YÜKLENİYOR ...

























'Mavi'de arınma...
2002 / ŞUBAT

Ege ve Akdeniz giysilerinden arınmış bir dünyanın sanatıdır. Mısırlı kadınlar ne denli süslüyse, Anadolu kıyısındakiler de o denli yalın, sıcak ve etkileyicidir. Cam, maden, toprak, mermer ustalarının her biri soyutlanmış doğanın yorumcularıdır. Bir Aioi ya da İonia sütun başlığı Meandr motifi gibi sonsuzluğun çizgisidir. Hiçbir öğe abartılmamıştır. Suyun kıyısında, nereden geldiği belli olmayan bin bir renkli kum tanecikleri gibidir mermerdeki süsler...
İonialılar bu konuda belki de Ege'nin en görkemli uygarlığıdır. Bu benim yargım. Savunmuyorum, yargım, ayağı yere basan toplum oldukları için. Yetiştirdiği bilgeler için.
Herodot, "İonialılar, kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altında ve en güzel iklimde kurmuşlardır" diyor.
Bu topraklar Hermos (Gediz) ile Maiandros'un (Büyük Menderes) suladığı Smyrna (İzmir), Ertyhrai, Teos, Priene, Didyma ve daha birçok kent devletlerini içine alan topraklardır...

Sayfa 1/6






























'Mavi'de arınma...
2002 / ŞUBAT

Athena, Apollon, Artemis, Zeus, Aphrodite, Dionysos adına yapılan tapınaklar çoğu kez yivli sütunlarıyla uzanırlar gökyüzüne. Bu bir gelenek ama sözünü ettiğimiz, yinelemekten de usanmadığımız tek şey, ayrıntıdır; bir sözcüğün gücü gibi.
Priene'deki Athena ve Didyma'daki Apollon Tapınağı, günümüzden 2300-2400 yıl öncesinden beri var...
Gözlerimin önüne Apollon Tapınağı'nın sütunları geliyor. Düz kâğıt üzerinde bile çizimi sorun olan bu sütunlar, gücü ve sonsuzluğu simgeliyor sanki. Çizgi ve geometrinin eğrileri mermeri biçimlerken, ustanın aradığı; ününe ün katmak, oğulları ve kızlarına miras bırakmak olmalı. Dilden dile anlatılan bir miras...
Çobanların, ekimin, geleceğin, gücün, kentlerin ve sanatın tanrısı Apollon'un Didyma'da kendi adına yapılan tapınağı beğenip beğenmediğini bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, kutsallıkla sanatın Egeli ustaların elindeki hüneri. Kuşkusuz bu hüner, söylencelerin yorum gücüne bağlı. Bir de uzun ve sıcak gündüzlerin denizlerine...

Sayfa 2/6































'Mavi'de arınma...
2002 / ŞUBAT

Bahar gelir gelmez, insanoğlunun yüreğinin pırpırlanması gibi. Meandr motifi üzerimizdeki sonsuzluğu nasıl yaratıyorsa, İonia sütunları da, İonia sütunlarının oturduğu kaideyi çevreleyen soyutlanmış bitkiler de bu sonsuzluğu öyle yaratıyor.
Milet Tiyatrosu yakınlarındaki 15. yüzyılda yapılmış olan İlyas Bey Camisi'nin mermer şebekeleri ve yalın duvarındaki çiçek süslemelerinde de bu sonsuzluk var. Aslında Selçuklu da, süslemede bu sonsuzluğun peşine düşüp kendi, özgün üslubunu oluşturmuştur. Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının kendinden önceki uygarlıkları göz ardı etmediği kesin. Bu nedenle belki, hep aynı toprakları paylaşmışlar. Ege'nin kent devletleri üzerine ya da Troya'da olduğu gibi Maden Çağı'ndan beri üst üste uygarlıklar gelip geçmiş. Troya'da dokuz kent ve dokuz kültür...
Söylemekte yarar var; binlerce yıldan beri toplumlar yalnızca sanat düşünüp, oturup kalkmadılar. Savaş ile barış, ölüm ile dirim, mutluluk ile mutsuzluk, korku ile sevinç, hep içiçe yol aldı bu topraklarda...

Sayfa 3/6
































'Mavi'de arınma...
2002 / ŞUBAT

Başka topraklarda da olduğu gibi. Ayrıcalık süreklilikten kaynaklanıyor. Bir de suların kıyısında olmaktan. O denli ayrıntılarla dolu ki Ege ve Akdeniz'in sanatı, bir tek simgenin, çizginin peşine takılıp dört-beş bin yıllık serüven anlatılabilir. Anlatılsa çok iyi olur. Ama büyük sularda boğulmadan, Efes'in simgeye dönüşen 2400 yıl öncesindeki altın sarısının peşine de takılabiliriz.
Homeros tutkunu ve onun el yazmalarını savaşırken bile gözetip, biriktiren Büyük İskender'in izi de Ege ve Akdeniz'de başlı başına bir olgu. Kleopatra'nın peşini bırakmayan Antonius'un, tutkusu uğruna Pergamon (Bergama) Kitaplığı'nı, yani 200 bin el yazmasını, İskenderiye Kitaplığı'na armağan etmesi de başlı başına bir serüven. İster tutkunun, ister sanatın serüveni deyin... Yargı sizlerin.
Koyulaşan sular laciverde dönmek üzere, gün çekilmiş, bulutlar yorgun. Tanrının bir kulu yok ortada, tanrı Apollon'dan başka. Çıplak ve diri gövdesinin üzerinden kayan düz giysisini yalnızca sol ayağı tutuyor.

Sayfa 4/6






























'Mavi'de arınma...
2002 / ŞUBAT

Dalgalı saçlarını Ege'nin 'Turna Geçimi Fırtınası'ndan arda kalan esintiler aralıyor. Aylardan eylül olmalı. Liman kenti Milet'i koruyan çift aslan uzaklara bakıyor.
Büyük Pompeius'un önünde uluorta konuştuğundan ötürü sürgünde olan Miletli Aiskhines, kimbilir nerelerde ve ne yazık ki doğduğu Miletos'ta Apollon'un ezgilerini dinleyemiyor. Bu, ezgilere bir tek kavak yaprakları katılıyor, küçük titreşimleriyle...
Birazdan limanın kandillerini yakmaya, gece bekçileri gelecek. Doğanın giderek kocalan müziği sanacaklar, Apollon'un lirinden çıkan ezgileri.
Bu denli duyarlı olduğunu bilmiyordum Apollon'un! Kimbilir ne derdi vardır zavallıcığın? Tanrılar hiç hüzünlenmez mi yoksa? Duyarlı değilse, nasıl sanatın koruyucusu olabilir?..

Sayfa 5/6
 
























Kentlerin, hasadın tanrısı neler çekmiştir insanoğlundan kimbilir?
En iyisi bir kaya parçasına tutunup sezdirmeden Apollon'a, yarattığı müziği dinleyerek uykuya dalmak... Suyun kıyısında sanat, bir masal aslında. Masalın parçaları. "Masal masal mat atar -dil okumak tadar" dememişler boşuna. Bu masala ileride kimler katılır, kimbilir?
Didyma'nın bilge kişilerinden biri olsaydım belki Bizanslılar, belki Selçuklular, belki Osmanlılar diyebilirdim. Nereden mi çıkardım bu adları?.. Kimbilir çok tanrılı düzende herkes bir şey oluyor, ben de geleceği bilsem ne iyi olurdu!..
Su insanı konuşturur, yalın mavisiyle laciverdi yedeğinde taşıyan, arada bir bulutlarla dolaşan gökyüzü de... l

* Gürol Sözen, yazar-ressam.


 
Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı