YÜKLENİYOR ...

























İSTANBUL' UN YÜZLERİ
2002 / MART

Yaklaşık yüz yıldır sessizce bize bakıyorlar. Bu şehirde yüzyıldır yaşanan her şeyi kendilerini fazlaca hissettirmeden görüyorlar. Çoğumuz onların farkında bile değiliz. Sayısız kere önlerinden geçmemize, defalarca bulundukları noktaya bakmamıza rağmen görmüyoruz... Oysa, İstanbul'daki birçok binanın cephesini süsleyen mask ve karyatidler o kadar çok ve o kadar güzeller ki fotoğraflarını gören çoğu kişi onları bugüne kadar nasıl olup da fark etmediğine şaşıracak.
19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın başlarına kadar olan süreç, Osmanlı sivil mimarlığında çok katlı ve kâgir yapı anlayışının egemen olduğu bir dönem. Bu dönem yapılarının cephe süslemelerinde kabartma insan yüzü figürleri ve yapıdan bağımsız sayılabilecek heykellerin çokça kullanıldığı görülüyor.Bu anlayışın ürünleri ise en çok Beyoğlu ve Galata'dadır. Çünkü, bölge o dönemde İstanbul'un Batı'ya açılan penceresidir ve dönem Batılılaşma dönemidir.

Sayfa 1/5


























İSTANBUL' UN YÜZLERİ
2002 / MART

Her iki semtte de mimari o günlerden beri çok az değişmiştir. Heykellerin pek de hoş karşılanmadığı günlerde, bina cephelerinde kullanılan insan tasvirlerini İstanbul halkı hiç yadırgamamış. Bu durumun en önemli nedeni, Beyoğlu ve Galata'nın taihî' olarak çok gerilere giden bir Ceneviz-Venedik yerleşimi olması ve toplumsal yaşam biçimi açısından Batı'ya zaten açık olmasıdır. Geçtiğimiz yüzyılın mimarisi bugün 'Cephe Mimarlığı' olarak tanımlanır. Bu tanımlamanın nedeni bina cephelerinde mask, heykel, bitkisel motif, sütun gibi süslemelerin çokça kullanılmasıdır. Bu açıdan bakıldığında o dönemin mimarlarının yaşadığı sıkıntılar kolayca anlaşılabilir. Çünkü, Tanzimat ile birlikte yeni mimarlık yasalarının uygulamaya konulduğu böylesi bir dönemde, başarılı ve beğeni toplayan bir mimar olmak zordur.

Sayfa 2/5


























İSTANBUL' UN YÜZLERİ
2002 / MART

Ayrıca, tasarımın yanı sıra görsel etkinin yaratılmasında o dönem için temel mimari öğelerden olan süslemelerde yapacağı tercih, geleneksel motifler yönünde mi olmalıdır, yoksa Batı kökenli motifler mi kullanılmalıdır? Başta padişahlar olmak üzere dönemin ileri gelenleri tercihlerini Batı'dan esen rüzgârlar yönünde kullanınca, mimarın da tercihi belli olmuştur. İşte bu yüzden mimarların sanat yapmaktansa öykü anlatmayı tercih ettikleri bir dönemdir, 19. yüzyıl. Batı etkileri ile birlikte, mal sahiplerinin güç gösterme isteği ve cephelerdeki tekdüzeliği estetiğe çevirme düşüncesi bu maskların ve heykellerin ortaya çıkma nedenidir. Cephelerde kullanılan bu yüz figürlerinin ve karyatidlerin mimari olarak bir işlevi yoktur.

Sayfa 3/5


























İSTANBUL' UN YÜZLERİ
2002 / MART

Sadece ve sadece bir öykü ve bir tarih anlatmak için oradadırlar. Bu nedenle her birinin farklı bir öyküsü vardır. Kimi Medusa'ya benzer, her ne kadar bakışlarıyla insanları taş edemese de. Kimi Zeus'u anımsatır uzun saç ve sakallarının arasındaki mitolojik çehresiyle. Kimi de cephesini süslediği yapının öyküsünü anlatır. Bir zamanlar Pera Sirki olan bugünkü Halep Çarşısı'nın cephesindeki palyaço yüzü binanın işlevini anlatmak için oradadır. 1890'da Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından yapılan Karaköy'deki Orient Bank binasının giriş kapısının hemen üstünde yer alan Romalı asker yüzü ise sanki bankayı korumakla görevli gibidir. Ancak, en ilginç ve hüzünlü öykü yine kadınlara düşer. Bu öykü tüm binanın ağırlığını omuzlarında taşıyormuş gibi duran karyatidlerin öyküsüdür, yani Karyalı kadınların.

Sayfa 4/5


























İSTANBUL' UN YÜZLERİ
2002 / MART

Savaşta Perslerin tarafında yer alan Karyalılara çok kızan Yunanlılar, tüm Karya erkeklerini ortadan kaldırır, Karyalı kadınları ise tutsak eder. Bununla da yetinmez ve geleneksel giysileri içindeki kadınları sokak sokak dolaştırarak teşhir ederler. İşte, Karyalı kadınların bu utancın altında ezilmelerinin simgesidir karyatidler. Yunanlılar uzun geleneksel giysiler içinde binanın tüm ağırlığını taşır şekilde betimleyip sonsuza kadar köleliğe mahkûm eder Karyalı kadınları. O gün bu gündür mimari bir eleman olarak dünyanın farklı yerleşimlerinde bina cephelerini süsleyen karyatidler 19. yüzyılda İstanbul'daki birçok binada kullanıldı. Kökeni binlerce yıl öncesine dayanan bu öykünün kahramanları bugün çevremizde sessizce varlıklarını sürdürüyor.

* Dr. Hakan Gülsün, sanat tarihçisi.
Ömer Kokal, fotoğrafçı ve yazar.

Sayfa 5/5


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı