YÜKLENİYOR ...

























Türk-Yahudi Beraberliğinin Simgesi: ZÜLFARİS SİNAGOGU
2002 / ŞUBAT

İki kıta üzerinde kurulu güzel İstanbul, Asya ve Avrupa'yı coğrafi olarak birleştirdiği gibi Doğu ve Batı kültürleri arasında da bir köprü kurar. İstanbul aynı zamanda beş yüz yıldır yan yana, ahenk ve huzur içinde kesintisiz hizmet sunan cami, sinagog ve kiliseleriyle de dünyanın tek kenti olma özelliğini koruyor. İnançların buluştuğu bu eşsiz kentin kültür zenginliğine, 25 Kasım 2001'de yeni bir halka daha eklendi: 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi. Müze, Orhan Bey'in 1326'da Bursa'yı fethiyle başlayan ve inanç özgürlüklerini kaybetmektense İspanya'yı terk etmeyi yeğleyen Sefarad Musevileri'nin göçüyle devam eden Osmanlı-Yahudi beraberliğinin 700 yıllık öyküsünü yurtiçinde ve dışında tanıtmayı amaçlayan 500. Yıl Vakfı'nın kalıcı etkinliklerinden biri. Karaköy'de, Perçemli Sokak'ta bulunan ve 500. Yıl Vakfı tarafından restore edilerek müze olarak düzenlenen taihî Zülfaris Sinagogu'nda gezimize başlamadan önce kısa bir saptama yaparak Zülfaris sözcüğünün kökenini açıklayalım.

Sayfa 1/6


























Türk-Yahudi Beraberliğinin Simgesi: ZÜLFARİS SİNAGOGU
2002 / ŞUBAT

Bir zamanlar bu sokağın adı olan Zülfaris, sözlük anlamı gelin perçemi olan zülf-ü arus deyiminin halk dilindeki söylenişi. Yıllar boyunca gelinlerin geçtiği bu sokağın adı, daha sonra Perçemli olarak Türkçeleştirildi. Girişteki avluda bulunan, heykeltıraş Nadia Arditti'nin I. Dünya Savaşı, Gelibolu Muharebesi ve Kurtuluş Savaşı sırasında yaşamlarını yitiren Türk Yahudi askerlerin anısına hazırladığı 'Yükselen Ateş' yapıtının önünden geçiyor, bir zamanlar gelinlerin babalarının kolunda çıkıp, eşlerinin kolunda indikleri merdivenlerden birinci kattaki ana hole yöneliyoruz.
Türk-Yahudi beraberliğinin dini eşyalara dahi yansımasının en güzel örneklerinden biri olan ay-yıldızlı bir tallit'in (dua şalı) ışıklı görüntüsü altındaki dokunmatik bilgisayarda, farklı dönemlerde Anadolu'da mevcut olan belli başlı bazı Yahudi yerleşimlerin konumlarını izliyoruz.

Sayfa 2/6


























Türk-Yahudi Beraberliğinin Simgesi: ZÜLFARİS SİNAGOGU
2002 / ŞUBAT

Değişik pano ve haritalardan, Yahudilerin İspanya'da Endülüs döneminde yaşadıkları Altın Çağı, Ferdinand ile Isabella'nın ünlü 31 Mart 1492 tarihli Kovma Fermanı'nı, İspanya'yı terke mecbur kalan Sefarad Yahudileri'nin dünyaya dağılmalarını ve II. Bayezid tarafından Osmanlı topraklarına kabul edilmelerini takip ediyor, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Budin Yahudilerine tanınan Vergi Muafiyeti Beratı'nı ve Edirneli Haham Sarfati'nin Avrupa'da zulüm gören Yahudilere Osmanlı topraklarına gelmeleri için yaptığı bir çağrı niteliğinde olan taihîl Edirne Mektubu'nu inceliyoruz. Ülkenin dini özgürlük ortamında huzur içinde yaşayan Yahudiler, toplumun geleneklerinden etkilendi ve dini eşyalarında dahi Türk motiflerine geniş yer verdi. Vitrinlerde bu eşyaların örnekleri ve 'Sefer Tora'ları da (Tevrat Ruloları) bulunuyor. Türkiye'de Hahambaşılık Kurumu'nun öyküsünü okuduğumuz ve Bursa Hahambaşısı Rav Moşe Ben Habib'in tayin beratı, mührü ve madalyasının sergilendiği iki pano ile ana holün sol kanadını bitiriyoruz.

Sayfa 3/6


























Türk-Yahudi Beraberliğinin Simgesi: ZÜLFARİS SİNAGOGU
2002 / ŞUBAT

Sinagogun en kutsal bölümünü teşkil eden Ehal mahallini simgesel olarak biri açık diğeri kapalı iki Sefer Tora süslüyor.
Bütün değerli eşyalarını İspanya'da bırakarak göç eden Sefaradların Endülüs Altın Çağı engin kültür yaşamının birikimini Osmanlı ülkesine taşıdıkları biliniyor. Bunun sonucu olarak Osmanlı'da ilk matbaa 1493'de, David ve Samuel ibn Nahmias tarafından kuruluyor. Ana holün sağ kanadı bu temayı işleyen vitrin-pano ile başlamakta. 1512 yılında İstanbul'da basılan Midraş Teilim eseri de burada sergileniyor. Türk Yahudi Basını'nın özet bir tarihçesi şeklinde düzenlenmiş bölümde ise değişik yayın örnekleri incelenebilir. Yahudi göçmenler Osmanlı'nın geniş hoşgörü ortamında kısa bir zamanda yeni vatanlarının kültürünü benimsedi ve bu uyumun en güzel örneklerini Klasik Türk Musikisi alanında verdi. Kültür köşesinin üçüncü durağı müzik vitrin-panosu.

Sayfa 4/6


























Türk-Yahudi Beraberliğinin Simgesi: ZÜLFARİS SİNAGOGU
2002 / ŞUBAT

Daha sonraki vitrin ve panoları izlerken, Türk Yahudilerinin toplumsal yaşamın değişik alanlarında yer alışlarını görüp, ünlü Türk Yahudilerinin bazılarını tanımakta, belge ve objeleri inceleyebilmekteyiz. Daha sonra sırada Lozan Antlaşması panosu ve Nazi Almanyası'ndan kaçıp ülkemize sığınan, akademik yaşamlarını üniversitelerimizde sürdüren bilim insanlarına ilişkin bilgilerin yer aldığı panolar da var. İkinci Dünya Savaşı sırasında görevli oldukları ülkelerde sayısız Yahudi'yi temerküz kamplarında muhakkak bir ölümden kurtarmayı başaran Türk diplomatlarının öykülerinin bulunduğu bölüm de müzede ayrı bir onur köşesi oluşturuyor. Müzenin sinagog olarak işlev gördüğü dönemde kadınlara ayrılan üst galeride ise 400. yıl ve 500. yıl kutlama etkinlikleri, Aşkenaz Cemaati'nin tanıtımı ile Hemdat İsrael Sinagogu ve Manisa Moris Şinasi Çocuk Hastanesi'nin öykülerinin sergilendiği panolar yer alıyor.

Sayfa 5/6


























Türk-Yahudi Beraberliğinin Simgesi: ZÜLFARİS SİNAGOGU
2002 / ŞUBAT

Tarihî merdivenlerden inerek vardığımız zemin kat ise Etnografya bölümü. Loğusalık, doğum ve sünnet, çeyiz, talamo altında düğün kompozisyonlarının canlandırıldığı vitrinler dışında iki ketuba (düğün akdi) ve 1860'lı yıllardan 1960'lı yıllara kronolojik sıra ile gelin-damat fotoğrafları ziyaretçileri bir zaman tüneli içinde gezdiriyor. Giysiler, gelinlik, tılsımlar, mücevherler ve benzeri konulardaki sergilerle müze ziyaretimiz sona eriyor. Şeref defterine görüşlerimizi yazarak çıkışa doğru yöneliyor ve sağ duvardaki panoda Atatürk, İsmet İnönü, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz'ın Türk Yahudileriyle ilgili beyanlarından özetleri okuyarak müzeyi terk ediyoruz.

* Naim Güleryüz, araştırmacı yazar, 500. Yıl Vakfı Başkan Vekili.


Sayfa 6/6
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı