YÜKLENİYOR ...

























Islak kıyılardan sisli dağlar,a Hevek'ten Ayder'e yolculuk
2002 / ŞUBAT

İki ayrı hikâye var aslında. İki ayrı hayat. Birbirine çok yakın, ama aynı zamanda çok uzak iki farklı hikâye...
Eğer Kaçkar Dağı'nın zirvesine çıktıysanız, Karadeniz'in sahil kesimiyle iç bölgeleri arasındaki farkı coğrafi yapı ve iklim olarak, çok rahat anlayabilirsiniz. Bir yanda klasik Karadeniz iklimi ve buna bağlı olarak yemyeşil bir bitki örtüsü, diğer yanda daha karasal bir iklim ve sarının bütün tonlarını barındıran bir coğrafya.
Sıcak olacağı sabahın ilk ışıklarından belli olan bir günde, Artvin'den iç kesimlere doğru ilerlerken, Çoruh Nehri üzerine kurulmuş onlarca asma köprüyü geride bırakarak yola devam edince, çoğu kez kendinizi Karadeniz'den ziyade İç Anadolu topraklarında hissediyorsunuz. Sahilde durmaksızın yağan yağmur, Doğu Karadeniz Dağları'nı geride bırakıp içlere doğru gidince yerini sıcak bir iklime bırakıyor. Tedbirli, halk dilindeki tabirle 'koçira' davranırsanız bir problem yok. Karadeniz'de sürprizlere hazır olmak lazım. Pantolonun yerini hemen şort alıyor, yağmurluk anında yok ediliyor.

Sayfa 1/4


























Islak kıyılardan sisli dağlar,a Hevek'ten Ayder'e yolculuk
2002 / ŞUBAT

Sarının bütün tonlarını barındırıyor bu coğrafya. Altın sarısı tarlaların sınır çizgileri taşlarla belirlenmiş. Yukarıdan bakınca, yüksek tepelerin eteklerindeki tarlalar uçsuz bucaksız bir mozaik oluşturuyor. Hevek Yaylası, Kaçkar'dan önceki son yerleşim yeri, masmavi bir gökyüzü ve ani bastıran rüzgârla kopup gelen bulutlar, elinizi atsanız yakalayabileceğiniz uzaklıkta. Bu yüksek rakımlı coğrafyada sessizliği, durmadan akan dere bozuyor. Güneşin dik geldiği saatlerde evlere kapanan yayla halkı yavaş yavaş tekrar tarlanın yolunu tutuyor, omuzlarında tırpan iki kişi selam verip geçiyor yanımdan, az sonra karşı yamaçta görüyorum onları.
Bahar 2500 metre yükseklikte gül yüzünü gösteriyor. Uyanan doğa, taptaze yeşil otlar, kar çiçekleri, papatyalar, üzerinde kıştan ödünç karlarıyla uçsuz bucaksız dağ dorukları. Akşam olurken, güneşin son kırıntıları yamaçlarda mucizeler yaratıyor Akşamüstünün kızıllığı vadi diplerinden dağ doruklarına yavaş yavaş çekiliyor. Bulunduğum yerden kuzeye uzanan iki ayrı vadiden esen soğuk, sert bir rüzgâr suratımı yalıyor. Sabah erkenden yola çıkmam gerek. Başlangıç Hevek.

Sayfa 2/4


























Islak kıyılardan sisli dağlar,a Hevek'ten Ayder'e yolculuk
2002 / ŞUBAT

Döbe Yayla, Karagöl Aşıtı, Karagöl, oradan Öküzçayırı ya da Yukarı Çaymakçur Yaylası iki ayrı yoldan Ayder'e ulaşma şansı tanıyor, ve son durak Ayder.
Sabahın ilk ışıklarıyla yola koyuluyorum. Karagöl Aşıtı'na yaklaşınca ağır geçen kıştan kalma karlar yürüyüşümü zorlaştırıyor. Rüzgârın uğultusu kayalara çarpıp ıslığa dönüşüyor. Sert, keskin kaya parçalarının üzerinden bir kez daha arkaya, Hevek, Barhal, Yusufeli hattınca uzanan vadiye bakıyorum, tertemiz, açık bir gökyüzü ve ardışık bir biçimde birbirine paralel uzanan dağlar kendine çekiyor beni. Aşıt'a erken varmanın keyfini çıkararak, yeryüzünün bu el değmemiş parçasını seyrediyorum. İlkbahara doğru çok kar yağdığını duymuştum, bunun zorluğunu bizzat yaşıyorum. Aşıt'tan Ayder'e bakınca iki ayrı hikâyenin sınır çizgisinde olduğumun farkına varıyorum, bu hikâyeleri birbirinden ayıranın ise üzerinden geçtiğim Doğu Karadeniz Dağları olduğunun da. Ayder tarafına bakınca, denizden yaklaşan sisin derin vadileri doldurmaya başladığını görüyorum. Yemyeşil çam ağaçlarının sınır çizgisi net bir şekilde ayırt ediliyor.

Sayfa 3/4


























Islak kıyılardan sisli dağlar,a Hevek'ten Ayder'e yolculuk
2002 / ŞUBAT
İçinde onlarca değişik bitki çeşidini barındıran Fırtına Vadisi Milli Parkı yoğun siste kaybolmak üzere. Çaymakçur tarafını seçip dik yamaçlarda belli belirsiz oluşmuş patikayı takip ederek yaylaya ulaşınca, dağdan gelen davetsiz misafirlere alışkın yayla halkı muhlamayı (peynir çeşitleri, tereyağ ve unla yapılan bir yiyecek) ateşin üzerine koyuyor, eriyen tereyağın kokusu sabrımı zorlarken, dışarıda aşağılardan bastıran sisin yavaş ama emin adımlarla yaklaşmakta olduğunu fark ediyorum.
Bir saat sonra sık çam ağaçlarının arasından yürürken, iki farklı iklimin yaşandığı Doğu Karadeniz'in güzelliğinin buradan geldiğine karar veriyorum. Yoğun sisle birlikte her yeri işgal eden çiğ, bir kez daha "Rize'ye hoş geldiniz" diyor.
Yol kenarlarında hafta sonu tatilini fırsat bilip kamp yapanlara rastlıyorum, uzaklardan kasvetli bir şarkının, tulumun perdelerinden dökülüşünü duyuyorum. Koyu yeşil orman örtüsünün içinde, kuytu dere yataklarında, her yerde yankılanıyor bu ses.
* İbrahim Yoğurtçu, fotoğrafçı-yazar
Sayfa 4/4


























Bir önceki konu başlığı