|
Döbe Yayla, Karagöl Aşıtı, Karagöl, oradan Öküzçayırı
ya da Yukarı Çaymakçur Yaylası iki ayrı yoldan
Ayder'e ulaşma şansı tanıyor, ve son durak Ayder.
Sabahın ilk ışıklarıyla yola koyuluyorum. Karagöl
Aşıtı'na yaklaşınca ağır geçen kıştan kalma
karlar yürüyüşümü zorlaştırıyor. Rüzgârın uğultusu
kayalara çarpıp ıslığa dönüşüyor. Sert, keskin
kaya parçalarının üzerinden bir kez daha arkaya,
Hevek, Barhal, Yusufeli hattınca uzanan vadiye
bakıyorum, tertemiz, açık bir gökyüzü ve ardışık
bir biçimde birbirine paralel uzanan dağlar
kendine çekiyor beni. Aşıt'a erken varmanın
keyfini çıkararak, yeryüzünün bu el değmemiş
parçasını seyrediyorum. İlkbahara doğru çok
kar yağdığını duymuştum, bunun zorluğunu bizzat
yaşıyorum. Aşıt'tan Ayder'e bakınca iki ayrı
hikâyenin sınır çizgisinde olduğumun farkına
varıyorum, bu hikâyeleri birbirinden ayıranın
ise üzerinden geçtiğim Doğu Karadeniz Dağları
olduğunun da. Ayder tarafına bakınca, denizden
yaklaşan sisin derin vadileri doldurmaya başladığını
görüyorum. Yemyeşil çam ağaçlarının sınır çizgisi
net bir şekilde ayırt ediliyor.
|