YÜKLENİYOR ...

























Zarafetin simgesi: ŞAPKA
2002 / ŞUBAT

Ayakta kalması doğayı alt etmesine bağlı insan ile doğa arasına ilk giren, belki de küçük bir bez parçasıydı. O bez parçası insanın başını sıcaktan ve soğuktan koruyacak, yani ömrünü uzatacaktı. Sonraları asaletin, itibarın, otoritenin ve güzelliğin simgesi olacak şapkayı ortaya çıkaran neden işte bu kadar basit, bu kadar yaşamsaldı... Şapkanın tarihine uzandığımızda erkeklerin süslenme merakı karşısında şaşırıp kalırız. MÖ 3200 yılının Mısırlı erkeği, tüylerle süslü bir başla çıkar karşımıza. Kralları ise taçlar ya da perukların üzerine geçirilmiş bezlerle ayırırlar kendilerini halktan. 3000 yılında Girit Adası'nda yerleşen bir uygarlığın halkı, Minoslular, çok süslü ve değişik giysileriyle ünlenir. Başlarında uzun sivri tepeli şapkalar vardır. Bazen de ters çevrilmiş bir vazo görünümü veren şapkalarla girerler tarih sayfasına Minoslular... Ya, Asurlular? Şapkaları bugünün motorsiklet başlıklarını anımsatır. Yunanlılarda şapka giymek yoksullara düşer, bir de ismi vardır şapkanın: Petasos.

Sayfa 1/6


























Zarafetin simgesi: ŞAPKA
2002 / ŞUBAT

Eski Roma'da ise kölelerin şapka takması yasaktır. Ama kölelikten kurtulmuşlarsa, özgürlüğün simgesi, koni biçimli başlıklardır. Ortaçağın uzun saçlı erkekleri deriden yapılma başlıklar kullanır.Hıristiyan geleneğidir, kadınlar saçlarını örteceklerdir. Bu örtüye bir isim bulunur; vual. Bu gelenek 11. yüzyıla kadar sürer, vual yerini bu yüzyılda, pelerinlere iliştirilen, tepesi sivri kukuleta, boynu ve omuzları örten, yüzü açıkta bırakan başlıklara bırakır. Doğu toplumları şapkadan uzaktır. Onlar saçlarını süsler. MS 11 ve 13. yüzyıllarda yapılan Haçlı Seferleri, bu saç süslerinin Batı'ya taşınmasına neden olur. Artık, Batılı kadın da saçını taş ve boncuklarla süslemektedir. 15. yüzyıla gelindiğinde, çeşitlenmeye ve renklenmeye başlar şapkalar. Erkekler takkelerinin üzerine kenarlı ve yüksek şapkalar takar.

Sayfa 2/6


























Zarafetin simgesi: ŞAPKA
2002 / ŞUBAT

Kadınlar ise gözlerini tülle saklamayı öğrenmiştir. Arı kovanına, kelebek kanadına ya da çan kulesine benzeyen şapkalar, dul ya da yaşlı kadınların taktığı vualler de kadınlara aittir. İngiltere Kralı 8. Henry'nin portreleri, 16. yüzyılın kral şapkalarının çeşitliliğini gösterir. Bu şapkalar ya kenarlıdır, ya tüylü berelerdir. Kadınlar yine vuallere sığınmıştır, bu kez yüzün iki yanına sarkmaktadır bu vualler. Sonraları başın arkasını da örten başlıklar kullanılacak, buna da Fransız kukuletası adı verilecektir: Sombrero. Bu, 17. yüzyılın İngiliz şövalyelerinin şapkasıdır ve hem geniş kenarlı hem de tüylerle süslüdür. 18. yüzyıl, peruğun altın çağı olur. Kadınlar kule biçiminde topladıkları saçlarını biblolarla süsler. Fransız Devrimi, hem erkeklerde hem de kadınlarda saçları sadeleştirir, kadınlar dantel ya da hasır şapkalar kullanır, büyük şapkalara ise siperlikler takılır.

Sayfa 3/6


























Zarafetin simgesi: ŞAPKA
2002 / ŞUBAT

Erkeklerde silindir şapkalar yaygınlaşır. 1860'da hasır, 1870'de melon şapka yaygınlaşacak, 1890'da ise fötr şapka moda olacaktır. Hasır şapkaların en kalitelileri ise üç yüzyıl önce Avrupa'ya getirilmiş olan, geldiği yerin adıyla anılan 'Panama' şapkalarıdır. 19. yüzyılda kadınlar türbanlar, torba bonelerle gizlerler saçlarını, hasırdan şapkalarını kurdeleler, fiyonklarla süslerler. 20. yüzyılın şapkalarına şekil veren ise Birinci Dünya Savaşı'dır. Savaştan önce kunduz kürkünden yapılan büyük şapkalar, savaştan sonra yerini çan biçimli küçük şapkalara bırakır. 1920'lerde kadınlarda kaşlara kadar inen şapkalar, erkeklerde ise fötr ve melonlar gözdedir. Türklerin tarihinde ise şapka Orta Asya dönemine uzanır. Genellikle posttan ya da keçeden yapılmıştır bu şapkalar. Kaşgarlı Mahmud'un 'Divanü Lügati't-Türk'ünde, şapka 'börk' kelimesiyle, börk ise dört türüyle kayıttadır: Sukarlaç, kızıklığ, kuturma ve kıymaç.

Sayfa 4/6


























Zarafetin simgesi: ŞAPKA
2002 / ŞUBAT

Osmanlı İmparatorluğu'nda da 1826'ya kadar börk kullanılacak, Yeniçeriler tarafından sadece törenlerde, 'üsküf' adıyla giyilecektir. Osmanlı asker dışında, devlet ve din adamları ile padişahları da ayrı ayrı şapkalarla tanımlar. En bilinen başlık çeşidi kavuk ve külahtır. Fesin Osmanlı topraklarına girişi 16. yüzyıldadır. Cezayirli denizcilerin İstanbul'a taşıdığı fesi bir dönem Türk denizcileri ile kadınlar da kullanmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra, bütün toplumsal yapının modernleştirilmesi çabasına şapka da dahil edilecek, 25 Kasım 1925'te, Şapka Kanunu'yla fes kullanımı yasaklanacaktır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında şapkanın asıl boy gösterdiği yer İstanbul, eğlencenin ve kültürün merkezi Beyoğlu'dur. Şapka üreticileri de kendilerine merkez olarak Beyoğlu'nu seçmişlerdir. Tünelde Margrit, Modist, Silva, Şapkacı Femina rekabete bile girmezler birbirleriyle, çünkü piyasa öylesine hareketli, müşteri öylesine istekli ve deneyimlidir ki...

Sayfa 5/6


























Zarafetin simgesi: ŞAPKA
2002 / ŞUBAT

Katia Kiracı da Beyoğlu'nun ünlü şapkacılarındandır, onu diğerlerinden ayıran, kızı Katia ve yeğeni Figen Minaoğlu'nun eliyle de olsa üretimin günümüzde de sürmesi, yani dükkânın açık olmasıdır. Eski bir terzi olan, teyzesinin ölümüyle şapkacılığa başlayan Minaoğlu'nun yüzü, dünle bugünün şapka kullanımını kıyaslarken kederlenir. Çünkü artık kimse şapka takmayı bilmemektedir... Evet, gençler takmak ister, heveslenir ama kendisine yakıştırmayı beceremez. Bunun nedeni ise değişen kent dokusu, değişen alışkanlıklardır... Peki, kim, hangi şapkayı takmalı? Eğer uzun boyluysanız geniş kenarlı, kısa boyluysanız dar kenarlı... Şişman, zayıf, kızıl saçlı, sarışın... Her biri için ayrı bir şapka var, meraklısına ve isteklisine...

* Berat Zeliha Şenat, gazeteci.

Sayfa 6/6
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı