YÜKLENİYOR ...

























Kilit kilit üstüne...
2002 / ŞUBAT

Bir zamanlar dışarıdan açılan kapılar vardı. Mutlaka hatırlarsınız, o, kimi gözalıcı doğal boyalarla şenlendirilmiş mandallı ahşap kapıları... Hani şu, çalmaya gereksinim duymaksızın, üzerindeki delikten sarkan ipini çekip tuttuğunuzda hemen açılıverenler... Ziyaretçiyi sorgusuz kabul edişin, konukseverliğin ve güvenin bir göstergesi olduğunu algılamaksızın içeriye, özerkliğe özgürce dalışın zamanlarına ait kapılar... Bir zamanlar onlara her yerde, büyük kentlerde bile rastlanırdı. Geleneksel dokusunu, anlayışını taşıyan, kentin ayrıksı küçük mahallelerindeki evler, mülkiyeti koruma kaygısına ve birbirlerine yabancılaşmaya inat, kapılarını açık tutarlardı hep. Bugüne gelince, onlar artık kıyıdan köşeden uzaklarda, pek kolay erişilemeyecek yerlerde kalmış görünüyor. Peki, kapılara kilit ne zaman vurulmuştu: Kilidin tarihine baktığımızda anımsamaya çalışmamızın boşuna olacağını görürüz. Çünkü mülkiyeti koruma çabası sandığımızdan çok daha eskilere gidiyor. Bilinen en eski kilit örneği günümüzden yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait. 'Mısır Kilidi' olarak anılan bu kilit, ahşap, ilkel görünümlü,

Sayfa 1/6






























Kilit kilit üstüne...
2002 / ŞUBAT

basit bir mekanizması olan bir araç. Ne var ki, bu özellikleri onun işlevselliğinin mükemmeliyetini engellememiş; mantıksal kurgusu, bin yıllar boyunca pek çok dahice buluşa temel olmuş. Ama kilidin ilk olarak Mezopotamya topraklarında ortaya çıktığı düşünülüyor. Irak'taki Ninova saraylarında bulunan bir buluntu da, bu varsayımı güçlendiriyor. Ve kilit, yine ilk kez bu topraklarda yaratılan yazında çoğalarak anlam yüklüyor kendine: "Lu-Ninurta'nın kızı Nin-dada ağzını açmadı, dudak(ları) kilitli kaldı." Dünyanın bilinen ilk mahkeme kararında geçen bu ifade, yaklaşık MÖ 1850'ye tarihlenen bir Sümer tabletine ait. Öykü, kocasını öldüren üç kişiyi yetkili makamlara bildirmeyen 'suskun kadın'da kitleniyor. Mezopotomya kadim yasalarında yer alan bir başka ifade ise binlerce yıl öncesinin kültürüne farklı yönden kapı açıyor: "Eğer bir oğul babasına derse ki, 'sen benim babam değilsin', o (baba) onun (oğlun) kilitlerini keser, onu köle yapar ve para için satar." İşte, kilit ve onu açacak olan anahtarın öyküsü buralarda bir yerlerde başlıyor. Gelin, insanoğ- lunun yarattığı gelmiş geçmiş en ilginç malzemelerden

Sayfa 2/6































Kilit kilit üstüne...
2002 / ŞUBAT

birinin,yalnızca güvenliği değil, aynı zamanda gücü, otoriteyi ve prestiji simgeleyen bu iki parçanın izine düşelim... Eski Mısır'da bir evin efendisi, gücünü ve zenginliğini sahip olduğu anahtar sayısıyla gösterirmiş. Bu anahtarlar öylesine büyükmüş ki, kölelerin omuzlarında taşınırmış. Ne kadar çok anahtar, o kadar çok köle... Tabii bununla yetinilmemiş: Çağlar boyunca, ülke topraklarını yönetenlerin aynı zamanda yeryüzü, deniz ve hatta ölümsüzlüğe açılan kapıların anahtarlarının bekçileri olduğuna inanılmış, imparatorların, soyluların sancaklarında hanedan arması, tıpkı günümüzde de olduğu gibi, kentlerarası işbirliğinin ve resmi mühürlerin simgesi olmuş. Ve böylelikle, bugün de sürdüğü gibi, bir kent, saray, şato ya da sur anahtarının teslimi, törensel olaylara dönüşmüş. Ama Ortaçağ'ın Madritlileri, nedense bu kilit ve anahtarlara pek güven duymamış. Zengin ev sahipleri, malikânelerini korumak için kilitlerin üstüne bir de anahtar taşıyan gözetleyiciler tutmuş. Ev sahibi eve giriş çıkış için ellerini kuvvetle çırpınca bu taşıyıcılar koşturup kapıları açarmış.

Sayfa 3/6
































Kilit kilit üstüne...
2002 / ŞUBAT

Böylelikle, bu her seferinde yapılan gürültülü patırtılı gösteri çevredeki hırsızların eve göz dikmesine engel olurmuş. Öte yandan, kilit ve anahtarın tarihsel gelişimindeki en büyük rolü de soyguncuların oynadığını unutmamak gerekir. Kapılara, mezarlara soyguncuları korkutmak için yazılan lânetler elbette yeterli değildi. Eski Yunanlılar, Yakındoğu'dan aldıkları kilitli bir parça geliştirmiş, ahşap sapını özenle işledikleri orak biçiminde anahtarlar yaratmışlardı ama yine de güvenli değildiler. Onların yerine geçecek bir maymuncuk her zaman kolaylıkla üretilebiliyordu. Romalılar ise kilitte önemli bir adım atmıştı. Metalden yaptıkları kilidi açabilmek için doğru anahtar kullanmak gerekiyordu. Ustaca bir tasarımdı ama ne var ki, bu kilitler de soygunculara dayanmıyordu. Romalılar bir ilke daha imza atmışlardı: Küçük boy anahtarlar... Bunlar öylesine küçüktü ki, yüzük olarak parmağa takılabiliyordu. Asma kilitleri de onlar geliştirmişlerdi. Çin kökenli olduğu düşünülen bu kilitleri ilk kez, Avrupa ve Asya arasında gidip gelen tüccarlar kullanmışlardı. Onlara tarih boyunca hep ayrı bir özen gösterilmişti.

Sayfa 4/6






























Kilit kilit üstüne...
2002 / ŞUBAT

Farklı toprakların kültürlerini yansıtan süslemeleriyle onlar çok sevimli ve güzeldi. Öyle ki, genelde, geometrik desenli, ejderha, at, köpek, fil, gergedan gibi hayvan şeklinde olan kilitler, insanlar arasında armağan olarak bir değer kazanmıştı. Mimarinin ve sanatın bambaşka bir çehreye büründüğü ortaçağda ise, kilitler ve anahtarlar da evrime uğrar. Gotik üslubun parıltısında, tüm zamanların en güzel kilitleri ve anahtarları yaratılır. Onlar artık birer sanat eseri niteliğindedir, demir zanaatçıları da birer sanatçı. Metal işleme sanatının doruk noktasına eriştiği bu dönemde ustalar uluslararası ün kazanır. Seçkin bir mesleğin yani çilingirliğin seçkin ustaları olarak Avrupa krallarının, özellikle Fransız ve Alman soylularının saraylarına, şatolarına davet edilirler. Onların artık soğuk demirle çalışabilecek yeterlikte zamanları vardır. Onun için de metali, oyma, kakma, dövme, kazıma yöntemleriyle bir dantel gibi işlerler. Rönesans etkileriyle birlikte 17. yüzyıla kadar varlığını sürdüren bu sanat anlayışında, son derece zarif, sofistike formlar yaratılır. Ve onları süslemek için pirinç, fildişi gibi

Sayfa 5/6






























Kilit kilit üstüne...
2002 / ŞUBAT

değerli malzemeler kullanılmaktan kaçınılmaz. Bu uğraşı öylesine merak ve hayranlık uyandırıcıdır ki, çilingir zanaatçıları dışında da ustalar çıkar ortaya. Marie Antoinette'in kocası, Fransa Kralı 16. Louis, usta bir çilingirdi. Krallık işini pek sevmiyordu. O, daha çok mekanik düzenekler üzerinde çalışmaktan, metali işlemekten ve en çok da kilit yapmaktan hoşlanıyordu. Özellikle demirden yaptığı dolap-kasasıyla pek övünürdü. Duvara gizlediği bu dolaba özel belgelerini saklamıştı. Ama ne yazık ki, devrimcileri hesaba katmamıştı. Gizli bölüm hemen açığa çıktı ve içindekiler onun suçlanmasına yardımcı olan en önemli belgeler oldu. "Zavallı Louis," denildi onun ardından, "Kötü olan krallığı kadar iyi bir çilingirdi!" Kilidin ve anahtarın öyküsünün bir bölümünü, hem de en önemli parçasını, Ortaçağ ve sonrasını yansıtan Osmanlı dönemi kilitleri ve anahtarlarında da görebilirsiniz. Onun için de, Üsküdar Bitpazarı'ndaki, kilitlerini halen bir çocuk tutkusuyla sevip okşayan koleksiyoncu 'Rıdvan Üstat'ın yerine uğramanız gerekiyor.
* Nebil Üster, yazar.

Sayfa 6/6

























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı