|
Sokağa, haşarılığa alışır korkusu ile evin birkaç odasını oyuncakla doldurdu." Öyle ya, ağzına kadar oyuncakla doldurulmuş bir odaya sahip olmayı hangi çocuk istemez ki? Bebekler, bilyeler, yap-bozlar, topaçlar, dürbünler, ayılar, trenler, otomobiller, kurşun askerler, kuklalar...
Ev içlerinin mahremiyetinden uzaklaşamadığımız dönemlerde, aileden sonra en yakın ilişkileri, hatta gelecekte edineceğimiz rol-modellerini oyuncaklarımızla ve onların aracılığıyla kurar, kurgulardık. Bebeğine ninni söyleyen biz küçük anneler, üç tekerlekli bisikletiyle gelecek olan evin beyini bekler; melamin mutfak takımlarıyla komşu ağırlar; bebek elbiselerini pilli çamaşır makinelerinde yıkardık. Oyuncaklar hem oyalar, hem eğitirdi bizleri. Çocuk psikolojisi ile ilgilenen tüm uzmanlar da oyuncağın eğlendirici ve eğitici bir işlevi olduğunu kabul ediyor. Çocuğun kendine olan güvenini artırdığı gibi fiziksel birçok yetiyle birlikte iletişim kurma, yüksek beyin fonksiyonları ve sosyal yeteneklerini de geliştiriyor oyuncaklar.
|