| Saatin ilerleyen
saniyelerini heyecanla izliyor, mikrofonun açılmasını
bekliyordum. Kırmızı (susunuz) ışık yandı ve
konuşmaya, daha doğrusu okumaya başladım. Birinci
kâğıdı bitirip ikinci kâğıda başlamıştım ki,
kulağımın dibinde bir vızıltı başladı. Derken
iri bir karasinek kulağıma konmaz mı? Üzerinde
de gezinmeye başlamaz mı?
Aman Tanrım, şimdi ne yapacaktım? Elimle şöyle
bir kovalayıverdim, bu kez geldi, tam okuduğum
satırın üzerine kondu ve kara kara gezinmeye
başladı. Kâğıdı sarstım, kaçtı. Ama daha kötüsü
oldu, sinek bu kez tam burnumun üzerine oturdu.
Ben konuştukça sinek de burnumda geziniyordu.
Stüdyonun daraldığını, tavanın başıma oturduğunu
hissediyordum. Zar zor konuşma bitti, ama ben
de ölecek gibi oldum.”
|