YÜKLENİYOR ...

























Şile'den Sinop'a
2002 / ŞUBAT

Bu yılki bisiklet gezimin rotasını, Şile-Sinop arasında uzanan sahil yolu olarak belirledim. İlk kez yalnız olarak bisikletle uzun yolculuğa çıkmanın tedirginliği ve seyahat etmenin 'varmak' değil, 'gezmek' olduğu duygusuyla, günün ilk ışıklarıyla birlikte Üsküdar-Şile otobüsüne bisikletimi yüklüyorum. Sabahın 9'unda, Şile'den Ağva'ya uzanan, bol inişli çıkışlı orman içi yolda pedal basmaya başladım. Doğanın sonsuz dinginliği, Karadeniz'in ıssız sahilleri eşliğinde 40 kilometrelik yolu keyifle alıp, öğle vakti Ağva'ya vardım. Yolu sorduğum bir Alman çiftin evinde verdiğim limonata molasından sonra, öğle sıcağının dayanılmaz etkisini tepemde hissederek, Kerpe-Kefken yoluna çıktım. Tüm yol boyunca asfalt sıcaktan eriyor, tekerleklerime zift bulaşıyordu. Pınarlı köyünden sonraki yol Kefken'e kadar toprak. Bağırganlı ve Sarısu üzerinden ulaştığım Kefken'de biraz serinleyip, 99 kilometrelik ilk gün parkurunu Karaağaç köyünde kamp kurarak bitirdim. Ertesi sabah kumlu-topraklı sevimsiz bir yolda, zaman zaman kendini gösteren Karadeniz eşliğinde pedal basmaya başladım.

Sayfa 1/6


























Şile'den Sinop'a
2002 / ŞUBAT

Karasu'da tekrar düzelen yol, güzelim renkler arasında Kocaali'ye kadar devam ediyor. Maden Deresi'nin, sularının kente verilmesi nedeniyle kuruduğunu fark ediyorum. Karaburun'daki öğle yemeği, fındık bahçeleri arasından akıp giden bol ve zahmetli rampaların ardından Akçakoca'ya varıyorum.Denizde biraz serinleyip kamyonların stres yaratan varlıklarına aldırmamaya çalışarak Karadeniz Ereğlisi'ne varıyorum. Üçüncü gün, tehlikeli olması nedeniyle Zonguldak yolunu otobüsle aldıktan sonra trafiğin yoğun olduğu Bartın yolunda hızla pedal basıp, Amasra'ya devam ediyorum. Roma Valisi Aguilla'nın yaptırdığı, kayalara oyulmuş bir insan kabartması ve bir sütun üzerindeki kırılmış kartal figürü ile bir karayolu dinlenme anıtı olan Kuşkayası'na ulaşıyorum. Artık yolun en keyifli, ama zor kısmı başlıyor. Yemyeşil ormanlar, döne kıvrıla akan bir yol, masmavi çekiciliğiyle deniz, kıyılara kurulmuş köyler, kasabalar...

Sayfa 2/6


























Şile'den Sinop'a
2002 / ŞUBAT

Amasra çıkışında kaptırmış giderken, iki köpeğin saldırısına uğruyorum. Sonuç; bisikletten uçuş, dizde büyük bir yara ve bilek ağrısı. Öğle yemeğim Cambu Koyu'nda bir restoranda balık. Balıkçı, bir zamanlar balığın kaynadığı bu kıyılarda, artık balıkçı teknelerinin suskun olduğunu söylüyor. Köyün bakkalının arabasıyla yakındaki Göldere Şelalesi'ne gidiyoruz. Kanatlı köyünün bitimindeki dar toprak yol, yemyeşil dağların içerisine doğru uzanıyor. Tekrar yola koyuluyorum. Önce tekne yapımıyla ünlü Tekkeönü, sonra da Kurucaşile'ye varıyorum. Geceyi Kapısu'da dostum Mehmet Darçın'ın evinde geçiriyorum. Ertesi gün Kastamonu il sınırına giriyorum. Sonra korsanların sığınağı olmuş, doğal bir liman görünümündeki Gideros'ta (Kyotros) yüzme molası veriyorum. Irmak köyündeki Devrekani Çayı'nı geçip, sarıyazmasıyla ünlü balıkçı kasabası Cide'ye ulaşıyorum. Cide-Doğanyurt arası rotanın en zorlu, aynı zamanda en güzel etaplarından biri.

Sayfa 3/6
 


























Şile'den Sinop'a
2002 / ŞUBAT

Mor ve eflatun karışımı irisler, öbek öbek maviye kesmiş menekşeler, papatyalar, katırtırnaklarıyla süslenmiş deniz manzaralı yollar. Aydos'ta yemek molası verip, Kavaklı burnundaki fenere ulaşıyor, burada kamp kuruyorum.
Sabah karayelle uyanıyorum. Adları değişen, bu nedenle de köylülerle anlaşmakta güçlük çektiğim yerleri (Akbayır-Girvli, Doğanyurt-Meset, İlyasbey-Fakaz, Çayyaka-Gübür, Aydos-Sakallı, vb.) birer birer geçerek şimdiye kadar gördüğüm en güzel köy olan Kayran'a varıyorum. Ortasından çay akan derin bir vadi, mısır, fındık, karalahana bahçeleriyle yemyeşil denize bakıyor. Öğleyin İnebolu girişinde denize girip serinliyorum. İnebolu, taihîu evleriyle Safranbolu'ya benziyor.
Sonra yine dik yokuşlar, Gemiciler'de kahve sohbeti ve Abana. Yerli turizmin ilk gözağrılarından biri olan bu tatil beldesinden kaçarak uzaklaşıyorum. Son iki rampanın ardından Çatalzeytin'in ince, uzun sahilinde tekrar deniz keyfi. Öğretmenevi'nde misafir olarak kalıyorum.

Sayfa 4/6
 


























Şile'den Sinop'a
2002 / ŞUBAT

Sabah ilçe çıkışındaki köprüyü geçip, uçarcasına Sinop il sınırına giriyorum. Artık yol düz. Türkeli'ni geçtikten sonra, Ayancık'a giden ikinci yolu kullanıyorum. Asfalt sıcaktan yer yer eriyor. Öğlen şirin sahil kasabası olan Ayancık'tayım. İstefan Koyu'nda midye çıkarıp, Çamurca Plajı'nda yüzüyorum. İlçenin simgesi olan ve yenilerde canlanması için belediye tarafından çalışmalar yapılan keten dokuma örneklerinden sevdiklerime minik hediyeler alıyor ve akşamı burada geçiriyorum.
Sabah son günün hüznüyle yola çıkıyorum. Yeşillikler-maviliklerle bezenmiş Sinop yolundaki koyların güzelliği beni büyülüyor. Dayanamayıp içlerinde en güzeli olan Harzana'da yüzerek doğanın ve denizin tadını çıkarıyorum. Birkaç saat sonra, 743 kilometrelik dönüş yolculuğum başlayacak ve rüya bitecek...

* Ersin Demirel, yazar.

Sayfa 5/6
 


























Şile'den Sinop'a
2002 / ŞUBAT

Küçük Gymnasion alanındaki Mermer Salon'da bulunan kabartmalar da, müzenin benzersiz eserleri arasına giren son örneklerden. Levhalarda, daha çok kahramanlık, zafer, üstünlük, güç ya da soyluluk gibi kavramlara gönderme yapan ışınlı ya da yıldızlı miğfer, dövüş horozu, zırh, kılıç ve mızrak betimlemeleriyle etkileyici bir görünüm sergiliyorlar. Müzedeki ilgi çekici bir diğer alan ise, yöresel halk kültürüne ait örneklerin bulunduğu Etnografya Bölümü. Bir de duvarda asılı bir fotoğraf: Bergama'nın tüm tarihiyle birlikte anılan Osman Bayatlı...

* Nermin Bayçın, arkeolog.

Sayfa 6/6


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı