YÜKLENİYOR ...

























KENDİ İÇİNDE TUTSAK...BAURSA KAPALI ÇARŞISI
2002 / MART

Kentin tam ortalık yerindeki taihî çarşı, Bursa'yı anlatan yazılara hep ağır, dingin ama derinden akıp giden bir 'zamanın' ilhamını verir. Sabırla ördüğü kozasında tutsak çarşı, kelebek olma düşlerini sona erdirmiş gibidir. Camileri, hanları, kapalıçarşısı ve onları birbirine bağlayan ara geçişleri, ağır taş duvarların siperlediği dar sokaklarıyla çarşı, geçmişin yakasını bırakamadan geleceğe doğru sürüklenip giden yaşlı kentin hikâyesini de kendine saklamaktadır sanki. Ama biraz bilgi, biraz da sezgiyle iz sürmeyi başarabilenlerin, oradan oraya alıp götüren mekânların kuytuluklarına gizlenmiş ipuçlarına ulaşması hiç de zor olmaz. Kent merkezinde Heykel Meydanı'na çok yakın ve Ulu Camii'nin hemen arkasında konumlanan, havlusunu, ipeğini, bıçağını, Karagöz ve Hacivat'ını her şeye rağmen yaşatan, yaşatmaya çalışan taihîş Bursa Çarşısı, alışverişe çıkanların yanı sıra, kenti gezmeye gelenlerin de önemli uğrak yerlerinden. Bursa'yı, tarihte Osmanlılara başkentlik yapmış, o zamanların önemli uluslararası ticaret merkezlerinden biri olmuş bu ulu kenti tanımak, onu anlamak, biraz da bunu gerektiriyor çünkü.

Sayfa 1/5


























KENDİ İÇİNDE TUTSAK...BAURSA KAPALI ÇARŞISI
2002 / MART

Ama çarşının asıl tutkunları sanatseverler, daha çok da edebiyatçılar... Onlar da kozalarına çekilip, kendileri ile başbaşa kalmak istediklerinde, işte bu çarşının hanlarına, onun küçük ama sohbet dolu odalarına ya da kestane ağaçlarının gölgelediği geniş, dingin vahalarına-avlularına koşuyor. "Ne anlar, ah, ne anlar / Toz anlar, doruk anlar / Prusa'dan Bursa'ya / Saklı zamanlar: Hanlar" diyen, çevirmen, yazar, şair Ramis Dara, çoktandır yerleştiği Bursa'yı, hanların avlularında verdiği uzun molalarda, daha çok sever olmuş. Aşklar, ayrılıklar, yeniden aşklar yaşadığı, ne olduğunu bilmeden çiçek açmış oya ağacı dalını fotoğrafladığı, yazar Hulki Aktunç "Uğur getirir" dediği için masasına düşen at kestanelerini cebine koyduğu Koza Han'ın avlusunu nasıl unutsun o? Ya, Ali Efendi'nin elinden içtiği koruksuyunun buruk tadını? Bir de Anadolu'da yayımlanan bütün amatör edebiyat dergilerine abone olan, Bursa'nın şiir meleği Bedriye Hanım'ın, sadece camındaki edebiyat duyurularından tanınan küçük dükkânını.Hemen yakınlardaki Tayyare Kültür Merkezi'nde yapılan Bursa Edebiyat Günleri'nde,

