YÜKLENİYOR ...

























Mimar Sinan’ın şahikası: Selimiye Camii
2002 / EYLÜL

Edirne'nin üstüne örtülmüş, görkemli bir kubbe gibiydi Selimiye, ya da 90 yıllık Osmanlı payitahtının başına, II. Selim'in inayetiyle usulcacık konduruluveren paha biçilmez ve kutsal bir taç... Ama daha çok, mimarlar mimarı ve çağının Eukleides'i Koca Sinan'ın Şehr-i Edirne'ye sarı yaldızla attığı bir ustalık imzasıydı o. Beni çok uzaklardan, Osmanlı'nın en yüksek dört minaresiyle çekip alan Selimiye Camii'ni, ışıklar ve renkler içinde tanıdım. Sabahları, tam dokuz yüz doksan dokuz penceresinden doğan güneşle aydınlanan caminin içi, geceleri de üç bin yedi yüz seksen sekiz kandille ışığa boğuluyordu sanki. Duvarları süsleyen, eşi benzeri az bulunur güzellikteki İznik çinilerinin firuze ağırlıklı renkleri, lale, sümbül, menekşe, karanfil, papatya, gül ve nar çiçekleri suretinde, gecenin ve gündüzün aydınlığında farklı yansımalarla deviniyordu. Bir süre sonra ise, Sinan'ın, Ayasofya'nınkiyle yarışıp onu geçtiğini söylediği göz kamaştırıcı kubbe kendini hissettiriyordu; derinliği ve verdiği mistik atmosfer ile duyguları gündelik yaşamdan arındırıp, teslimiyete götüren...

Sayfa 1/6































Mimar Sinan’ın şahikası: Selimiye Camii
2002 / EYLÜL

Sultan II. Selim döneminin belki de tek askerî başarısı olan Kıbrıs'ın fethi; Süleymaniye Camii'nde kalfalığını bırakmış 80'lik mimarbaşı Sinan'ın kubbeli yapı arayışlarında ulaştığı nokta; Selimiye Camii'nin anıtsal bir yapı olarak ortaya çıkmasının başlıca nedenleri olmuştu. O sıralar, başkent olan İstanbul'da gösterişli bir yapının inşa edilebileceği tepe kalmadığından belki, ya da II. Selim'in dokuz yılını geçirdiği bir kente olan vefasından dolayı, cami Edirne'ye armağan edildi. Şehre hâkim bir tepe olan Sarıbayır seçilerek, istimlâka başlandı. O yıllarda, çiçekçilik Edirne'nin önemli bir gelir kaynağıydı ve bu yüzden şehrin büyük bir kısmı, bu arada Sarıbayır da çiçek, özellikle lale bahçeleri ile kaplıydı. Aynı yerdeki, küçük bir lale bahçesinin sahibi olan bir kadın, bu karara karşı uzunca bir süre direnmiş, rivayete göre... Sonunda onu Sinan'ın huzuruna çıkarmışlar ve kadın ancak bir koşulla bahçesinden vazgeçmeyi kabul etmiş. O da, caminin herhangi bir yerine, bir zamanlar burasının bir lale bahçesi olduğunu gösterecek bir işaretin konulmasıymış.

Sayfa 2/6































Mimar Sinan’ın şahikası: Selimiye Camii
2002 / EYLÜL

Böylelikle caminin inşaatı için ilk kazma 1569 yılında vuruldu. 400 kalfa ve 14 bin işçinin çalıştığı yapı, 1575 yılında tamamlanarak ibadete açıldı. Sinan, Selimiye'de ulaştığı ihtişamlı kubbenin ilk işaretlerini, İstanbul'da çinileriyle ünlü Rüstem Paşa Camii'nde vermişti. Her iki caminin kubbesi de sekiz ayak üstünde yükselir. Selimiye'de hem yerden kilit taşına kadar yüksekliği 43.28 metre ve çapı 31.28 metre olan dev bir kubbe yaratılır, hem de kubbenin üstüne oturtulduğu ayaklar geri çekilerek iç alanın da genişletilmesi sağlanır. 1575 metrekarelik iç alanında 6 bin kişi, rahatlıkla namaz kılabiliyor. Özellikle Osmanlı'nın Avrupa seferleri sırasında ordunun mola verdiği, ikmal yapıp hazırlıklarını tamamladığı bir 'istasyon kent' konumundaki zamanın Edirnesi'nde sadece caminin içi değil, geniş avlusunu da dolduran namazların kılındığı biliniyor. Pencerelerden içeri dolan günışığı, mihrabın ve hünkâr mahfilinin çinilerinden, altın değerindeki minberin mermer işlemelerinden, duvarları süsleyen hattat Hasan Çelebi'nin göz nuru çini yazılardan sekiz kubbeye doğru yükseliyor,

Sayfa 3/6

































Mimar Sinan’ın şahikası: Selimiye Camii
2002 / EYLÜL

oradan tam altındaki müezzin mahfilini aydınlatıyordu. Olağanüstü büyüklükteki mekânın yaratabileceği boşluk duygusunu, bu müezzin mahfiliyle dengeleyerek ortadan kaldırmak, tabii ki ancak Sinan'a özgü bir çözümdü. Mahfilin altındaki şadırvanın fıskıyesinden dökülen suların sesine kapılıp gitmek yerine, onu çevreleyen mahfilin mermer ayaklarından doğu köşesindekinin üzerine işlenmiş ters lale motifini aramak, camiyi ziyaret edenlere daha çekici geliyordu. Caminin çevresini dolaşmak üzere dışarı çıktığımda, revaklı iç avlunun ortasındaki 16 köşeli mermer şadırvanın başına toplananlar, öğle namazı için abdest alıyorlardı. Dış avlunun arastaya bakan tarafındaki banklarda oturan turistler içeri girmek için, namazın bitmesini bekleyeceklerdi.

Sayfa 4/6

































Mimar Sinan’ın şahikası: Selimiye Camii
2002 / EYLÜL

Buradan bakıldığında Selimiye'nin dış yüzeyinin de özenle süslendiği görülüyor, tıpkı saraylarda olduğu gibi; tek katlı revaklar, konaklarınkini andıran kalın demir parmaklıklı pencereler, sarı renkli zemine kontrast oluşturan pencere eşiklerindeki kırmızı taşlar... Anlaşılan Mimar Sinan, Süleymaniye Camii'nin mimari özelliğini öne çıkarmak adına sade bir üslubu yeğlerken, Selimiye'nin hem iç, hem de dış süslemesinde kendini frenleme gereği duymamış, bu da ortaya çıkardığı ustalık eserini anıtsal bir boyuta taşımıştı. Süleymaniye'dekine benzer bir külliyenin burada bulunmaması ise, bir eksiklik değil, aksine ana kütleyi öne çıkaran bir anlayışın ürünü olarak değerlendiriliyor... Caminin küçük çaplı külliyesi, doğu ve güney köşelerine yerleştirilmiş, bunlardan sadece medrese olanı, günümüzde Türk İslam Eserleri Müzesi olarak faaliyette bulunuyor. Batıdaki dış avlu duvarına bitişik 77 dükkânlı arasta ise III. Murad tarafından daha sonra yaptırılarak camiye eklenmiş.

Sayfa 5/6

































Mimar Sinan’ın şahikası: Selimiye Camii
2002 / EYLÜL

Bir akşamüstü Edirne'den ayrılırken beni bir tek o yolcu ediyor, kent gözden yitip gidinceye dek minareleriyle sanki bana el sallıyordu. Sabahları tam dokuz yüz doksan dokuz pencereden doğan güneşle aydınlanan caminin içi, şimdi tam üç bin yedi yüz seksen sekiz kandille ışıl ışıl olmalıydı. Onu ışıklar ve renkler içinde tanımıştım ve hep öyle anımsayacağım.

* Ersin Toker, yazar.

Sayfa 6/6




























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı