YÜKLENİYOR ...

























Sesi mazide saklı - Mikrofonlar
2002 / KASIM

Kitle iletişim araçlarının en önemli unsurlarından... Sesin rengini ve şiddetini iletiyor, tarihe sessizce tanıklık ediyorlar. 19. yüzyılın sonunda birçok bilim insanının hayali, iletken bir ortam kullanmaksızın, havayoluyla sesi bir noktadan diğerine iletmekti. İskoç matematikçi ve fizikçi Maxwell, elektromanyetik bir sinyalin havada taşınabileceğine ilişkin teoriyi ortaya atan ilk bilim insanı oldu. Alman fizikçi Hertz ise radyo dalgalarını bulan ve ileten ilk bilim insanı olma unvanını kazandı. Dolayısıyla frekans birimi de Hertz’in ismiyle anılmaya başlandı.
Daha 1800’lü yılların sonunda, telefon kullanımının yaygınlaşmadığı bir dönemde, üstelik havadan, sesin bir noktadan bir başka noktaya iletilebilmesi neredeyse bir hayaldi. Teorik fizikçi Hertz’in buluşunu İtalyan Guglielmo Marconi hayata geçirdi ve 1896’da ilk telsiz sinyalini iletmeyi başardı.

Sayfa 1/6































Sesi mazide saklı - Mikrofonlar
2002 / KASIM

O zaman radyo telsiz olarak adlandırılıyordu ve kendi kimliğini kazanması için epeyce bir süreye ihtiyaç vardı.
Ticari zekâsı bir hayli yüksek olan Marconi, telsizin öncelikle deniz taşımacılığında mesaj iletmek amacıyla kullanılabileceğini öngörmüştü. Bu da ona çok para kazandırabilirdi. Düşündüğü gibi oldu. İngiltere’de bir şirket kurdu, ardından Amerika’ya açıldı. I. Dünya Savaşı ile birlikte, ürettiği telsizlerle zengin oldu. Telsiz artık savaş sanayiinin vazgeçilmez bir unsuruydu.
Bugün anladığımız anlamda yayın yapma deneyleri ise Amerikalı biliminsanları tarafından gerçekleştirildi.
ABD’li mucit Fessenden, 1906 yılında, New York Limanı’nda ilk radyo yayınını yaptı. Bu yayında keman soloları veriliyor ve İncil’den pasajlar okunuyordu. Denizciler bu işi garipsediler. Gaipten sesler duyduklarını düşünüp, meleklerin şarkı söylediğini sandılar.

Sayfa 2/6































Sesi mazide saklı - Mikrofonlar
2002 / KASIM
Bu telsiz alıcılarına sesi ileten en önemli araçlardan biri de mikrofonlardı. Mikrofonların gelişimi de radyoların gelişimine paralel oldu. Omni-direksiyonel, kristal, karbon, dinamik, şerit, seramik, kondansatör, elektret ve magnetik mikrofonlar zamanla stüdyolarda kullanılır oldu.
Mikrofonlarda aranan özelliklerin başında frekans karakteristiğinin geniş ve düzgün olması geliyor. Konuşma frekansı için 200 Hertz ile 3500 Hertz arasındaki frekans geçirgenliği yeterli olurken, yüksek fideliteli musiki için 30 Hertz ile 15 bin Hertz yeterli görülüyor. Ayrıca mikrofonların duyarlılık ve hassasiyetlerinin yüksek olması gerekiyor.
Günümüzde televizyona çıkmak kimi insanlar için ne kadar önemliyse, 1940-50’li yıllarda da radyoya çıkmak o kadar önemliydi. Radyolar, dünyanın en yaygın kitle iletişim araçlarıydı ve I. Dünya Savaşı sonrası radyoculuk, en parlak günlerini yaşıyordu.
Sayfa 3/6

































Sesi mazide saklı - Mikrofonlar
2002 / KASIM

O dönemde mikrofon karşısına geçmek, sesini tüm ülkeye, belki de dünyaya duyurmak bambaşka bir hazdı. Bu hazdan en fazla yararlananlar da tabii ki spikerlerdi. Konuştukları dili en iyi şekilde kullanmak, başta dilbilgisi olmak üzere hiç hata yapmadan yayınlarını tamamlamak en önemli amaçlarıydı spikerlerin. İşte bu noktada, mikrofonların kalitesinin iyi olması, sesi en iyi şekilde dinleyicilere iletmesi şarttı.
Türkiye’de radyoculuğun gelişimine büyük katkılar sağlamış olan TRT İstanbul Radyosu’nun ilk spikerlerinden Selahattin Küçük mikrofonun önemini bakın nasıl anlatıyor: “Mikrofon acımasızdır. En küçük bir sürçmeyi bile bağışlamaz, tersine yüzlerce kez büyüterek anında milyonlarca dinleyene iletir, sizi cezalandırır. İstanbul Radyosu’nda on günlük spikerdim, on beş dakikalık bir konuşmayı okuyacaktım. Sanıyorum Tahsin Öz’ün hazırladığı Topkapı Müzesi’ni anlatan bir konuşmaydı. Elimden geldiğince temiz ve düzgün okumak istiyordum.

Sayfa 4/6

































Sesi mazide saklı - Mikrofonlar
2002 / KASIM

Saatin ilerleyen saniyelerini heyecanla izliyor, mikrofonun açılmasını bekliyordum. Kırmızı (susunuz) ışık yandı ve konuşmaya, daha doğrusu okumaya başladım. Birinci kâğıdı bitirip ikinci kâğıda başlamıştım ki, kulağımın dibinde bir vızıltı başladı. Derken iri bir karasinek kulağıma konmaz mı? Üzerinde de gezinmeye başlamaz mı?
Aman Tanrım, şimdi ne yapacaktım? Elimle şöyle bir kovalayıverdim, bu kez geldi, tam okuduğum satırın üzerine kondu ve kara kara gezinmeye başladı. Kâğıdı sarstım, kaçtı. Ama daha kötüsü oldu, sinek bu kez tam burnumun üzerine oturdu. Ben konuştukça sinek de burnumda geziniyordu. Stüdyonun daraldığını, tavanın başıma oturduğunu hissediyordum. Zar zor konuşma bitti, ama ben de ölecek gibi oldum.”

Sayfa 5/6

































Sesi mazide saklı - Mikrofonlar
2002 / KASIM

‘İstanbul Radyosu, Anılar, Yaşantılar’ kitabından mikrofonla ilgili bir diğer anı da Türk Musikisi’nin önde gelen isimlerinden Dr. Alâeddin Yavaşça’ya ait. Yavaşça, bir canlı yayın sırasında yaşadıklarını şöyle aktarıyor: “Yine bir canlı yayındayız, fasıl yapıyoruz. Fasılı Nuri Halil Poyraz yönetiyor. Mesut Cemil de Nuri Halil Bey ile birlikte tef çalıyor. Programın başlamasından bir süre sonra Nuri Halil Bey’in tefinin zilleri herhalde iyice gevşemiş ki, her vuruşunda biri düşüyor ve ‘tın’ diye bir ses çıkarıyor. Nuri Halil Bey ne yapacağını şaşırmış. Mesut Bey ise hiçbir şey yokmuş gibi davranıp, yan gözle bakarak muzip bir şekilde gülümsüyor. Koro bir şarkıda gülmekten tamamen susmuş vaziyette. Sazlar çalmaya devam ediyor, ama onlar da gülmekten kırıldıkları için işte öylesine çalıyorlar. Fasıl bitti, ama bizde hal kalmadı.” Tarihe sessizce tanıklık eden mikrofon, o anda da işini en iyi şekilde yapıyordu tabii: Zilin her düşüşte çıkardığı ‘tın’ sesini dinleyenlerine kusursuzca iletiyordu.
Utku Tonguç Topal, fotoğrafçı ve yazar.

Sayfa 6/6




























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı