YÜKLENİYOR ...

























Bereketli topraklar üzerinde KONYA
2002 / ŞUBAT

Bu kentin ilk hayali, dondurucu soğuklarla birlikte gelir gözlerimin önüne. Buz tutmuş kaldırımlarında yürürken saçaklardan sarkan mavi buzdan kılıçları, sakalları misk yağı kokan ihtiyarların tezgâhlarında görüp "dönüşte alırım" diye ertelediğim ve sonra unuttuğum işlemeli yeşil boyalı tahta kaşıkları anımsarım hep.
Ama, daha çok bazen mavi, bazen yeşil çinili türbeleriyle ve neyin buğulu sesiyle kendinden geçmiş, elleri omuzlarında pervane misali dönen semazenleriyle çağırmıştır beni bu kent...
Aralık ayının ortalarında Şeb-i Arus'la anılan Mevlânâ günleri geride kaldı. Konya, şimdi baharı yaşıyor. Parklardaki, meydanlardaki havuzların çevresi rengârenk çiçeklerle şenlendi. Havada, Konya Ovası'nın geniş ve bereketli topraklarında yeşermekte olan tohumun müjdesini taşıyan rüzgârın esintisi var. "Meram'da eski bağlardan geriye ne kaldı?" diye sormanın ise bir yararı yok. Bahar asıl orada kendini gösteriyor yine de...

Sayfa 1/7






























Bereketli topraklar üzerinde KONYA
2002 / ŞUBAT

Pek çok kentin, şöyle durulup bakılacak bir noktası vardır. İstanbul'da Sarayburnu, Ankara'da Çankaya, Bursa'da Yeşil gibi... Anadolu'nun ortasına dümdüz uzanıvermiş Konya kentinde, tarihin sunduğu zarif bir taht misali yükselen Alaaddin Tepesi de işte böyle bir yer. Bu toprakların en eski camilerinden Alaaddin Camii, Selçukluların başkentlerine kondurdukları bir taç gibi tepeyi onurlandırmış. Caminin yapıldığı yıla ait en eski tarih, abanoz ağacından yapılmış minberinde okunan 1155. Ama eklentilerinin tamamlanması 1221'i, yani I. Alaaddin Keykubad dönemini bulmuş. Çok ayaklı, düz damlı caminin, düz çatılı eyvanı, çini mozaik süslemeli kubbesi minberi ve mihrabı görülmeye değer.

Sayfa 2/7

































Bereketli topraklar üzerinde KONYA
2002 / ŞUBAT

Orta Tunç Çağı'ndan kalma buluntulara rastlanılan Alaaddin Tepesi, Hititlerden başlayıp Frigler, Lidyalılar, Persler, Kapadokya Krallığı ve Roma dönemlerinden geçip Selçuklularla Türkleri selamlayan görmüş geçirmiş bir höyük, aslında. Bu noktayı merkezine alan 1.5-2 kilometre yarıçaplı bir daire Konya'nın en eski yerleşim çekirdeği. Roma döneminde, kente verilen kutsal tasvir anlamındaki 'Ikonion' adının, daha sonra Konya haline dönüştüğü de iddialar arasında. Kent, bu merkezden atılan okları andıran geniş cadde ve bulvarlar üzerinde, özellikle 1960'lardan sonra planlı bir şekilde gelişmiş. Alaaddin Tepesi'nden doğuya yönelen geniş bulvar, buradan rahatlıkla görülebilen yeşil çini külahlı Mevlânâ Müzesi'ne dek uzanıyor. Konya'nın adını dünyaya duyuran ve gönül açıklığıyla kendine çağırdığı her dinden insanı etkileyip, dergâhına alan Mevlânâ

Sayfa 3/7

































Bereketli topraklar üzerinde KONYA
2002 / ŞUBAT

Celaleddin-i Rumî'nin, dünya Mevleviliğinin de merkezi olan bu makamı, her yıl bir milyonu aşkın kişi tarafından ziyaret ediliyor. Buradaki bir gül bahçesine Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled tarafından 1274'de yaptırılan türbe, günümüzde müze ve enstitü işlevi görüyor. Hemen yanı başında Mimar Sinan'ın eseri olduğu sanılan Osmanlı döneminin en değerli örneklerinden Selimiye Camii var. Yeşil çini külahıyla kentin simgesi sayılan türbedeki Mevlânâ sandukası ise Selçuklu döneminin göz alıcı ağaç işlemeciliği örneklerinden.
Zamanında önemli bir eğitim kurumu olan Karatay Medresesi ise 1252 yılında Selçuklu vezirlerinden Celalettin Karatay tarafından yaptırılmış. Özgün mimarisi, kubbesi ve zengin çini bezemeleriyle çağının görkemini günümüze taşıyan bu başyapıt, 1955'den bu yana ziyaretçilerini Çini Eserleri Müzesi olarak kabul ediyor

Sayfa 4/7


































Bereketli topraklar üzerinde KONYA
2002 / ŞUBAT

İstanbul'un simgesi olarak kabul edilen lalenin yakın dönem Emirganı'yla çok yakından ilişkisi var. Çiçek adını Emirgan Korusu'ndaki 'Lale Bahçesi'ne bahşediyor. 60'lı yıllarda Emirgan Korusu'nda İstanbul'a özgü lale yetiştirme geleneğinin canlandırılmasına başlanıyor. Sarı, yeşil ve kırmızı lalelerin rengârenk bir battaniye oluşturduğu Lale Bahçesi'ni ve Emirgan Korusu'nu görmek için koruya doğru yürüyorum. Çınaraltı'ndan koruya doğru yürürken karşıma Atlı Köşk ya da şimdiki adıyla Sakıp Sabancı Müzesi çıkıyor. Osmanlı hatları, 19. ve 20. yüzyıl Türk resim sanatına ait eserlerin sergileneceği müze haziran ayında hizmete açılacak. Artık korunun başındayım. Çam, servi, göknar, kristal çamı, salkımsöğüt, ıhlamur, erik ve şeftali ağaçlarının yanı sıra Japon Meşesi, Çin Mabet Ağacı, Sahil Susediri, Kolorado Gümüşi Göknarı, Kaymakağacı ve Kâfurağacı gibi egzotik ağaçlara da ev sahipliği yapan koruda yaklaşık 120 ağaç türü bulunuyor.

Sayfa 5/7





































Bereketli topraklar üzerinde KONYA
2002 / ŞUBAT

Konya Taş ve Ahşap Eserler Müzesi olarak değerlendirilen İnceminareli Medrese ise vezir Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından hadis okutturulmak üzere 1279'da eğitime açılmış. Bu iki önemli medrese arasındaki yüz bin metrekarelik alana yerleştirilmiş fuar alanı, içindeki yapay gölleri, çay bahçeleri, lokantaları ve sergi alanları ile bugünkü Konya'nın sanayi ve ticaret alanındaki gelişimini gösteren somut bir örnek.
Neredeyse bütün Anadolu'yu imar eden Selçuklular, en önemli eserlerini Konya ve çevresinde yoğunlaştırmış. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında yapılan ve Anadolu'daki çinili medreselerin önemlilerinden olan Sırçalı Medrese ile Selçukluların ilk dönem önemli anıtlarından sayılan cami, türbe, han ve hamamdan oluşan, adını yine bir Selçuklu vezirinden alan Sahip Ata Külliyesi bunlar arasında.

Sayfa 6/7
 




































Bereketli topraklar üzerinde KONYA
2002 / ŞUBAT

iBir ara, Şemsi Tebrîzi Türbesi'nin karşısındaki parkın banklarından birine oturup dinlenirken, yanıma ilişiveren Konyalı bir dost, önce Şems'den söz ediyor biraz; İran'dan gelip akıl dolu düşünceleri ve delidolu tavırlarıyla Mevlânâ'yı etkileyen onu vaaz ve fetvalardan çok aşka ve coşkuya çeken, ama daha sonra bu durumdan hoşlanmayanlarca Mevlânâ'ya duyurmadan gizlice öldürülüveren Tebrizli Şems'den. Sonra da "Gezip gördükçe gözün, gönlün doymuşa benzer, şimdi de karnını doyuralım" deyip, Konya'nın meşhur etli ekmeğinden ısmarlamak üzere bir lokantaya davet ediveriyor, öylesine kendiliğinden.
Kentin son hayali ise Konyalı dostun sesinden dinlediğim, Ceyhun Atuf Kansu'nun dizeleriyle canlanıyor, hoşgörüyü ve sonsuzluğu çağıran:
"Konya'yı anlat bana ey dost, Konya'yı söyle bana! /
Sultan dinlencesi ağaç balkonlardan /
Nice gözler çıkıp baktı sonsuz ovaya,/
Bir yeşil ikindi gemisiydi Konya, /
Gidip gelen, yaşamalarla ölmeler arasında."
* Ersin Toker, yazar.

Sayfa 7/7
 




































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı