|
İstedim
ki, Doğu coğrafyasının söylence dolu topraklarıyla
aslanların duyulmayan beyaz kükremeleri düşsel
biçimde de olsa, iç içe geçsin. Akdamar Adası'nda
beni aslanlar değil, iskelede dinlenen birkaç
martı karşıladı. Baharda çiçekleriyle adayı
düğün alayına çeviren badem ağaçları sessizdi.
Kiliseyi yaptıran Vaspurakan Kralı I. Gagik
sonsuz bir uykudaydı, mimar keşiş Manuel de.
Bugüne kadar gördüğüm en güzel 'taştan hayvanat
bahçesi' olan kilisenin duvarlarında aslanları
aramaya başladım. Tavuskuşları, ayılar, boğalar,
ceylanlar, dağ keçileri, geyikler ve papağanların
yanından geçip buldum onları. Birçok aslan vardı
duvarlarda. Bir tanesi kanatlıydı, ikisi Daniel
peygamberin yanındaydı, bazıları av peşindeydi.
Kar birikmişti oyuk yerlerinde. Dokunamayacağım
kadar yükseğe işlenmişlerdi, onları yaratan
ustaların ellerini selamlayıp yeniden tekneye
bindim. Martılar benim adadan ayrılışımı sevinç
çığlıklarıyla kutladı.
|