YÜKLENİYOR ...

























Eski İstanbul’un yaban hayvanları
2002 / KASIM

16. yüzyılda Avrupalı bir gezgin İstanbul’a gelirse hiç görmediği, adını bile doğru dürüst bilmediği fil, zürafa, gergedan, aslan, kaplan gibi yaban hayvanlarıyla karşılaşır, şansı varsa sarayla ilgili bir şenlikte bulunur, çoğu eğitimli olan bu hayvanların yaptıkları numaralara bakıp hayretler içinde kalırdı. O yüzyılda Avrupa’da hayvanat bahçeleri, sirkler bulunmadığı için, İstanbul’da bu hayvanları görmek büyük bir fırsattı. İstanbul’a gelen gezginler yazdıkları kitaplarda, çoğu padişaha ait olan bu yaban hayvanlarından da bahseder. Örneğin, 1547’den 1554’e kadar İstanbul’da bulunan Fransız elçi Gabriel d’Aramon’un kâtibi Jean Chesneau, elçinin gördüklerini kitabında yazar. Onun gördüğü hayvanlar arasında aslan, vaşak, kurt, yaban kedisi, leopar, yaban katırı ve devekuşları vardır. Elçi, gene burada iki fil görür. Bunlardan büyük olanı yüz-yüz yirmi yaşında, küçük olanı ise 35 yaşlarındadır. Elçi önceden fillerin eklemleri olmaz diye bilir, yatamadıklarını sanırmış.

Sayfa 1/6






























Eski İstanbul’un yaban hayvanları
2002 / KASIM

Ancak, orada ayaklarını bükebildiklerini görerek, bu bilginin yanlış olduğunu anlar. Fillerin, seyredenlere dal, taş fırlatmalarını, su fışkırtmalarını, yemek yemelerini hayretle seyreder. Sakız Adası’nda kışı geçiren kadırgalardan birinin muhasebecisi bu filleri kışkırtmak için altın bir madalyon ve düğmelerle süslü kadife şapkasını sallar. Ancak, fil göz açıp kapayıncaya kadar hortumuyla adamın elinden şapkasını kapıp yutar. Adam şapkası gitti diye köpürür, ama ne çare... Filin bakıcısı da hiç oralı olmaz, çünkü daha sonra filin dışkısı ile çıkacak altınların kendisinin olacağını bilir.
Aynı Fransız elçiyle beraber İstanbul’a gelen doğabilimci Pierre Belon, At Meydanı yakınındaki bir yapıda barınan hayvanlar arasında aslan, kurt, yaban katırı, kirpi, ayı, kakım ve misk kedisini sayıyor. Aslanlar sokakta gezdiriliyormuş.

Sayfa 2/6































Eski İstanbul’un yaban hayvanları
2002 / KASIM

Sultan III. Murad döneminde elçi Bartolomeo Pezzen’in yanında eczacı olarak çalışan Reinhold Lubenau da kitabında Ayasofya civarında bir binada yavrularıyla birlikte sekiz aslanın barındığını, bunların sokaklarda gezdirildiğini, onları okşamak isteyenlere saldırmadıklarını söyler. Kitapta ayrıca, iki büyük kaplan, biri genç öteki yaşlı iki panter, altı yaban kedisi, iki kurt, leopar, sırtlan ve durmadan zincirlerinden kurtulmaya çalışan, kediye benzeyen bir hayvan bulunduğu da anlatılır.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Türkiye’ye gelen Hans Dernschwam ve Oghier Ghiselin Busbecq de gördükleri yaban hayvanlarından söz ederler.
Burada 1554’ten 1562’ye kadar bulunan Busbecq, İstanbul’da gördüğü hayvanlar arasında yaban kedisi, vaşak, panter, leopar ve aslanları sayar. İyi eğitilmiş bir aslanın, ağzından koyunu çekip alan bakıcısına hiçbir şey yapmadığını hayretle anlatır.

Sayfa 3/6
































Eski İstanbul’un yaban hayvanları
2002 / KASIM

Ancak en çok hoşuna giden şey, bir filin topla oynaması olur. O devirde zürafa ender bilinen bir hayvan olduğundan Busbecq’in, kendisi İstanbul’a gelmeden önce ölen bir zürafanın kemiklerini gömüldüğü yerden çıkartırıp incelediği de biliniyor.
İmparator II. Rudolf’un İstanbul’daki elçisi Friedrich von Kreckwitz’in yanında çalışan genç diplomat Wratislaw ise kitabında İstanbul’da gördüğü hayvanlar arasında aslan, vaşak, yaban kedisi, leopar ve ayıları sayar, bunların evcilleştirilmiş olduklarını, sokaklarda rahatça gezdirildiklerini söyler.
16. yüzyılda, padişahın eğitimli yaban hayvanları At Meydanı’nda şehzadelerin sünnet düğünü için yapılan şenliklerde hünerlerini gösterirdi. Kanuni Sultan Süleyman’ın iki oğlunun sünneti için At Meydanı’nda 1539’da düzenlenen ve on beş gün süren şenlikte kaplan, leopar, panter, vaşak, kurt ve zürafalar türlü türlü hünerler göstermişti.

Sayfa 4/6






























Eski İstanbul’un yaban hayvanları
2002 / KASIM

Ancak, bütün çağların en görkemli, en uzun süren şenliği 1582 yılında, Sultan III. Murad’ın, III. Mehmed adıyla tahta çıkan şehzadesinin sünnet düğünü için düzenlenmişti. Tam elli iki gün süren bu şenlikte dört eğitimli aslan, biri küçük, iki fil yer almıştı. Fillerin biri dans ediyordu, hortumunu bir su kovasının içine sokup aldığı su ile kendisini suluyordu. Büyük fil ise sırtında bir köşk taşıyordu. Padişahın bulunduğu locanın önüne gelince, başını öne eğerek onu selamlıyor, yere atılan gümüş paraları ancak insan elinin gösterebileceği bir maharetle hortumuyla topluyordu. Meydanda gezdirilen bir zürafa da vardı. Evlerin ikinci kat pencerelerinden içeri bakan zürafa kendisini görenleri şaşkınlığa boğuyordu.
Yaban hayvanları sultana armağan olarak çoğunlukla Sudan, Habeşistan, Mısır, Tunus gibi Afrika ülkelerinden gönderiliyordu. En çok sayıda yaban hayvanını ise İran elçileri getiriyordu. Bunlardan başka, devlet ilerigelenleri de kendi olanaklarıyla getirttikleri yaban hayvanlarını sultana armağan ederdi.

Sayfa 5/6






























Eski İstanbul’un yaban hayvanları
2002 / KASIM

Nitekim Fugger Haber Ajansı, III. Murad’ın kızıyla evli Sadrazam Damad İbrahim Paşa’nın, padişaha 2 Ekim 1585 günü verdiği armağanlar arasında bir yavru fil, bir yavru zürafa ve iki ölü timsah bulunduğunu not eder. Daha sonraki yüzyıllarda ise şenliklerde yaban hayvanlarının boy göstermesine daha az rastlanır.
Aslan gibi yırtıcı hayvanlar, Ayasofya’nın çok yakınındaki Aslanhâne’de barınırlardı. Aslanhânenin üst katında ise saray minyatür ressamlarına ayrılmış ‘nakkaşhâne’ denilen atölyeler vardı. İşte o atölyelerde ince ince işlenen minyatürler, bugün bizi geçmiş bir ‘harikalar diyarı’na götürüyor...


Prof. Dr. Metin And, Türkiye Bilimler Akademisi Üyesi

Sayfa 6/6
 

























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı