YÜKLENİYOR ...

























Çay ve sempati - TOKYO
2002 / ŞUBAT

"Şundan ibarettir çay;
Önce suyu kaynatırsın,
Sonra çayı hazırlar,
Sonra dikkatle içersin.
Bilmen gereken budur."
Ünlü çay ustası Sen no Rikyuu, çay törenini böyle betimliyor. Uyum, özen, dikkat, arılık ve sessizliğin hâkim olduğu küçük bir odada yapılır çay töreni. Oda son derece yalın bir tarzda döşenmiştir; oturmak için minderler, çaydanlık, fincanlar, vazoda çiçekler ve duvarda Japon hat sanatından bir örnek... Konuklar tatlı bir çörekle sunulan çayı alır ve sessizce içer. Yalnızca çay ve çöreğin değil, mekânın ve dostluğun da tadına varılır. Ev sahibi çay sunarken konuklarına ince bir anlayışla, sempatiyle yaklaşır. Törene katılanlar da bu sevgi dolu ortamın, yaşanan duygudaşlığın keyfini doya doya çıkarır... Aslında, Japonya'dayken bir çay törenine katılma şansımız olmadı ama, Tokyo caddelerinde gezerken Japonların pekâlâ da konuğuyduk işte.

Sayfa 1/6


























Çay ve sempati - TOKYO
2002 / ŞUBAT
İster Ginza'nın kalabalık ve şık bulvarlarını arşınlayalım, ister Shibuya'nın daracık sokaklarını... Doğrusu bu ya, hep evimizde gibiydik; dikkatli, nazik, anlayışlı ev sahiplerimiz vardı.
Şair Novalis'in sözü şöyleydi "Nereye bu yolculuk peki? Evimize, hep evimize." Evimiz, Herman Hesse'e göre Doğu'daydı ve Doğu "...ruhlarımızın anavatanını ve gençliğini oluşturmaktaydı, hem her yerdeydi Doğu, hem hiçbir yerdeydi, tüm zamanların yek vücut olmasıydı." Artık, köklerimizin bile çok gerilerde kaldığı modern zamanlarda yaşıyorduk ve Tokyo'ya gelmek, bir nevi Doğu'ya yolculuktu bizim için. Doğu'nun başkentiydi Tokyo. 1457'de Tokyo Körfezi'nin kıyısında, ilk kurulduğu günlerde küçük bir balıkçı köyüydü. O devirlerde, Edo derlerdi ona. Zamanla büyüdü, gelişti, Şogunluk merkezi oldu. 18. yüzyılın sonlarında dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. 1869'da İmparator Meiji buraya yerleşince yeni adını aldı; Tokyo, yani 'Doğu'nun Başkenti'.
Sayfa 2/6


























Çay ve sempati - TOKYO
2002 / ŞUBAT

Daha bu yıllarda başlayan modernleşme çabaları sonunda, Batı teknolojisi Japonya'ya girdi. Tokyo'nun da yüzü yavaş yavaş değişmeye başladı. Ancak, 1923'te yaşanan büyük depremde kentin yarısı yok oldu. II. Dünya Savaşı bombardımanları sonunda ayakta kalan bina sayısı parmakla gösterilecek denli azdı. Tüm bu felaketlere rağmen Olimpiyat Oyunları'nın 1964'te Tokyo'da yapılması inanılmaz bir başarı göstergesi oldu.
Doğu'ya yolculuk, Batı'ya bir adım daha yakın durmakmış meğer. Zaman değişiyor, dünya değişiyor... Tokyo caddelerinde cep telefonuyla konuşan kimonolu bir kadının görüntüsünde belki de "tüm zamanlar yek vücut oluyor"... Ünlü alışveriş merkezlerinin, Louis Vuitton, Bvlgari, Gucci gibi dünyaca ünlü markalara ait butiklerin sıralandığı, elektronik, dev reklam panolarıyla süslü Ginza'da kendini New York'ta sanabilir insan. Yine bu bölgede bulunan Kabuki-za, yüksek binaların gölgesinde geçmişi yaşatıyor. Burası, 1889'dan beri kentin en önemli Kabuki tiyatrosu...

Sayfa 3/6





























Çay ve sempati - TOKYO
2002 / ŞUBAT

Tokyo'nun şık bulvarları iş çıkışı saatlerinde daha bir kalabalık. İnsanlar sevgilileri ya da arkadaşlarıyla buluşup bir yerlere gitme telaşında. Gidilecek yer, Japon ya da dünya mutfaklarından değişik lezzetler sunan pahalı bir restoran, bir bira evi, şık bir kafe, bir kitabevi hatta büyük bir alışveriş merkezi olabilir. Geceleri renk renk neon ışıklarıyla aydınlanan Shibuya ise özellikle gençlerin akın akın gittiği bir semt. Burada ve aslında her yerde Japonya'nın değişen yüzünü görmek mümkün: Parlak şeker renklerinde giyinen, biblo gibi genç kızlar, sarışın Japonlar, kulakları küpeli erkekler, punklar, sokaklardan yükselen rock, caz ritmleriyle hareketlenen yüzleri boyalı, maskeli balo kıyafetleri içindeki gençler...
Tokyo'nun modern yüzü belki de en çok Shinjuku'nun, göğe uzanan, dış yüzeyleri camla kaplı gökdelenlerinde yansıyor. Tasarımı ünlü mimar Kenzo Tange tarafından yapılan Belediye Sarayı, modern mimarinin övünç kaynağı. Binanın ikiz

Sayfa 4/6









































Çay ve sempati - TOKYO
2002 / ŞUBAT

kulelerinin Paris'teki Notre Dame Kilisesi'nden etkilenerek inşa edildiği söyleniyor.
Dünya kentleriyle bir başka benzerlik de Tokyo Körfezi'nde denizin doldurulmasıyla yaratılan bir adada, Odaiba'da karşımıza çıkıyor; New York'taki Özgürlük Anıtı'nın küçültülmüş bir kopyası. Gün batımında anıtın görüntüsü, Gökkuşağı Köprüsü ve arkada Tokyo'nun gökdelenleriyle birleşince fotoğraf çektirmeyi sevenler için harika bir fon oluşuyor. Modern mimarinin anıtları size yetmediyse, mart sonu nisan ortası bir zamanda Ueno Park'ta kiraz ağaçlarının çiçek açmasını bekleyebilir, kent içinde yeşil bir ada görünümündeki İmparatorluk Sarayı ve bahçelerinin ziyarete açık bölümlerini gezebilir, Asakusa'daki ünlü Budist Tapınağı Senso-ji'yi ya da ağaçlıklar, göllerle süslü bir korunun içindeki Şinto Tapınağı Meiji-jingu'yu ziyaret edebilirsiniz. Sabah erkenden gidebileceğiniz balık pazarı Tsukiji'de denizin kokusu sizi bekliyor olacak.

Sayfa 5/6
 






















Çay ve sempati - TOKYO
2002 / ŞUBAT

Bilmem tüm bunlar Tokyo'yu anlatmaya yeter mi? Gelirken yanımda pirinçten yapılma şekerli bir çörek, yazı yazmak için fırça ve siyah mürekkep ya da ne bileyim sazan balığı şeklinde, renkli bir flama getirmek isterdim. Ama, yalnızca bu dizeleri getirebildim, haiku ustası Matsuo Başo'dan, taa Edo'dan...
"Edo armağanı getirdim
eve yelpazemle-
soğuk bir yel,
Fuji Dağı'ndan."

Sayfa 6/6
 
Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı





























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı