlâ Kale Burnu Yarımadası’nda atıyor. İlk yerleşimin kurulduğu bu yerde, kentin simgesi gibi duran kale şimdi zamana, Lidyalılar tarafından yapılan ve ayakta kalan tek bölümü olan iç duvarları ile kafa tutuyor.

Sayfa 1/6


























Antik değerde bir güzel - Eğirdir
2002 / KASIM

Adının Lidya kralından esinlenerek ‘Krozos’ olduğu tahmin edilen Eğirdir’e tarihte; Persler, Büyük İskender, Bergama Krallığı, Seleukoslar, Romalılar ve Bizanslılar adım atmış. Bizanslılar zamanında ‘Prostanna’ adını alan antik kente ilişkin belli belirsiz kalıntılar, halkın Sivri Dağ diye adlandırdığı Eğirdir Sivrisi’nin yamaçlarında yer alıyor. O zamanlara ilişkin paraların üzerinde de sivri bir dağ bulunuyor.
Eğirdir’in taihîr eserlerinin çoğu günümüze ulaşamamış. Örneğin, 1237’de I. Alaeddin Keykubad tarafından han olarak yaptırılan, daha sonra Hamidoğlu Dündar Bey tarafından medreseye çevrilen Dündar Bey Medresesi’nin bugün çarşıya çevrilen tek katı ayakta. Onun tam karşısında yer alan Hızır Bey Camii, göze çarpan bir başka eser.

Sayfa 2/6


























Antik değerde bir güzel - Eğirdir
2002 / KASIM

Caminin anıtsal kapısı tahta işlemeciliğinin en güzel örneklerinden sayılıyor.
Bir avuç toprağında pansiyon, motel ve balık lokantaları barındıran Yeşil Ada’daki Ayastefanos Kilisesi ise moloz taştan 19. yüzyılda inşa edilmiş. Eğirdir’in bir zamanlar başkentlik de yaptığını hatırlatalım hemen. Selçukluların son dönemlerinde Isparta yöresinde hâkimiyet kuran Hamidoğulları Beyliği (1301-1391) döneminde merkez olarak seçilmiş ve adı beyliğin kurucusu Felekeddin Dündar Bey tarafından ‘Felekâbad’ olarak değiştirilmiş.
Eğirdir, Türkiye’nin dördüncü büyük gölünün kenarında talihli bir hayat sürüyor. Isparta’nın batısında, Sultan ve Karakuş dağlarının çevrelediği Eğirdir Gölü, kalker katmanlarının çökmesi sonucu oluşmuş, suları hiçbir zaman bulanmayan bir doğal güzellik.

Sayfa 3/6


























Antik değerde bir güzel - Eğirdir
2002 / KASIM

Eskiler anlatıyor; çok değil elli yıl kadar önce gölün çevresi bataklıklarla çevriliymiş. Azimli bir çalışma sonucu Eğirdir’in fazla suyu Kovada Gölü’ne açılan kanalla boşaltılınca bataklık da bereketli topraklara dönüşmüş. Şimdi bu topraklarda Türkiye’nin en lezzetli elmalarının yanı sıra zeytin, şeftali, üzüm gibi meyveler de can buluyor. Eylül sonu ve Ekim ayları bu lezzetli elmaların toplanma zamanı. Yeşilli kırmızılı elmalarla dolu ağaçlar etrafında bir koşturmadır başlıyor. Çoluk çocuk elmaları özenle topluyor, çürükler, ezikler ayrılıyor. Otuza yakın soğuk hava deposu belki kimimizin yurtdışına ihraç edildiği için bir türlü tadamadığı o güzelim elmaları saklamak üzere kapılarını açıyor. Elmalar öylesine dört gözle bekleniyor ki, çikolata yerine elma diye tutturan çocukları görünce hiç şaşırmayın.

Sayfa 4/6


























Antik değerde bir güzel - Eğirdir
2002 / KASIM

Sonbaharda Eğirdir ve çevresini bir başka heyecan sarıyor. Bağlar mahallesinde yılda sadece eylül, ekim aylarında ve pazar günleri kurulan Pınar Pazarı. Elma bahçelerinin arasından geçerek gidilen, asırlık ağaçların altında kurulan pazar, bildiğimiz pazarlardan çok farklı. Atadan Eğirdirli olanlar pazarın geçmişinin en az üç-dört yüz yıl öncesine dayandığını söylüyor. Yayladıkları dağlardan kış yaklaşınca aşağılara inen Yörüklerin başlattığı bir gelenek bu. Pınar Pazarı’nın son haftası sadece kadınlara ayrılıyor. Geleneklere uygun olarak o gün anneler kız beğeniyormuş oğullarına.
Eğirdir’in otuz kilometre güneybatısında, Aksu Deresi kıyısında yer alan, girişinde bir tapınak bulunan Zindan Mağarası, Romalılar zamanından beri iskân edilmiş. Işıklandırma ve restorasyon çalışmalarının kısa bir süre sonra biteceği umulan sekiz yüz metre uzunluğundaki mağarada, Türk Hamamı denilen ilginç bir oluşum turistlerin epey ilgisini çekiyor. Yöredeki Ayı İni ve Pınar Gözü mağaraları da bu spora gönül verenleri bekliyor.

Sayfa 5/6


























Antik değerde bir güzel - Eğirdir
2002 / KASIM

“Karanlık yerden hoşlanmam” diyorsanız, size hemen kasnak meşelerini görmeye gitmenizi önerelim. Dünyada sadece Türkiye’de yetişen kasnak meşesi (Quercus vulcanica), Yukarı Gökdere köyü sınırları içinde özel olarak korunan bir alanda varlığını sürdürmeye çalışıyor. Bu ormanlık alanda yüzyıllık sedir ve ardıç ağaçlarını da görebilirsiniz. Alternatif tatil tutkunları, Lidyalılar zamanında Kral Yolu olarak kullanılan antik yolu görmeden dönmüyor. Göksu Irmağı’nın çıkış yeri olan kanyonda, üç kitabe de bulunuyor.
Eğirdir’in bünyesinde barındırdığı özellikler saymakla bitmiyor. İstasyonun altında bulunan Altınkum Plajı incecik, altın sarısı kumları, özel kabinleri ile çağdaş bir görünümde. Yörenin en önemli doğal güzelliklerinden biri de kuşkusuz Kovada Gölü Milli Parkı. Bir kanalla Eğirdir Gölü’ne bağlı olan Kovada ve çevresi doğal hayatın zenginliği açısından bir hayli önemli ve elbette tıpkı Adada antik kenti ve Kral Yolu gibi bir başka yazının konusu.

Evin Doğu, fotoğrafçı ve yazar.

Sayfa 6/6
































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı