YÜKLENİYOR ...

























Baştan başa mavi bir bahçe KANDİLLİ
2002 / EYLÜL

İstanbul'da bazı semtler vardır ki, adını ilk telâffuz ettiğinizde zihninizdeki ilk çağrışım tek bir imgede vücuda gelir. Bir semte ilişkin belleğin canlandırdığı şey zamanla ne denli değişirse değişsin, o ilk imge zihnin biricik sevgilisi olarak daima yerini korur. Şimdi hangi saikin sebep olduğunu hatırlamadığım bir biçimde Kandilli benim için hep Kandilli Kız Lisesi ile başlar. Bir Kerime Nadir romanını hatırlatarak. Eski pembe bir hayal gücünün yarattığı, İstanbul'un zarif ve masum aşklarının hayali lisesidir o. Lisenin o kavisler yaparak, giderek dikleşen yemyeşil korusunun yolu ve nihayet tam tepeye ulaşıldığında nefes kesen manzara. Ve ilk gençlikleri ve ilk aşklarını yaşamakta olan birbirinden cıvıltılı genç kızlar. Gerçek bir yokuştur sizi bekleyen, Kandilli Kız Lisesi'ne doğru. Her bir yamaçta manzaraya biraz daha yaklaşırsınız ve her kıvrım kalbinizi biraz daha çarptırır. Sonunda zirveye ulaşırsınız, soluğunuzu kesen yokuş değil o manzaradır.

Sayfa 1/6






























Baştan başa mavi bir bahçe KANDİLLİ
2002 / EYLÜL

Cemal Süreya'nın, "Sen el kadar bir kadınsındır / Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli / Bazı ağaçlara kapı komşu / Bazı çiçeklerin andırdığı" dizelerini yazdığı ilk göz ağrısı Seniha ile aşkı da Kandilli'de çiçeklenmiştir. Doğal güzelliği ve eşine nadir rastlanacak manzarasıyla Kandilli öteden beri sanatçıları büyüleyen bir İstanbul semtidir. Özdemir Asaf'ın "Yalılar bir hayal için denize sarkıyor / Yalılar bize bakıyor, denize bakıyor" deyişiyle tam bir bütündür Kandilli. Anadolu yakasında, Boğaziçi'nin en dar yerinde, tam Bebek Koyu'nun karşısında yer alan bu semtte Küçüksu ile Kandilli Burnu arasında birbirinden ilginç yalılar vardır çünkü. Boğaziçi'nin en geniş cepheli yalılarından biri olan Kıbrıslı Yalısı örneğin. Sütunları tahtadan ve tavanı kubbeli bu yalının resimlerle bezenmiş tavanları gerçekten de görülmeye değer. Yalının sakinlerinin hikâyeleri bile başlı başına bir roman konusu. Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa'nın yaptırdığı yalıya ikinci kuşak olarak 'Kıbrıslılar'dan, ünlü Babıâli baskınında hayatını kaybeden Tevfik Bey sahip olur.

Sayfa 2/6

































Baştan başa mavi bir bahçe KANDİLLİ
2002 / EYLÜL

Kardeşi Şevket, Yahya Kemal'in de arkadaşıdır, bu yüzden şair de sık sık bu yalıda kalır ve yine yakındaki, ahşap Abud Efendi Yalısı'nda kalan güzel Belkıs Hanım'ı hayranlıkla seyreder. Kimbilir belki de o hayranlıkla şu dizeleri yazmıştır Yahya Kemal: "Kandilli'den Çubuklu'ya çıktık gezintiye / Yalnız kürek sadası gelen bir kayıktayız / Bizler mi vakti hoşça geçirmekteyiz bugün? / Şüphem budur: Vakit mi geçirmektedir bizi?". Şu anda Rahmi Koç'un sahibi olduğu Kont Ostrorog Yalısı'ndan da söz etmek gerekiyor Kandilli deyince. Muhteşem aşı boyalı bu yalı Osmanlı uyruğuna geçmeye karar vermiş Polonyalı bir aristokrat olan Kont Ostrorog'a aitmiş. Pierre Loti'nin de bu yalıda sık sık konuk olduğu söylenir. Boğaziçi'nin kuzey-güney yönündeki akıntılarına topoğrafik bir engel oluşturan Kandilli'de sular hep akıntılı ve çalkantılıdır. Çırpıntılı denizi, akıntılı suları nedeniyle Akıntı Burnu adı verilen Kandilli Burnu'ndaki bu semte çok çeşitli adlar verilmiştir tarihte. Antik çağda Echia, Bizans döneminde ise dik yamaçları nedeniyle Prookhtoi. Tarih boyunca da çeşitli gezginler farklı adlarla anmışlardır bölgeyi.

Sayfa 3/6

































Baştan başa mavi bir bahçe KANDİLLİ
2002 / EYLÜL

Anton Dethier sert akıntılar yüzünden 'tehlikeli' anlamında 'Perirron'; tarihçi Pitton de Tournefort 'Bosforus Nikopolis'; Pierre Gilles ise 'Moltorino' denildiğini yazar. Bir başka varsayım göre ise şöyledir Kandilli'nin bu adı alışı. Geceleri gemicilere işaret vermek için sürekli yakılan işaret fenerleri nedeniyle bu semte Kandilli denmiştir. Kandilli'de 18. yüzyıla kadar padişahların ünlü Bağçe-i Kandil diye geçen Kandilli Bahçesi'nin dışında yerleşim olmadığı biliniyor. Evliya Çelebi şöyle yazmış o güzelim bahçe için "Kandilli Hasbahçesi Göksu'nun cenubu karşısında öyle bir bağ-ı iremdir ki Murad-ı Salis binasıdır". Set set yükselen sümbül ve lale kokuları, kasırlar ve şadırvanlarla dolu bu bahçe belki artık yok, ama Kandilli baştan başa bir mavi bahçe, bir yaz bahçesi zaten.

Sayfa 4/6

































Baştan başa mavi bir bahçe KANDİLLİ
2002 / EYLÜL

Kandilli'de iskele meydanındayım şimdi. Şirin vapurların yalılara el sallayarak geçtiği o meydan. Arnavut kaldırımlı meydanda I. Mahmud çeşmesi mihenk taşı. Meydanın iki yanını iki balıkçı lokantası paylaşmış. Kalamar, kalkan gırla giderken çınarların bahşettiği hafif bir rüzgâr neşeli kalabalıkların kahkahalarına eşlik ediyor. Kıyıdan ayrılmak zor ama yürüyorum. Sokaklarını hissediyorum Kandilli'nin. Sıraevler Sokağı'da birbirinden güzel bahçelerin çevrelediği, köşklerin, köşk kadar güzel yeni boyanmış, pırıltılı cepheleriyle ahşap evlerin Kandilli'yi seyrettiği sokakta ilerliyorum. Çiçek cümbüşü içindeki bahçelerinde, tembel ama mutlu mutlu şezlonglarına uzanmış insanlar gülümsüyor. Çocuklar keyifle koşuşturuyor.

Sayfa 5/6
 

































Baştan başa mavi bir bahçe KANDİLLİ
2002 / EYLÜL

Gece oluyor yavaş yavaş, bütün ışıklar yanıyor karşıda. Selam Bebek sana. Ama ben buradayım ve burada olmaktan mutluyum...


*Aycan Saroğlu, yazar.

Sayfa 6/6
 




































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı