YÜKLENİYOR ...

























Komşu köşk: Sakıp Sabancı Müzesi
2002 / AĞUSTOS

İstanbul'da, Boğaziçi'ni en iyi anlatan ve yaşatan yerlerden biridir Emirgân. Ulu ağaçları, renkli köşkleri ve yaz başlarında fışkıran laleleriyle koruyu anımsar kimileri belki veya çınaraltında sevdiğiyle baş başa yudumladığı bir bardak demli çayı ya da deniz kıyısında oltasını denize sallayıp, türlü hayallere dalıp giden amatör balıkçılık sevdalarını... Emirgân, eski bir Boğaz köyünün nostaljisine takılı kalan hayalleri, kentli olmanın gerçeğiyle zenginleştirecek özel bir mekâna sahip artık. Türkiye'nin önde gelen işadamlarından Sakıp Sabancı'nın yıllardır yaşadığı Atlı Köşk'ü, Sabancı Üniversitesi bünyesinde İstanbul'un en modern ve çağdaş müzesi haline getirildi. Ziyaretçileri, önce girişteki at heykeli selamlıyor, sonra her köşesinden nefis Boğaz manzaraları sunan görkemli bahçe kucaklayıp, Atlı Köşk'ün merdivenlerine kadar getiriyor.

Sayfa 1/6






























Komşu köşk: Sakıp Sabancı Müzesi
2002 / AĞUSTOS

Girişte, karşıdaki ahşap merdivenler ve onun duvarlarına asılmış büyük boy iki tablo sizi elinizden tuttuğu gibi ikinci kata doğru çekiyor. 'Testi taşıyan kadın' ile Fausto Zonaro'nun 'Kabak Taşıyan Genç Kız'ı o kadar tanıdık geliyor ki insana, müzeye değil de komşu evi ziyarete gelmiş gibi oluyorsunuz. Bu katta, 'giriş' okunun gösterdiği odaya girer girmez, kulaklarda tınlayan ince saz semaisi ve loş bir aydınlıkla karşılaşılıyor. Günışığının giremediği, ışığa duyarlı 'altın harfler'in titizlikle sergilendiği bu bölümde, Kuran ve dua kitapları yer vitrinlerinde korunurken levhalar, kararnameler, beyanlar, padişah tuğralı fermanlar çerçeveler içinde duvarlardaki yerini almış. Osmanlıların görkemli sanat dallarının başında gelen hat sanatına özel ilgi duyan Sakıp Sabancı'nın Prof. Memduh Yaşa'nın teşvikiyle ilk satın aldığı hat ise II. Mahmud'un kendi el yazması. Ama, 400'ü aşkın hattan oluşan koleksiyona en büyük katkı hattat, eksper ve hoca Emin Barın'dan gelmiş.

Sayfa 2/6































Komşu köşk: Sakıp Sabancı Müzesi
2002 / AĞUSTOS

New York Metropolitan Müzesi, Los Angeles Sanat Müzesi, Harward Üniversitesi Arthur M. Sackler Müzesi, Louvre Müzesi, Berlin Guggenheim Müzesi ve Frankfurt Sanat Müzesi'nde 'Altın Harfler' adıyla sergilenen koleksiyon büyük ilgi görmüş. Sultan III. Murad tuğralı berat, Fatih Sultan Mehmed tuğralı vakfiye, Hasan Rıza'nın, Çömez Mustafa Vasıf'ın, Yedikuleli Seyit Abdullah'ın Hilye-i Şerifleri ve Sultan Abdülaziz'in tombaklı tuğra levhası bu bölümde insanın hemen gözüne ilişiveren değerli örneklerden sadece birkaçı. Ahmet Karahisari'nin el yazması Kuran'ı da koleksiyonun değerli eserleri arasında bulunuyor. 'Altın Harfler'in sergilendiği, müzenin ışığa kapatılmış kalbi ile aynı katta bulunan 'Orta Oda' ise Boğaziçi'nin nefis seyirliğine açılıyor. Anadoluhisarı'ndan Beykoz sırtlarına dek uzanan Boğaz manzarası, ilk anda insanın gözüne 'celî sülüs bir levha' gibi görünüyor, laf aramızda.

Sayfa 3/6
































Komşu köşk: Sakıp Sabancı Müzesi
2002 / AĞUSTOS

Giriş katına yeniden dönüldüğünde fark edilen sol taraftaki Kırmızı Oda ile sağ taraftaki Mavi Oda ve içerdeki yemek odası, Sabancı Ailesi Anı Salonları adını taşıyor. Küçük heykeller, çeşitli porselenler, antika biblolar ve mobilyalardan oluşan 150 parça dekoratif eşyanın sergilendiği yer burası. Son oda ise Sakıp Sabancı'ya özel; birkaç kişisel eşya, duvarları dolduran nişanlar, beratlar, fotoğraflar... Köşkten galeriye geçişte bulunan kış bahçesi, kafe olarak düzenlenmiş. Henüz faal değilse de buradaki masalarda oturup bir süre dinlenmek mümkün. Bu dinlenme anından yararlanarak, köşkün hikâyesine kısaca bir göz atalım. 19. yüzyılın sonlarına doğru Mısır Hıdivi İsmail Paşa'nın meşhur sahilsarayının bulunduğu araziyi satın alan Prens Mehmet Ali Hasan, aynı yere 1923 yılında Edouard de Nari'ye bu köşkü yaptırır.

Sayfa 4/6






























Komşu köşk: Sakıp Sabancı Müzesi
2002 / AĞUSTOS

Yaz aylarında İstanbul'a gelip giden Hacı Ömer Sabancı, bu kente yerleşmenin ilk adımını atar: 1951'de köşkü, sahibi İffet Hanım'dan üç yüz bin liraya satın alır. O yıllarda Hacı Ömer'in sermayesi beş milyon lira civarındadır. Hacı Ömer'in köşkle beraber aldığı bazı eski eşyalar ise, onun daha sonraki yıllarda edineceği antika toplama merakının başlangıcını oluşturur. Bu arada, Mahmud Muhtar Paşa'nın Moda'daki Mermer Konağı'nın bahçesinde bulunan 1864'te Paris'te dökülmüş bronz at heykeli de alınarak köşkün önüne konulur. Köşke adını veren bu attır. Bahçe girişindeki 1957'de İtalya'dan getirilen atın heykeltıraşı ise ilhamını, Sultanahmet'ten İtalya'ya götürülen güneş tanrısı Helios'un arabasını çeken atlardan almıştır. 1966'da Hacı Ömer Sabancı'nın vefatından sonra köşk bir süre boş kalır. Sonra Sakıp Sabancı, ailesi ile gelerek köşke yerleşir. 1998'de köşkü devralan Sabancı Üniversitesi, Haziran 2002'de müzenin kapılarını ziyaretçilere açar.

Sayfa 5/6






























Komşu köşk: Sakıp Sabancı Müzesi
2002 / AĞUSTOS

Artık, müzenin tasarımında köşkü tamamlayan, galerilere geçebiliriz. Galerilerin bahçeyle bütünleşen ön cephelerinin tamamen cam olarak düşünülmesi ve mekânda kullanılan bol ışık, 19. yüzyıldan günümüze uzanan Osmanlı ve Türk ressamlarının değerli tablolarını çok canlı gösteriyor. Klasik Batı müziği eşliğinde önce İbrahim Çallı şöyle bir görünüyor, hemen yanıbaşında Bedri Rahmi ve Fikret Muallâ ile. Sırada Feyhaman Duran, Şeref Akdik, Ruhi Arel, Şevket Dağ, Nazmi Ziya ve Osman Hamdi de var. Müzeden çıkınca geniş bir parkı andıran bahçe, bir türlü bırakmıyor insanın yakasını. Sonra Emirgân ve Boğaziçi ki, İstanbul'un ta kendisi...


* Ersin Toker, yazar.

Sayfa 6/6

























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı