| Her
kentin kendine özgü bir öyküsü var; dağ başında,
ovada, bir su kıyısında olması fark etmez...
Biri çıkar bir yerinden başlar anlatmaya, ilgi
çekici ise dilden dile aktarılır. Bir çınar
ya da zeytin ağacı altında anlatılan öykü bir
bakarsınız ki ovaya yayılmış... Ne gariptir
ki, sonunda öykü, anlatanı gelip bulur. Eklemeler,
süslemelerle koca bir yumağa dönüşmüştür, çınar
ya da zeytin ağacı altında anlatılanlar.
Yeryüzü toprağında dilden dile aktarılan söylencelerin
bir tek kaynağı: İnsanoğlu. İnsanoğlu, dedikodu
yapmadan duramaz. Sıradan bir dillendirmeyi
ise asla kabullenmez. Orasından, burasından
çekip uzatır; kesip biçer, ekler. Çünkü ilgiyi
çekemez, düş dünyasının kapısını aralayamaz
ise. Üstelik kimse dinlemez onu. İçinde korku,
büyük güç, saraylar ve sevdalar yoksa kaldırılıp
atılır bir kenara. Masalcının ayrıcalığı budur.
Büyücülerin ötesinde tutulması, öyküsünü evirip
çevirip sevinçli bir yere bağlamasıdır. Nereye
mi? |