Sayfa 2/5


























KENDİ İÇİNDE TUTSAK...BAURSA KAPALI ÇARŞISI
2002 / MART

söyleşiler sonrası dostlarını, birer bardak demli çayla bu avluda ağırlıyor, çarşının ve Koza Han'ın tutkulu tanığı Ramis Dara, işte bu yüzden.Sanatseverlerin sık sık uğradıkları mekânlardan olan Koza Han, tabii ki aslında günümüzde de aynı özelliği sürdüren taihî bir alışveriş merkezi. Koza Han, 1491 yılında II. Bayezid tarafından, İstanbul'daki cami ve medreselerine gelir sağlamak üzere mimar Abdul-ulâ bin Pulad Şah'a yaptırılmış. Toplam 95 odanın bulunduğu handa şimdi, daha çok ipekli satışı yapan mağazalar var. Bursa tarihinde ipek ticaretinin merkezi olan ve adını da bundan alan Koza Han, bu ürünün uluslararası alım satımında da önemli bir rol oynadı. Dünyanın çeşitli yörelerinden Bursa'ya gelen tüccarların arasında Floransalılar ayrı bir öneme sahipti. Aynı zamanda Rönesans'ın merkezi olarak da bilinen Floransa o yıllarda hızla Doğu'ya açılmaktaydı. Ticarette çok atak olan Floransalı tüccarların bu dönemde Bursa'yla ilişkilerini iyi tuttukları ve özellikle 1400'lü yılların sonlarına doğru faaliyetlerini yoğunlaştırdıkları, Bursa'da tuttukları hesap defterlerinin incelenmesiyle kesinleşmiş.

Sayfa 3/5


























KENDİ İÇİNDE TUTSAK...BAURSA KAPALI ÇARŞISI
2002 / MART

Koza Han'ı hemen hemen tüm fotoğraflarda, avludaki şadırvanın üstünde yükselen mescidi simgelemekte. Hanı ve avluyu mimari olarak da tamamlayan bu taihî yapı, sekizgen ve ayaklar üzerinde yükseliyor. Kubbesi kurşun kaplı olan mescid günümüzde de ibadete açık. Hana, kuzeydeki ana kapıdan girenler, kabartma taş işçiliğiyle dikkati çeken taç kapıyı da görebilir. Bursa'nın en eski hanı, alt katında çoğunlukla kuyumcuların bulunduğu Emirhan. İlk bakışta Ulu Camii ile aynı külliyede yer aldığı sanılan, ama aslında 200 metre uzaklıktaki Orhan Camii ile bağı bulunan bu ilk Osmanlı hanı, Orhan Bey tarafından yaptırılmış. Yine Ulu Camii'nin alt tarafındaki İpek Han, ilk yıllarında ticaretin yanı sıra mesken olarak da kullanılmış. Avlusunda dört çınar ve bir ıhlamur ağacı var. Sadrazam Mahmut Paşa tarafından yaptırılan ve bir zamanlar fidan satışlarına sahne olduğu için adını ondan alan Fidan Han ise hanların en temiz, en bakımlı ve en yeşil olanı. Camileri, hanları ve onların geniş avlularını birbirlerine

Sayfa 4/5


























KENDİ İÇİNDE TUTSAK...BAURSA KAPALI ÇARŞISI
2002 / MART

bağlayan saklı geçitleri, taş duvarları seyirterek geçen dar sokakları ile Bursa Çarşısı, havlusunu, ipeğini ve bıçağını göğsüne basmış, internet hızıyla dönen dünyaya Karagöz'ün gölge oyununu tanıtmaya çabalıyor. Elbette bir zamanlar ipekçilik deyince akla geliveren Hacı Sabri, Dervişyan, Koyuncuyan, Morukyan gibi tüccarlar ortada yok; Mensucat-ı Osmaniye Anonim Şirketi, Nümune-i Terakki Fabrikası'nın yerinde yeller esiyor. Meşhur Bursa bıçakçıları ise belki sadece Şair Niyazi Akıncıoğlu'nun şu dizelerinde yâd ediliyor: "Adını ilk defa / Yedi bela Rasim'in hançerinde okudum. / Çocuktum. / Çatal geyik boynuzlu kabzasında / İlk Bursa'yı tanıdım. / Bıçakçı Remzi yazıyordu."
Bursa'nın orta yeri, kocaman taihîm bir çarşı. Zaman, buradaki hanlardan birinde kozasının içine çekilmiş, ağlarını örüyor. Biraz ötede, cam piramidinde akşam güneşinin ışıklarının oynaştığı yeni plazanın ise umurunda bile değil bu.

* Ersin Toker, yazar.

Sayfa 5/5


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı