YÜKLENİYOR ...

























SAPPO İLE HOMEROS' UN YURDU : AİGAİ
2002 / MART

Onlarınki sakin bir yurttu. Öyle tarihin akışını etkileyecek ne büyük savaşlar yaratmışlar ne de parlak atılımlarda bulunmuşlardı. Topraklarına tüm şiddetiyle gelen krallıkların ordularına karşı yazılmış büyük direniş öyküleri de yoktu. Tarımla uğraşır, zeytinyağı üretirlerdi. Komşuları girişimci İonialılara göre iddiasız bir yaşamları vardı, ama keçi kılı dokumalarıyla da kimse rekabet edemezdi. Bir de, "Ben de senin için beyaz keçi getiririm sunağa" diyen şairleri Lesboslu (Midilli) Sappho (M.Ö. 7-6. yüzyıl) ile... Yaklaşık 500 yıl sonra ünlü tarihçi ve coğrafyacı Strabon, "Sappho ile şiir alanında en alt düzeyde bile yarışabilecek hiçbir kadının varlığını tanımıyorum..." diye not düşmüştü 'Geographika' adlı eserinde. Ve bu sessiz topraklardan dünyaya yayılan başka büyülü sesler de vardı:"Eski zamanın yedi bilge kişisinden biri Pittakos", şair Alkaios, yedi tonlu ölçünün yaratıcısı Terpandros, Atina'daki Platon'un Akademiası'nın başına geçen Pitaneli (Çandarlı) Arkesilaos, antik dünyanın başyapıtlarından 'Theogonia/Yaratılış'ın yazarı Kymeli (Aliağa) Hesiodos ve tüm zamanların en büyük ozanı

Sayfa 1/5


























SAPPO İLE HOMEROS' UN YURDU : AİGAİ
2002 / MART

Homeros...Hepsi de, adına Aiolis denilen toprakları solumuştu.Onlar, kıta Yunanistanı'ndan Batı Anadolu kıyılarına, ilk göçü gerçekleştiren Aiol boyunun çocuklarıydı. Ege Denizi'ni, yaklaşık 3100 yıl önce gemilerle aşıp geçen Teselya ve Boiotia kökenli ataları, Edremit Körfezi'den İzmir'e değin tüm kıyı bölgesinde ve adalarda koloniler kurmuştu. İleride Anadolu'da parlamaya başlayacak Helen uygarlığının öncüleriydiler. Ama varlıklarını ancak 9. ve 8. yüzyıllarda göstermeye başlayabileceklerdi. Aiolisliler, kimi anlatılara göre, soylarını Troya savaşlarında Yunan ordusunun komutanı, krallar kralı Agamemnon'a bağlıyorlardı. Amazonlarla bir ilişkileri olabileceği şeklinde yorumlar da vardı. Ama en önemlisi 'Ege' adının kökeninde yatan efsaneydi. Ege, yani eski Yunan dilinde keçi anlamına gelen şu Aigaios, Aega sözcüklerinin gelip dayandığı yer...Mitolojiye göre, Atina kralı Aegeus, oğlu Theseus'u, Girit'teki bir labirent sarayda yaşayan boğa ve insan karışımı canavar Minotauros'a kurban olarak göndermişti. Eğer oğlu bu labirentten geri dönerse,

Sayfa 2/5


























SAPPO İLE HOMEROS' UN YURDU : AİGAİ
2002 / MART

gemiye beyaz yelken çekilecekti. Theseus, Girit Kralı'nın kızının yardımıyla azgın yaratığı öldürüp, her yıl kurban isteyen Minos geleneğine son vermişti ancak, dönüşte beyaz yelkeni çekmeyi unutmuştu. Bunu gören baba Aegeus, kendini denize atmış, Ege Denizi de, bundan böyle onun adıyla, Aigaios Pontos olarak anılmaya başlanmıştı. Ege söylencesi öylesine güçlüydü ki, denizden karanın içlerine, Çandarlı ve Manisa arasındaki Yunt Dağı'nın yamaçlarına kurulu bir kente kadar ulaşmıştı. Onun adı da Aigai idi, yani keçiler halkı. Köseler Köyü'nün yakınında, Nemrudkalesi olarak bilinen bu Aiol yerleşimi, aynı zamanda antik Yunan'ın Anadolu'daki en eski kentlerinden biriydi. Bugün menengeç ve meşe ağaçlarının altında, yıkık bir kent gibi görünse de, ayaktaki kalıntıları halen etkileyicidir Aigai'nin.Çünkü bu izler kentin bir zamanlar ne denli ihtişamlı olduğunu ve aynı zamanda da tarihinin çok gerilere dayandığını söyler. Çok iyi korunmuş, ince işçilik sergileyen yüksek duvarları eşi bulunmaz bir malzemedir.Ve Aigai, bu özelliğiyle, günümüze kalan en önemli antik kentlerinden biri olarak öne çıkar.

Sayfa 3/5


























SAPPO İLE HOMEROS' UN YURDU : AİGAİ
2002 / MART

Kenti saran sur duvarları, yaşanılan tarihi evreleri gözler önüne serecek denli güzel örnekler sunar. Her şeyden önce ender olarak gözlenebilen arkaik dönem, yani, MÖ 7. ve 6 yüzyıl gibi erken döneme ilişkin duvar kalıntıları, kentin tarihini çok eskilere götürecek en önemli kanıt olarak belirir. Sonra Helenistik, ardından da Roma dönemi... Yoğun taş yığınları ve yıkıntıları arasında, onun seksen metre uzunluğunda ve on metreyi aşan yükseklikteki çarşı (agora) binası beklenmedik bir sürpriz gibidir. Üç katlı olan bu yapının alt katı bir sokağa, en üst katı ise agoraya açılır. Orada, ele geçen ender eserlerden birini, yalnızca Aiol mimarisine özgü çok önemli bir elemanı görürsünüz. Bu mantar şeklinde bir sütun başlığına ait bir parçadır. Sonra tiyatronun üst terasındaki tapınaklar alanında tanrılar tanrısı Zeus ve kızı savaşçı Athena'ya adanmış olduğu düşünülen iki tapınağa ait kalıntılar karşılar sizi. Akropolisin batıya uzanan ucundaki küçük tapınak ise bereketin simgesi Demeter ve kızı Kore'ye tapınılmak için yapılmıştır.

Sayfa 4/5


























SAPPO İLE HOMEROS' UN YURDU : AİGAİ
2002 / MART

Aşağıdaki Kocaçay vadisinde ise bir başka tapınak keser önünüzü. Bu kralların, soyluların, köylülerin ve hatta kölelerin, gelecekteki kaderlerini umutsuzca öğrenebilmek için başvurdukları bir tanrı içindir; Apollon. Karanlığa gömülen çoğu Aiolis kentinin aksine, İskender'den sonra, MÖ 218'de Bergama Krallığı'na bağlanmasıyla birlikte adını duyurmaya başlayan Aigai, barbar olarak tanımladıkları Pers egemenliğinden (MÖ 6 ve 4. yüzyıl) uzakta, sorunsuz bir yaşam sürdürdü. Yunan kolonilerini tehdit eden ve haraca bağlayan Lydia'ya ve Perslere karşı kurulan, ancak sonradan siyasi güce ve ticari tekele dönüşecek Delos Deniz Birliği'ne de hiçbir zaman üye olmadılar. Egemenliklere sessizce boyun eğdiler, ama Aiol Birliği'nin en önemli 12 kenti arasında, tıpkı bir keçi gibi, inatla, kimliklerini en fazla koruyabilen ve yaşatabilen de onlar oldu.

* Nermin Bayçın, arkeolog

Sayfa 5/5


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı