YÜKLENİYOR ...

























GÖLÜN, DENİZİN ve TARİHİN KIYISINDA...BÜYÜKÇEKMECE
2002 / MART

Yeni bir şehre girmenin zevkini hiçbir şeye değişmem. Hele bilmediğiniz ama hakkında bir dolu şey duyduğunuz bir şehre girmenin heyecanını; ya bir şehri geride bırakmanın, yeni coğrafyalara, yeni dünyalara yol almanın gizli zevkini... Rumeli'nden, belki de Avrupa'nın uzak memleketlerinden gelen yolcuların, yaklaşık olarak son 450 yıldır, İstanbul'a girmeden önceki son durağından bahsedeceğim sizlere bu yazıda. Mimar Sinan'ın tüm dehasını yansıttığı Büyükçekmece külliyesinden; geçmiş zaman yolcularının ve ihtişamlı Osmanlı ordularının, Marmara Denizi ve Büyükçekmece Gölü'nün ve tabii tarihin kıyısındaki o güzelim son ve ilk duraktan... Bugün İstanbul'un en güzel sayfiyelerinden biri olan tarih kokulu Büyükçekmece'den... Evliya Çelebi'nin, 17. yüzyılda Eyüp Kadılığı'na bağlı bir nahiye olarak bahsettiği Büyükçekmece'nin geçmişi Bizans dönemine kadar uzanıyor.

Sayfa 1/5


























GÖLÜN, DENİZİN ve TARİHİN KIYISINDA...BÜYÜKÇEKMECE
2002 / MART

Bizans kaynaklarında adı Atira veya Atirus olarak geçen yerleşim, gerek Bizans gerekse de Osmanlı döneminde yolu Batı'ya düşen orduların ve gezginlerin geçiş ve konaklama yeri olarak kullanılmış. Yine Çelebi'nin bahsettiğine göre, bir zamanlar pisi ve yılanbalıkları ile ünlü bir dalyanı barındıran Büyükçekmece Gölü'nün Marmara Denizi ile buluştuğu ince kıstakta Kanuni Sultan Süleyman'ın Mimar Sinan'a inşa ettirdiği bu menzil külliyesi, kervansaray, mescit, namzgâhs, çeşme ve o güzelim köprüden oluşuyor. Kanuni'nin, 1566 Zigetvar seferi öncesi Sinan'a ısmarladığı, ancak aynı seferde vefat ettiği için hiçbir zaman göremediği külliyenin kuşkusuz en gösterişli yapısı, göl ile Marmara Denizi arasındaki ince geçit üzerine inşa edilen köprüdür. Dört ayrı yapıdan oluşan 635 metre uzunluğundaki köprünün yapımında

Sayfa 2/5


























GÖLÜN, DENİZİN ve TARİHİN KIYISINDA...BÜYÜKÇEKMECE
2002 / MART

yüzlerce dülger ve senktraşın çalıştığını, göl ve deniz arasındaki konumunun da inşaatını zorlaştırdığını yazıyor tarih kitapları. Köprü temellerine yerleştirilen dev kazıkların çakılabilmesi için, dev tulumbalarla gölün sularının çekilmesinin o günlerde ne kadar zahmetli bir iş olduğunu tahmin edersiniz. Köprünün bugüne kadar sapasağlam ayakta kalması için, üç insan boyundaki bu kazıkların aralarına kurşun akıtmak da yine Mimar Sinan'ın buluşu.
Büyükçekmece Köprüsü'nün en ilginç özelliklerinden biri de taş konsollara oturtulmuş kitabeli balkonlar. Bu uzun köprü üzerinde soluklananlara, rastladıkları eş dostla kısa bir sohbete koyulanlara hizmet veren balkonlarda,

Sayfa 3/5


























GÖLÜN, DENİZİN ve TARİHİN KIYISINDA...BÜYÜKÇEKMECE
2002 / MART

dönemin ünlü hattatlarından Derviş Mehmet'in şair Hüdai'nin dört beyitini işlediği kitabenin yanı sıra, Sinan'ın imzasının bulunduğu bir kitabe de var. İstanbul yönünden köprüyü geçtiğimizde taş, tuğla ve derzden yapılma kervansaray çıkıyor karşımıza. Orijinal çatısı kurşun kaplama olduğundan Kurşunlu Han olarak bilinen kervansaray, bir ara ayçiçeği deposu olarak kullanılmış. 1988 yılındaki restorasyon sonrası gerçek kimliğine tekrar kavuşan kervansaray, bugün Büyükçekmece Belediyesi'nin çalışmalarıyla kültür-sanat merkezine dönüştürülmüş durumda. Yapının en ilginç özelliği, binanın içinde bulunan 21 ocağın bacalarının toprak altından geçirilerek köprünün ayaklarına verilmesi. Mimar Sinan'ın dehasının ürünü olan bu ilginç buluşun nedeninin, köprünün zemininin buzlanmasını önlemek olduğu sanılıyor. Her kar yağdığında buzlanma sonucu kitlenen yollarımızı akla getirince, eskiler bazı şeyler üzerine daha incelikli düşünüyormuş gibi geliyor insana...

Sayfa 4/5


























GÖLÜN, DENİZİN ve TARİHİN KIYISINDA...BÜYÜKÇEKMECE
2002 / MART

Bugün İstanbul'un bir parçası haline gelen Büyükçekmece, taihîe dokuyu sarıp sarmalayan kültürparkı, göl ve deniz manzarası ile haftasonu kaçamakları için iyi bir şehiriçi seçeneği. Gün boyu, ister üç kanatlı kesme taştan Sultan Süleyman Çeşmesi'nin kenarına kurulun, ister göl kıyısındaki restoranlarda karnınızı doyurun, isterseniz de kervansarayın içinde eski gezginlerin seslerine kulak verin, ama hava hafiften kararır, güneş de kızıllığını göle ve denize bulaştırırken, o güzelim köprünün balkonlarında olmayı sakın ihmal etmeyin.

* Sami Boyacı, yazar.

Sayfa 5/5
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı