YÜKLENİYOR ...

























Müzedeki Anadolu
2002 / ŞUBAT

Türkiye'de özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinde giderek hızlanan köyden kente göç olgusu, geleneklerde hızlı bir değişime yol açtı. Mimariden giyime, günlük yaşama alışkanlıklarından küçük el sanatlarının her alanına kadar yansıyan değişim ve iletişim araçlarının etkisiyle biçim değiştiren veya kaybolan geleneksel sanat dalları, elde kalan malzemenin tespitini, toplanmasını gerektiriyor. Bu amaçla 1970'li yıllarda, Türk ve İslam Eserleri Müzesi bünyesinde 'Etnografya Bölümü' adı altında yeni bir koleksiyon oluşturmak için çalışmalara başlandı. Müzenin en genç bölümü olan Etnografya, 1983 yılında İbrahim Paşa Sarayı'na taşındıktan sonra eserlerini sergileme imkânına da kavuştu. Şu anda Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden toplanan etnografik eserler, binanın miarîn olanaklarına göre oluşturulmuş bir orijinal konsept içerisinde sergileniyor. Bu bölümler kırsal alan göçerleri, yerleşik düzene geçen köy yaşamı ve daha gelişmiş şehir yaşamları; halı-kilim tezgâhları, doğal boyar maddelerle yün boyama teknikleri, dokuma ve işleme sanatı örnekleri, yöresel zenginlikleri içinde giysiler, ev eşyaları, el sanatı

Sayfa 1/5






























Müzedeki Anadolu
2002 / ŞUBAT

örnekleri, göçer çadırları, at koşum takımları gibi malzemeler ile Türk halk yaşamından kesitler sunuyor.
Etnografya Bölümü'nde görülebilecek halk yaşamına özgün eserlerden biri topakev. Afyon, Emirdağ'da yakın zamana kadar kullanılan ve bir örneği müze için satın alınan topakev, bin yılı aşkın bir süredir Türklerle Moğolların kullandıkları kubbeli, keçe kaplı çadır tipinin bir örneği. Keçe kışın sıcak, yazın serin tutan ve su geçirmeme özelliğine sahip bir malzeme olması nedeniyle tercih edilmiş. Topakevin taşıyıcı elemanları, çadırın kubbesini taşıyan tekerlek, bir makas gibi açılıp kapanabilen 'derim' adını alan ana kasnak ve tüm konstrüksiyonun ortasında yer alan ve tekerleğin oturduğu direkten oluşuyor. Çadırın etrafını çeviren ve 'kanat' tabir edilen dört veya daha fazla parçadan oluşan keçe, ahşap kapı kasasının iki yanında geriye doğru kıvrılarak sabitlenir.
Keçi kılından dokunma Yörük Çadırı ise Güney Anadolu'da, Toros Dağları'nda yakın zamana kadar göçer yaşamı sürdüren Saçıkara yörük aşiretinden satın alınmış. Kara çadırlar, yörük

Sayfa 2/5

































Müzedeki Anadolu
2002 / ŞUBAT

kadınları ve 'mutaf' denilen erkek dokumacılar tarafından günümüzde de dokunmakta. 'Sitil' adı verilen kanatları, çadırın üst parçasına ağaç çivilerle tutturulur ve 'dolak' veya 'dolama' denilen hasır içeriye rüzgârın, tozun girmesine engel olur. Keçi kılı elyafından kara çadır dokumasının uzun tüyleri nedeniyle, haşere ve sürüngenler üzerinde yürüyemediğinden içeri de giremiyor. Bu dokuma yağmur da geçirmiyor. Yörüklerin içlerinde eşyalarını sakladıkları dikey desenlerle dokunmuş 'alaçuvallar', aynı zamanda çadıra gelen misafirlerin, oturunca sırtlarını dayayabilecekleri rahat bir dayanak. Yere serili olan kilimler, Saçıkara aşiretine özgü desenlerle dokunmuş. Halı ve kilim adı altında toplanan düz dokuma türleri ise özellikle hayvan besleyen göçebe kültürlere ait bir sanat olarak en eski devirlerden beri biliniyor. Dikey tezgâhlarda dokunan halı ve kilimler, yaratıldıkları çevrenin doğasını yansıtan boyaları, çok eskilerden beri süregelen motif ve kompozisyonları ile zengin ve köklü bir geleneğin günümüze uzantısını oluşturuyor.

Sayfa 3/5

































Müzedeki Anadolu
2002 / ŞUBAT

Yuntdağı'ndan bir köy evi düzenlemesi ise Etnografya Bölümü'nün en ilgi çekici parçalarından. Bu düzenlemenin oluşturulması için Manisa'nın Yuntdağ yöresindeki köylerden birinde bulunan iri taş, ahşap ve kerpiçten inşa edilmiş, ama yıkılma aşamasındaki bir evin yaşama alanı olan odası müzeye taşınmış. Sonra da önceden alınmış ölçülere göre yeniden inşa edilmiş. Odada işlemeli ahşap kapı, pencere, dolaplar ve bir de ocak bulunuyor. Dolapta yatak yükünün, tahta bir sandığın ve iki büyük su testisinin yerleştirildiği bölmeler, dolabın solunda ise küçük bir gusulhane yer alıyor.
Bursa'da Osmanlı dönemindeki ev hayatını yansıtan Bursa Evi düzenlemesinde ise geleneksel perdeleri ile takım 'Dival işi' kadife örtülü divan, aynalı konsol, mangal, işleme gergefi gibi kullanım eşyaları ve ahşap üzeri kalem işi bezemeli gömme dolap bulunuyor.

Sayfa 4/5




































Müzedeki Anadolu
2002 / ŞUBAT

19. yüzyılda Tanzimat devri sonrası yaşanan toplumsal değişimin ve Batı'ya açılışın ilk etkilerin en çok görüldüğü kentlerden biri Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'dur. İstanbul Evi düzenlemesinde, ev ve konaklarındöşenmesinde Batı kökenli mobilyaların yer minderi ve sedirlerin yerini aldığı, giyimin de bu değişime ayak uydurduğu görülür.
Etnografya Bölümü'nün bir devamı olan, Türk yaşamında önemli yer tutan ve köklü bir geleneğe sahip olan Türk Kahvehanesi ise kendine özgü mekânı içerisinde eşyaları ile birlikte ziyaretçilere açık. Sarayın avlusuna hâkim olan kahvehanede, kuş sesleri eşliğinde kahvenizi yudumlayarak müze ziyaretinin keyfini çıkarmak tadılması gereken bir ayrıcalık.
* Sebahat Gül, Türk ve İslam Eserleri Müzesi Etnografya Seksiyon Şefi.

Sayfa 5/5