YÜKLENİYOR ...

























Bergama evlerinin anlattıkları
2002 / KASIM

Kalın dış duvarları, pencere boyutları, sofalara verdikleri önemle ısıyı kontrol altında tutan hayati bir güzellikleri vardır Bergama evlerinin. Az sayıdaki evde ahşap bir cumba ya da balkon biçimindeki çıkmalar olsa da, bu yöre evlerinde dışa açılma olanağı pek fazla değildir. Öyle ki, sokak yüzlerinin tek girintisi zemin katlardaki kapı nişleridir neredeyse. Çoğunda, pencere ve kapılarda demir parmaklıklar, iyonik başlıklar, madalyonlar, eski Yunan mimarisinden alınmış kornişler, saçak yerine düzgün kiremit dizeleriyle geçmişi bambaşka bir tatla sunma telaşı vardır. Bu girintisiz çıkıntısız masif görünümlü yapılar, genellikle bitişik nizam yapıldıklarından sokağı tek bir cepheden kavrar. Bunun dezavantajları olduğu gibi avantajları olduğunu da hatırlatalım. Tek cephe insanı köreltir, ama korur da. Edilgen muhafazakârlığın böyle bir mesafeli, her işinize burnunuzu sokmayan, makul bir korumacı yanı vardır, kısacası ölçülü bir biçimde sizi tehlikeden, bilinmezden sakınır.

Sayfa 1/5






























Bergama evlerinin anlattıkları
2002 / KASIM

“Sakınılan nedir?” diye sormayın şimdi. Yere, ülkeye, zamana, cinsiyete göre değişir bu, bilirsiniz, elbette bilirsiniz. Gelelim işin özüne: Her evin, her ruh gibi enginin engini denizlerde aradığı bir sakin köşe, liman vardır; illa ki vardır. Ayıp falan da değildir bunu aramak. Ev deyince bu serinkanlı sakinliği anlarım ben, bu sakınımı. Belki de yaşlanmaya yüz tuttuğumdan...
Yaşlanmak dedim de yıllarca öncesine dönmek istiyorum. Bir öğretmenimizin bizlerden ‘Evlerin Dili’ diye birer kompozisyon yazmamızı istediğini. Bergama evleri üzerine düşünüp yazmaya çalışırken hep bu tema etrafında dolaşıp duruyor zihnim. Bir evin dili olsaydı kendini nasıl anlatırdı; yaşadıkları, kendi özel tarihi, kerpici, penceresi, şusu busu mudur bir evin belleğini oluşturanlar; yoksa dolaylı olarak yaşadığı, içinde yaşattığı insanların ona yansıyan yüzü müdür bu bellek? Ya da bulunduğu, temellendiği diyarın katmanlılığından mı alır, ömrüne ömür katan varlığını?

Sayfa 2/5

































Bergama evlerinin anlattıkları
2002 / KASIM


En son olasılıktan başlayalım işe, çünkü o ilk iki olasılığı ve kısacası hayat dediğimiz o her şeye kadir süreci içerir. Şimdi taş söveli, mutlaka ama mutlaka demir parmaklıklı, pancur ya da kepenkli pencerelerinden başımızı içeriye doğru uzatalım bir. Şu üzeri düz bir taş olabileceği gibi kemerli de olabilecek pencerelerden içeriye doğru... Helenistik ve Roma çağlarına ait zengin kalıntılara sahip Bergama’yı, tarihi adıyla Pergamon’u bilmeyenimiz var mı? Ege Bölgesi’nin kuzeybatısında İzmir iline bağlı Bergama.

Sayfa 3/5

































Bergama evlerinin anlattıkları
2002 / KASIM

Kuzeyinde Madra Dağı, güneyinde Yunt Dağı ile çevrili Bakırçay Havzası’nda kurulmuş olan Plinius Secundus’un tarihin bir yerlerinde ona atfettiği biçimdeki haliyle: “Küçük Asya’nın en ünlü ve en muhteşem şehri...” Kral saraylarını barındıran akropol, müzikle hasta tedavisinin ilk merkezlerinden olan asklepion, binlerce kızıl tuğladan yapıldığından ‘Kızılavlu’ da denen Serapis Tapınağı... Ya da akropol içinde bulunan fakat sökülüp götürülen Zeus Sunağı... Kısacası mermer, mabet ve saraydır Bergama. Hekimlerin piri Galinos hekimin diyarı, tiyatronun öz be öz vatanı, Asiros, Sofokles’in sesi. Sonra 11. yüzyılda Anadolu’ya başlayan bir fetih hareketinin vardığı nihai noktalardan biridir de aslında. Madra Dağı’nda Türkmen kilimidir Bergama. Kozak Yaylası’nda düğün, efelerin diyarı.

Sayfa 4/5

































Bergama evlerinin anlattıkları
2002 / KASIM

Bergama ekonomisi ağırlıklı olarak tarıma dayalıdır. Bu bakımdan İzmir’in en gelişmiş ve zengin yöresidir günümüzde. Verimli Bakırçay Ovası’nda tütün, pamuk, zeytin ve üzüm yetiştirilir. Kozak Yaylası’nda ise çam fıstığı önemli bir gelir kaynağıdır. Yeraltı zenginlikleri bakımından ise perlit rezervi, linyit, granit ve taş ocakları, doğal kaplıca suları ve su kaynakları kayda değerdir. Turizm ve halıcılık da başı çeken diğer kaynakları teşkil eder.
Sahi ne diyorduk: Evlerin dili olur mu, olmaz mı? Bergama’dakilerin var, dünü bugüne, şimdiyi geçmişe taşıdıkları, an ile birlikte soluk alıp verdikleri için. Bu arada ben aceleci davrandım pencerelerden içeri girdim ya, sizler kapıları deneyin. Neden derseniz, kapı tokmaklarının güzellikleri anlatılacak gibi değil de ondan...

Müge İplikçi, öykü yazarı.

Sayfa 5/5

































Bergama evlerinin anlattıkları
2002 / KASIM

Yangın kulesinin bulunduğu Çivkuş Tepesi'nin güney yamacı, iki bin metreyi aşan yükseklikte, biri diğerinden ayrıksı duran ve tek başına yaşayan ardıçlarla bezeli. Bu dirençli ağaçlar rüzgâr, güneş ve soğuğun etkisiyle ilginç figürler oluşturuyor. Anıt ağaçları, muhteşem yaban hayatı, endemik bitki örtüsü ve olağanüstü güzelliğiyle sedirlerin doğal müzesi olarak kabul edilen Çığlıkara, mutlaka görülmesi, mümkünse kısa süreliğine de olsa yaşanması gereken yerlerden. Baba Sedir ve Koca Katran sizleri bekliyor...


*Nusret Nurdan Eren, fotoğrafçı ve yazar.

Sayfa 6/6




































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı