YÜKLENİYOR ...

























Bahar önce Emirgan'da başlar
2002 / ŞUBAT

Çınarlar, erguvanlar... İstanbul'da bahar onlarla başlar. Yaz 'vira' diye bağırmadan hemen önce baharda, kentliler çınarlar altında oturmaya koşar. Çınarların altı Çallı'nın 'Emirgan' tablosundaki gibi neşeli ışıklarla parıldıyor mu yine? Akıllardaki soru budur işte. Mevsimin bütün hücrelerime göz kırptığı bir bahar sabahı kendimi nereye götürebilirdim ki Boğaz'ın derin mavisinden yansımalarını alan Emirgan'daki çınaraltından başka. Koruya dalıp kuş cıvıltılarını duymalıydım, sarı, yeşil, buz mavisi ve su pembesi boyalı köşklerle bezenmiş arnavut kaldırımlı dik yokuşlarına tırmanmalıydım. Baltalimanı ile İstinye arası uzanan, erguvanlarla süslü bu bahar semtine doğru yürüyorum. Bir zamanlar Tanzimat Fermanı'nın asıl mimarı Mustafa Reşit Paşa'ya ait olan şimdinin Özdemir Sabancı Kemik Hastanesi, o pembe boyalı muhteşem yalıyı geçiyorum.

Sayfa 1/7


























Bahar önce Emirgan'da başlar
2002 / ŞUBAT

Karşıma şirin mi şirin, kutu gibi bir iskele çıkıyor. Burası Emirgan İskelesi. İlk iskele 1851'de Şirket-i Hayriye Vapurları Boğaziçi'nde çalışmaya başladığı zaman inşa edilmiş. Günümüzde iskeleden Boğaz'ın karşı yakasına gemiler kalkıyor. Dönüşte vapura binip Kanlıca'ya, karşı yakaya gitmek üzere kendime söz verip, ilerliyorum Emirgan'a doğru. Karşıma bir yalı çıkıyor; Şerifler Yalısı. 17. yüzyılda inşa edilen bu yalı Emirgan'daki en eski yapılardan biri. 1908'de Osmanlı Meclisi'nde Hicaz temsilcisi olan Şerif Abdullah Paşa tarafından satın alınmış. İç duvarlarında ve tavanında muhteşem bezemelerin olduğu yalı, bugün Kültür Bakanlığı tarafından restore ediliyor. Yalının hemen yanında I. Abdülhamid tarafından yaptırılan Emirgan Camii ve karısı Hümaşah Kadın için yaptırdığı çeşme yer alıyor. Çeşme tam da Emirgan'ın simgesi Çınaraltı Kahvesi'ne hayat veriyor. İşte, benim için her şeyin başladığı yer burası... Çınarların gölgesinde Boğaz'ı seyrediyor ve bir çay ısmarlıyorum.

Sayfa 2/7


























Bahar önce Emirgan'da başlar
2002 / ŞUBAT

Adını bir edebiyat dergisine vermiş olan Çınaraltı Kahvesi, 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında tanınmış edebiyatçıların, aydınların sohbet toplantılarına tanıklık etmiş. "Çınaraltında bir çay yalnızlığı Emirgan'dan öteye" diye yazmış Atilla İlhan, 'Emirgan'da Çay Saati' adlı şiirinde... Bizanslılar döneminde, yekpare servi ağaçlarının gölgelediği bu yerin adı 'Kyparades', yani 'Servili Orman imiş. Osmanlı İmparatorluğu döneminde uzun zaman bu bölge boş kalıyor, ta ki 16. yüzyıla kadar. Yüzyıl ortasında bölge Nişancı Feridun Bey'e veriliyor ve burası 'Feridun Bey Bahçesi' olarak anılıyor. 1635 yılında padişah IV. Murad, Revan Kalesi'ni hiç çarpışmadan Osmanlılara teslim eden İranlı Emirgûneoğlu Tahmasb Kulu Han'ı İstanbul'a getiriyor ve adını değiştirip Feridun Bahçesi'ni ona bağışlıyor. Zamanla adı Emirgûne'den Emirgan'a dönüşen bu semtte, Sultan Murad'ın kimi zaman tebdil-i kıyafet, bir hayli temaşalara katıldığı söylenir.

Sayfa 3/7


























Bahar önce Emirgan'da başlar
2002 / ŞUBAT

Eremya Çelebi, Emirgûneoğlu'nun bahçesinin ve köşkünün güzelliğinden, deniz ve yemek sefalarından bahseder. Lale Devri'nin erken günleri burada mı başlamıştı acaba? Ancak, IV. Murad'ın ölümünden sonra Emirgûneoglu'nun yıldızı sönüyor. Bölge I. Abdülhamid dönemine kadar devlet erkanının önemli isimleri arasında sürekli el değiştiriyor. Bahçe I. Abdülhamid zamanında 'Boğaziçi Köyü' oluyor ve padişah bu bahçeleri halka dağıtıyor. Burada da karısı Hümaşah Kadın ve oğlu Mehmed'in anısına bir cami, bir meydan çeşmesi, bir hamam ve dükkânlar yaptırıyor ve Rumelihisarı'ndaki gümrüğü de buraya taşıtıyor. Bölge III. Selim zamanında iyiden iyiye gelişiyor. Sultan Abdülmecid de Emirgan Camii'nin yanındaki muvakkithaneyi yaptırıyor.

Sayfa 4/7


























Bahar önce Emirgan'da başlar
2002 / ŞUBAT

İstanbul'un simgesi olarak kabul edilen lalenin yakın dönem Emirganı'yla çok yakından ilişkisi var. Çiçek adını Emirgan Korusu'ndaki 'Lale Bahçesi'ne bahşediyor. 60'lı yıllarda Emirgan Korusu'nda İstanbul'a özgü lale yetiştirme geleneğinin canlandırılmasına başlanıyor. Sarı, yeşil ve kırmızı lalelerin rengârenk bir battaniye oluşturduğu Lale Bahçesi'ni ve Emirgan Korusu'nu görmek için koruya doğru yürüyorum. Çınaraltı'ndan koruya doğru yürürken karşıma Atlı Köşk ya da şimdiki adıyla Sakıp Sabancı Müzesi çıkıyor. Osmanlı hatları, 19. ve 20. yüzyıl Türk resim sanatına ait eserlerin sergileneceği müze haziran ayında hizmete açılacak. Artık korunun başındayım. Çam, servi, göknar, kristal çamı, salkımsöğüt, ıhlamur, erik ve şeftali ağaçlarının yanı sıra Japon Meşesi, Çin Mabet Ağacı, Sahil Susediri, Kolorado Gümüşi Göknarı, Kaymakağacı ve Kâfurağacı gibi egzotik ağaçlara da ev sahipliği yapan koruda yaklaşık 120 ağaç türü bulunuyor.

Sayfa 5/7


























Bahar önce Emirgan'da başlar
2002 / ŞUBAT

472 bin metrekarelik koruda göreceğim Mısır Hıdivi İsmail Paşa'nın sarı, pembe, beyaz köşklerinden başka şeyler de var; Türkan Şoray'ın hülyalı iri siyah gözleri, Hülya Koçyiğit'in nazlı koşuşu ve Kartal Tibet'in çekici zarafetini de orada bulacağım. Çünkü, Emirgan Korusu belleklerimizde hâlâ capcanlı kalan, defalarca izlesek de eskimeyecek o romantik Türk filmlerinin vazgeçilmez aşk mekânıdır da aynı zamanda. Burası biraz da siyah-beyaz ve renkli naif Türk sinemasına aittir.Her taraf erik ağaçlarının beyaz gelinlikleriyle, şeftali ağaçlarının pembe nişan elbiseleriyle donanmış. Bahar başımdan dökülüyor. Kuş seslerinin eşliğinde, göletlerin ve ağaçların sessizliğinde kentten kayboluyorum. Yürüyorum, bir bakıyorum sırtlardan köşklerden geçe geçe Boyacıköy'e gelmişim. Bir yokuşun başında avlusunda güvercinlerin yemek yediği hali hazırda açık bir Rum Ortodoks Kilisesi görüyorum. 1834 tarihli kilise 1925'de onarımdan geçirilmiş. Kilise tam mahalle içinde, tıpkı aşağı yukarı aynı tarihlerde yapılmış,

Sayfa 6/7
 

















Bahar önce Emirgan'da başlar
2002 / ŞUBAT

iki sokak yukarıdaki Ermeni Kilisesi gibi. İkisi de semtin eskisi, ikisi de burayı iyi tanıyor. Padişah III. Selim'in Batı Trakya'dan kumaş boyamadaki ustalıklarıyla bilinen bir aileyi yerleştirdiği için Boyacıköy adını alan semtten yeniden sahile iniyorum. Gerisin geriye yeniden Emirgan'a yürüyorum ve Çınaraltı'na oturuyorum. Çınarların altı neşeli ışıklarla parıldıyor mu, bir kez daha bakmak istiyorum...

Sayfa 6/7
 





















Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı