YÜKLENİYOR ...

























Anadolu’nun Sualtı Hazineleri
2002 / EYLÜL

Medeniyetlerin gelişmesinde önemli rol oynayan yelkenciliğin MÖ 3400 yılları civarında Mısır'da keşfedildiği tahmin ediliyor. Mısırlı denizciler bu önemli keşiften sonra, öncelikle ihtiyaçları olan keresteyi sağlamak amacıyla zengin çam ormanlarına sahip Lübnan sahillerine, daha sonra da bakırın bol olduğu Kıbrıs Adası'na ulaştı. Ama, dünya denizcilik tarihinde en önemli gelişme bu gemilerin Anadolu sahillerini tanımasıyla başladı. Tarih boyunca Anadolu kıyılarından geçen gemilerin limanlarda yaptıkları ticaret ve binlercesinin şanssızlık sonucu batmasıyla bıraktıkları izler dünya denizcilik tarihinin temellerini oluşturdu. 1960 yılından beri sahillerimizde gerçekleşen sualtı kazılarında antik çağlardaki gemi yapım teknolojisi ve deniz ticareti üzerine çok önemli bilgiler kazanıldı. Günışığına çıkarılan bu gemilerin arasında hiç kuşkusuz en önemlisi şimdiye kadar kazısı yapılmış en eski gemi olarak bilinen Uluburun Geç Tunç Batığı. 3300 yıllık bir tarihe sahip olan geminin kazısı arkeoloji otoritelerince 20. yüzyılın en önemli on arkeolojik faaliyeti içinde yer alıyor.

Sayfa 1/5






























Anadolu’nun Sualtı Hazineleri
2002 / EYLÜL

Kraliçe Nefertiti'nin altın mühüründen dünyanın en eski kitabı olarak tanımlanan iki yapraklı tahta kitapçığa kadar yüzlerce eşsiz değerde eserin bulunduğu Uluburun Batığı Kazısı, Tunç Devri tarihini adeta yeniden yazdı. Denizlerinde bugüne kadar tamamlanan toplam dokuz arkeolojik sualtı kazısıyla Türkiye bu bilim dalının liderliğini yapıyor. Anadolu'nun 8300 kilometrelik sahil şeridinde varolduğu sanılan binlerce antik gemiden oluşan denizlerimizdeki tarih, ilgi ve daha süratli çözüm bekliyor. İki yıl önce başlattığım Anadolu'nun Sualtı Hazineleri Projesi'nin hedefi sahillerimizde batan gemileri bir bir tespit ederek görüntülemek ve sağlanan bilgileri bir veri tabanında toplamak. Bu çalışma bir arkeolojik proje değil; kazı veya arkeolojik araştırma içermiyor. Projenin 2001 yılı kampanyası sırasında, 1996'da 2500 yıllık Tektaş Batığı'nın da olduğu Sığacık'ın batısındaki antik gemi kalıntıları üzerinde çalıştık. Takriben iki kilometrelik sahil şeridini kapsayan bu yöre, Anadolu'nun Şeytan Üçgeni olarak da biliniyor.

Sayfa 2/5
































Anadolu’nun Sualtı Hazineleri
2002 / EYLÜL

Bu alanda en eskisi 2500 yıllık Tektaş Batığı, en yenisi de 19. yüzyıldan kalma İnayet isimli bir Osmanlı gemisi olmak üzere bir düzine batık bulunuyor. Ön hazırlıkların tamamlanmasından sonra çalışmalara Ağustos ortasında başladık. İlk çalışmamızı Şeytan Üçgeni'nin en doğusunda bulunan bir MÖ 4. yüzyıl batığı üzerinde gerçekleştirdik. Kayaların üzerinde batan geminin ahşabından kalıntı yoktu; sadece zemine kaynamış olarak geminin ana yükünü oluşturan amforaları görüntüledik. Hemen kayaların bitiminden başlayan kumluk üzerinde yaptığımız incelemelerde de gemiye ait bir şey bulamadığımız için bu batıktaki çalışmalarımızı kısa zamanda tamamlayıp Kilise Batığı'na yöneldik. Bu geminin ana yükü mermer plakalar, sütunlar, sütun başlıklarından oluşuyor. Dikkatli incelemelerden sonra aşınmış olan sütun başlıklarının üstünde gözlemlediğimiz haç işaretleri dikkatimizi çekti. Gemi yükünün küçük bir kiliseyi kurmaya yetecek mermer malzemeyi kapsadığını saptadık. Muhtemelen çevredeki bir kent kilise kurmaya karar vermiş,

Sayfa 3/5































Anadolu’nun Sualtı Hazineleri
2002 / EYLÜL

mermer ocağına siparişini geçmiş ve hazırlanan malzemeler kente gönderilmek üzere bir tekneye yüklenmişti. Gemi, Ege Şeytan Üçgeni'nin diğer kurbanları gibi, bu noktada, bilinemeyen sebeplerden denizin derinliklerine gömülmüş. Kilise Batığı'nın hemen dibindeki batık yine Bizans dönemine ait, fakat yükü daha da ilginç: Değirmentaşları. Kumun içine gömülmüş olduğunu tahmin ettiğimiz geminin yüzeyde görünen kargosu üçer, dörder olarak dizilmiş otuzun üstünde değirmentaşından oluşuyor. Ortalama 110 santim çapında olan değirmentaşları arasında gemicilerin kullanımı için bulundurulduğunu tahmin ettiğimiz birkaç amfora ve altı adet demir çapa bulunuyor. Daha sonra yörede incelediğimiz batıklar arasında bizi en çok heyecanlandıran gemi kalıntısına geldik. Sahilden uzaklığı, çevresindeki akıntıların olumsuz etkisi ve hava dalış limitinde olan aşırı derinliği ile bizi oldukça zorlayan MS 1. yüzyıl Roma Dönemi Mermer Sütun Batığı en fazla zamanımızı alan çalışma oldu. Diğer batıklarda da olduğu gibi kumun üstünde sadece geminin yükü gözlenmekteydi.

Sayfa 4/5































Anadolu’nun Sualtı Hazineleri
2002 / EYLÜL

Muhtemelen geminin ahşabı suyun ve üstündeki ağır yükün tesiriyle ezilerek kumun içine gömülmüştü. Geminin ana yükünü sekiz adet devasa mermer tambur, bir sütun kaidesi ve muhtemelen sütun aralarını bağlayacak mermer plaka oluşturuyordu. Dikkatle yaptığımız ölçüm ve görüntülemelerden tamburların gittikçe büyüyen çaplarda ve konik yapıda olduğunu gözledik. Yani, bu sekiz tambur üst üste dizildiğinde büyük bir mabedin sütunlarından birisini oluşturacaktı. Bu sütunun hangi antik kente taşınmakta olduğunu bilemiyoruz. Bu kent rahatlıkla yakın çevredeki Didim, Milet veya Priene olabilir. Hedefimiz önümüzdeki yıllarda çalışmalarımızı denizlerde olduğu kadar, sahil şeridindeki antik liman ve kentlerde de devam ettirmek. Kim bilir, belki gelecek çalışmalarımızda tüm soruların cevabı gibi Ege Şeytan Üçgeni'nde batan diğer gemilerin sırlarını da çözmemiz mümkün olacaktır.


* Tufan Turanlı, kaptan ve sualtı araştırmacısı.

Sayfa 5/5



























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı