|
Önce, kanolar minibüse özenle yerleştiriliyor, yılların tecrübesiyle her şey yerli yerinde... Bu arada alışveriş işi de bana kalıyor, seve seve markete koşuyorum. On kişilik bir grubuz, Barhal'ı takip ederek yukarılara tırmanmaya başlıyoruz. Altıparmak Dağları uzaktan gözüküyor, hâlâ Karadeniz'de olduğumuzun farkına varıyorum. Oysa, iklim ve bitki örtüsü çok farklı. Sahil şeridindeki yeşil bitki örtüsünden eser yok. Burada hâkim renk sarı ve tonları. Doğu Karadeniz Dağları'nı aşamayan nemli iklim buraya sokulamıyor. Kara iklimi hüküm sürüyor.
Nehirle yol birbirinden hemen hemen hiç ayrılmıyor. Yüzyıllık dostlukları hâlâ devam ediyor. İki saate yakın yolculuktan sonra start yerine varıyoruz. Nehrin bu kesimi aşağıya göre daha dar, dolayısıyla akım hızı daha fazla. Bu da daha fazla heyecan demek. Rapid denilen çağlayanların çokluğu ekibi daha işin başında heyecanlandırıyor. Büyük bir şelaleye yaklaşılınca ekibin en tecrübelisi David, önden gidip akıntının durumuna bakıyor, hangi taraftan gidilmesi gerektiğini, özellikle tecrübesiz olanlara defalarca anlatıyor. İlk önce David'i görüyorum..
|