YÜKLENİYOR ...

























Gladyatörler
2002 / EYLÜL

Çalgıcılar gelişlerini duyuruyor. Seyircilerin uğultusu ve müziğin şiddeti arenanın dışına, kentin uzak mahallelerine dek yayılıyor. Gladyatörler, gösterişli kiralık giysiler içinde, ilk ve belki de son kez taşındıkları tahtırevanlarından iniyor. Tribünlerde, kendilerine ayrılan özel yerlerde oturan kentin önde gelenleri, soylular, bürokratlar ve hatta imparator, gladyatörler üzerinden oynadıkları bahis ya da yatırımlardan elde edecekleri kârları hesaplarken, gösteriyi düzenleyen kişi, silahların yeterince keskin ve öldürücü olup olmadığını kontrol ediyor. Eğitmenler, arena temizleyicileri, tellallar, güvenlik güçleri, palyaçolar ve daha bilumum görevli yerlerine çekilirken çalgıcılar da gerilimi artıracak vurgular için hazırlanıyor. Bir gece önceki son ziyafet yemeğinde birbirlerine göz ucuyla veda eden gladyatörlerin bakışları artık kapılarda.

Sayfa 1/7






























Gladyatörler
2002 / EYLÜL

Ruhları yeraltı dünyasına taşıyan Charon ya da Mercur'ün görüntüsüne bürünmüş kölelerin ifadesiz yüzlerinden kaderlerini okumaya çalışıyorlar. Bedenleri, ya, ölüm tanrıçasını simgeleyen Porta Libitinensis'ten (Ölüm Kapısı) sürüklenecek, ya da Porta Triumphalis'ten (Zafer Kapısı) özgürlüğe kavuşacak. Bunun için de yalnızca iki seçenekleri var: İyi dövüşmek ya da iyi ölmek... Gerisi bir öyküde, yazıtta ya da bir mozaikte tamamlanacak. Thrax'lar, Samnit'ler, Hoplamachus'lar, Retiarius'lar, Venator'lar... Bir zamanlar, antik Roma uygarlığının en büyük eğlence sektörüne hizmet eden, farklı kavimlerden, farklı dövüş stili ve silahlara sahip yüzlerce, binlerce gladyatör... Aslında onların çoğunu tanıyoruz. Heybetli kılıçları, parlak zırhları, süslü miğfer ve dizlikleriyle bilgisayar oyunlarından, beyazperde ya da dövüş kursları veren modern gladyatör okullarından 21. yüzyıl insanının hayal gücünü ve öykündüğü simgeleri beslemeye devam ediyorlar halen. Kimi hafif, kimi ağır silahlarla donatılı.

Sayfa 2/7































Gladyatörler
2002 / EYLÜL

Ağlar, kementler, oklar, uzun ya da kısa kılıçlar, ucu kıvrık kamalar, küçük ya da büyük kalkanlar, üç ağızlı mızraklar, zincirler... Her bir silah, dövüşçüye farklı hareket ve hamle yeteneği kazandırıyor. Eğer bir Retiarius olmak istiyorsanız, ağ ve mızrakla dövüşmek zorundasınız. O zaman en gözde hasmınız ya da avınız, mırmır balığını temsil eden Murmillo olacaktır. Ama en çok tercih edilen dövüşçü tipi, köleliğe karşı koyuşun simgesi Spartacus yani bir Thrax olmak. Zırhı delmeye yarayan ucu kavisli bir hançer ve küçük bir kalkanla savaşmanın hünerleri onlarda gizli. Elbette, vahşi hayvanlarla dövüşen bir Venatör ya da göze alınabiliyorsa gözleri kapatan miğfer giyen bir Andabata ile de seçenekler daha da artırabilir, hızlı bir sona razı gelinildiği sürece. Ama sonuçta, hangisi olunursa olunsun, mezar taşlarına düşen sözcükler neredeyse hep aynı: "..Philokynegos Makedon'dur adım, yenilmez gladyatör, bronz çelenkli... Yalnızlıktan başka bir şeyim yok artık.. Ortak yazgıyı paylaşıyorum (gömüldüğüm yerde)!"

Sayfa 3/7
































Gladyatörler
2002 / EYLÜL

Bugünlerde Selçuk Müzesi'nde izlenilebilen bir sergi, dövüş sanatının ardında yatan dünyayı tüm somutluğuyla gözler önüne seriyor. Adı, Efes Gladyatörleri Sergisi. Onların öykülerini bir mezar taşı ya da anıttan, silah, giysi ve aksesuvarlardan ya da illüstrasyonlardan okuyoruz. Milaslı Kalitos'a ait bir mermer kabartmadaki çelenk sayısı, onun sekiz dövüş kazandığını anlatıyor. Bir başka gladyatör betimlemesinde yer alan palmiye, dövüşçünün aldığı ödülü simgelerken, boyunlarındaki halatlarla sırt sırta vermiş iki çıplak figür onların ölüme mahkum edildiklerini ifade ediyor. Olası vahşi hayvanlara karşı ellerindeki cılız silahlarla dövüşe hazırlanıyorlar. Hiç şansları yok. Kökeni, ölen kişinin sonsuz yolculuğuna eşlik etmek üzere yapılan kurban ritüeline dayalı gladyatör dövüşleri, Roma'da ilk kez MÖ 264 yılında, Junius Brutus'un oğulları tarafından, ölen babalarının anısına düzenlenir.

Sayfa 4/7






























Gladyatörler
2002 / EYLÜL

Bu gösteri öylesine tutulur ki, soylular ya da zenginlerin ölen yakınları için gladyatör dövüştürmek kısa sürede bir geleneğe dönüşür. Dövüşçülerin sayısı kaçınılmaz olarak artar. Sektör kendiliğinden oluşmaya başlar. Organizatörler ya da finansörler piyasaya çıkar, okullar kurulur, eğitmenler tutulur. Gösteri çılgınlığı ve saçılan paralar karşısında Roma, kentsoylularını korumak için dövüş ve dövüşçü sayısını azaltmak gibi bir dizi önlem almaya başlar. Julius Caesar (MÖ 100-44), yıllar önce ölen babasının anısına 320 çift gladyatörü karşılaştırdığında, Roma'nın mikrokosmos dünyasını simgeleyecek olan asıl 'arenanın' temelleri de atılmış olur. Caesar, antik kaynaklarda yazılanlara göre, gümüş zırhlar içinde dövüştürttüğü gladyatörler üzerinden oyları toplar.

Sayfa 5/7






























Gladyatörler
2002 / EYLÜL

Arena, prestij, güç ve zenginliğin yarıştığı bir meydandır artık. İnfazlar, kılıçların sesi ve kurban kanı, politik zaferlere kapı aralarken, ölümüne dövüşler, ordunun savaş ruhunu ve disipline olmasını tazeler sürekli. Antik yazarların düştükleri notlara bakılırsa, gösterilerin savaş seferlerinden önce düzenlenmesi ya da karargâhlara taşınması hiç de boşuna değildir. Ve imparatorluk başka toprakları fethedip sınırlarını genişlettikçe oyunlar da artar. Arena artık imparatorluğun gücünü sembolize etmektedir. Uzak eyaletlerden getirilen değişik kültürlerden esir askerler ve egzotik hayvanlar imparatorluğun ne denli yayıldığını göstermek için ideal bir alandır. MS 7. yüzyılda tamamen ortadan kalkan gladyatör oyunları, yazar Theodoret'ye göre dövüşleri engellemek isteyen bir keşişin arenada ölmesiyle son bulur. Ama o vakte kadar, 10 binlerce insan ve hayvan arenanın tozunda yok olur.

Sayfa 6/7
 





























Gladyatörler
2002 / EYLÜL

Yalnızca, arenaların arenası Colosseum'un (Roma) MS 80'de düzenlenen ve yazılanlara göre 100 gün süren açılış töreninde yaklaşık 9 bin egzotik hayvan öldürülür. Augustus (MÖ 27-MS 14), 5 bin çifti ve 350 hayvanı, Trajan (MS 98-117), Dacia (Romanya) zaferi kutlamalarında yine bir o kadar insanı kitlesel olarak dövüştürerek birbirine kırdırır. Yüzlerce kişi, dramalardaki karakterleri, mitolojik kahramanları 'ölerek' canlandırır. Doğal ortamlarından alınarak arenalara sürülen Nubia gergedanları, Kuzey Afrika filleri ve Suriye arslanlarının bu ülkelerdeki soyu tamamen tükenir.

* Nermin Bayçın, arkeolog.

Sayfa 7/7
 

























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı