YÜKLENİYOR ...

























BEYAĞAÇ' IN KARAÇAMLARI
2002 / MART

Kıvrıla kıvrıla yükselen toprak yolda ilerleyen bir minibüsün içindeyiz. Hafiften yağmur çiseliyor. Yoğun bulut denizi, bereketini yağmur olarak bırakıyor suya susamış topraklara. Karşımızdaki kayalıklardan birkaç kartal havalanıyor, barındıkları karaçam ormanına doğru keyifle süzülüyorlar. Batı Toroslar'ın son uzantısı Sandıras Dağları'nın kuzeyinde Denizli-Muğla il sınırında yer alan Denizli'nin Beyağaç ilçesi ortalama ömrü 750 yıl olan ağaçları barındıran karaçam ormanı ile ünlü. Bazı ağaçların yaşlarının 1300 yıldan daha fazla olduğu tespit edilmiş. Bu anıt ağaç ormanı Çiçekbaba Dağı'nın kuzey yamacında 1300-2000 metre yükseklikler arasında yer alıyor. Çiçekbaba Dağı da dahil toplam 1309 hektarlık bölge 1995 yılında 'I. Derece Doğal Arkeolojik Sit Alanı' ilan edilmiş. Yol kenarında ağaçlandırma çalışmaları göze çarpıyor. Rakım arttıkça karaçamlar tek tük boy göstermeye başlıyor. Anadolu tarihinin önemli bir kısmına tanıklık etmiş olan bu yalnız ağaçlar hüzün veriyor insana.

Sayfa 1/5


























BEYAĞAÇ' IN KARAÇAMLARI
2002 / MART

Gezimizin ilk durağı 1330 metre yükseklikteki Karagöl. Kışın, kar suları ve ortasındaki küçük bir kaynaktan beslenen göl, hazirandan itibaren tamamen kuruyor. Gölün etrafı birkaç yüz yıllık karaçamlarla kaplı. Hâlâ heybetli, hâlâ mağrurlar. Taze filizler fışkırıyor gövdelerinden. Kimi kurumaya yüz tutmuş, kuruyanlar kesilmiş. Bin yılı aşkındır tarihe tanıklık eden bu anıt ağaçların bazılarından geriye sadece kökleri kalmış. Yeni karaçam filizleri ise topraktan fışkırmaya devam ediyor. Birden sis perdesi açılıveriyor ve anıt ağaçların koruyucu meleği çıkıyor ortaya: Çiçekbaba Dağı. Çok yüksek değil, 2295 metre. Tuhaf bir çekiciliği var. Sanki sarıp sarmalayıp bugünlere o getirmiş gibi karaçamları.
Tekrar yoldayız. Artık, anıt karaçamlar her yerde. Bu arada yol gittikçe dikleşmeye başlıyor. Yükseldikçe ağaçlar da seyrekleşiyor.

Sayfa 2/5


























BEYAĞAÇ' IN KARAÇAMLARI
2002 / MART

Orman kokusu yerini dağdan esen rüzgârın serinliğine bırakıyor. Kısa bir süre sonra 1903 metre yükseklikteki Kartal Gölü'ne varıyoruz. Yolun göle kadar ulaşmadığı zamanlarda kartallar yuvalarını buralara yaparmış. Yol yapıldıktan sonra kartallar küsmüş. Kalan birkaç kartal da anıt ormanın korumasına bırakmışlar kendilerini. Kartallar gidince gölde sadece adları kalmış. Sis bir açıp bir kapatıyor. Bir an yukarılarda açıyor hava. Bir karaçam 2000 metrelerde kalakalmış tek başına.
Kartal Gölü, Eren Günü'ne de ev sahipliği yapıyor. Ağustos ayının son perşembesi söylenceye dayanılarak Eren Günü olarak kutlanıyor. Hasat eğer iyiyse bunu Çiçek Baba'nın kerameti olarak yorumlayan yöre halkı bu özel günde, Kartal Gölü'ne geliyor ve bir gece kalıp, ertesi gün bir saat yürüyerek Çiçek Baba'nın mezarına giderek kurbanlar kesip, adaklar adıyor.

Sayfa 3/5


























BEYAĞAÇ' IN KARAÇAMLARI
2002 / MART

Söylenceye göre, çobanın birinin dolu olarak unuttuğu testi ertesi gün boşalmış. Aynı yere tekrar dolu testi bırakarak bekleyen köylüler belli belirsiz bir görüntüyle karşılaşmış. Bu görüntünün burada yatan Çiçek Baba'ya ait olduğu düşünülmüş ve orada bir mezar yapılarak, mezarı olmayan Çiçek Baba'nın huzura ermesi sağlanmış. Söylencenin gerçek olup olmadığının yegâne tanığı ise karaçamlar...
Sis iyice bastırıyor. Bir metre önümüzü bile göremez oluyoruz. Biraz aşağıya inip kamp yapacağımız Topuklu Yayla'ya doğru ilerliyoruz. Orman yine sıklaşmaya başlıyor. Bazı ağaçların üzerinde tabelalar var. Birine yaklaşıp okuyorum; tam 1210 yaşında. Yani bu ağaç MS 798'de taze bir filizmiş. Tıpkı Karagöl'ün etrafındaki ormanda gördüğüm yeni filizler gibi.

Sayfa 4/5


























BEYAĞAÇ' IN KARAÇAMLARI
2002 / MART

Şimdi ise tek başına bir tarih olmuş adeta. O burada, Çiçekbaba Dağı'nın kollarında huzur içinde yaşamını sürdürürken, Anadolu'da kurulan ve yıkılan devletlerin haddi hesabı yok. Hava hafif rüzgârlı. Ağacın dalları sallanıyor ritmik bir düzende. Fısıltıya benzer sesler çıkarıyorlar. Yaylaya varınca kampımızı kuruyoruz. Hayatımın en gizemli gecesini geçiriyorum. Sabaha kadar karaçam fısıltıları eşlik ediyor rüyalarıma. Anadolu'nun herhangi bir köşesinde Osmanlı İmparatorluğu'ndan yüzlerce yıl önce doğan ve ondan yüz yıl sonra bile yaşamlarını sürdüren anıt ağaçlarla aynı topraklarda yaşadığım için seviniyorum.

* Yıldırım Güngör, yazar.

Sayfa 5/5


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı