|
"Erken
baharda, bahçeler önce mordur. Kapı üzerinde
mor salkımlar, leylaklar, toprağa bir nefes
düşümü mesafede mor menekşeler. Sümbüller, çuha
çiçekleri, yıldızlar. Üşüten parklarda vapur
dumanları. Ser-efraz zambaklar. Evvel mor geçer
bahçelerden, kırmızının saltanatı ahiren gelir."
Kırmızının saltanatı ahiren gelir!... Böyle
yazar Nazan Bekiroğlu, 'Mor Mürekkep' adlı kitabında.
Sahi öyle midir? Önce mor mu geçer bahçelerden?
İstanbul'dan, adalardan... Mor salkımların,
hercai menekşelerin, leylakların, erguvanların,
mor zambakların krallığı mı hüküm sürer önce?
Bahar, ruhu ve bedeni uyandırış yolculuğuna
morla mı başlar? O derine inecek ve dipte yeniden
doğmakta olanı kışkırtacaktır, koyu mavi bir
kış mevsiminden kırmızı bir yaza tam ikisinin
ortasından, o mor koridordan geçerek varacaktır.
Menekşenin ketum, kırmızı gülün ateşli, kamelyanın
mağrur, salkımın ise geçici aşkı dile getirdiğini
anlatırlar, çiçek dilini bilenler. Oysa salkım
aynı zamanda "sana yapıştım, seni bırakmıyorum"
demek değil midir?
|