YÜKLENİYOR ...

























Kendi masalının peşinde Doğanbey
2002 / ARALIK

Her kentin kendine özgü bir öyküsü var; dağ başında, ovada, bir su kıyısında olması fark etmez... Biri çıkar bir yerinden başlar anlatmaya, ilgi çekici ise dilden dile aktarılır. Bir çınar ya da zeytin ağacı altında anlatılan öykü bir bakarsınız ki ovaya yayılmış... Ne gariptir ki, sonunda öykü, anlatanı gelip bulur. Eklemeler, süslemelerle koca bir yumağa dönüşmüştür, çınar ya da zeytin ağacı altında anlatılanlar.

Yeryüzü toprağında dilden dile aktarılan söylencelerin bir tek kaynağı: İnsanoğlu. İnsanoğlu, dedikodu yapmadan duramaz. Sıradan bir dillendirmeyi ise asla kabullenmez. Orasından, burasından çekip uzatır; kesip biçer, ekler. Çünkü ilgiyi çekemez, düş dünyasının kapısını aralayamaz ise. Üstelik kimse dinlemez onu. İçinde korku, büyük güç, saraylar ve sevdalar yoksa kaldırılıp atılır bir kenara. Masalcının ayrıcalığı budur. Büyücülerin ötesinde tutulması, öyküsünü evirip çevirip sevinçli bir yere bağlamasıdır. Nereye mi?

Sayfa 1/6


























Kendi masalının peşinde Doğanbey
2002 / ARALIK

Kuşkunuz mu var yoksa? Bağlandığı yer sonsuz doğadır. Doğa masalcıların olduğu gibi insanoğlunun da umudu, kaçış yeri ve soluğudur.

Söke'nin biraz ilerisinde Mykale Dağı ya da Dilek Yarımadası'nın Samsun Dağı yer alır. İşte, bu dağa yaslıdır Eski Doğanbey köyü. Bu köyün de bir masalı olmalı! Yok mu yoksa? Olmaz olur mu! Bizler de ve bizim gibi birçok kent kaçkını da yıllar önce, bir masalın peşine takılıp geldik, Söke, Güllübahçe ve Priene'yi geçip. Üstelik, büyük kent yangını yetmiyormuş gibi bir de Kuşadası'nın turizm yangınını da sağ salim atlatarak!

O denli çok masal var ki, Ntomatia, Domatia, Domaçya ya da Eski Doğanbey'in bir taşına bağlanabilmek için. Ama hemen parantezi açalım: Anadolu toprağında, her bulutun ve ağacın binlerce öyküsü ve masalı var. İşi yarışa dökmeyelim, Pan'ın kavalı ve Apollon'un lir çalışı arasında kalıveririz sonra!

Sayfa 2/6


























Kendi masalının peşinde Doğanbey
2002 / ARALIK

Birimiz için düş olan, bir başkamız için düşkırıklığıdır. Bu nedenle Eski Doğanbey için iki gerekçe ile yetinelim. Biri, binlerce yıldan beri efsanesini sürdüren meandr simgesini sanatın can damarına çeviren, Maiandros yani Büyük Menderes nehri. Masalın ayrıntısı uzun zaman dilimini gerektirir; üşenmezsiniz, Maiandros efsanesi için şimdilik mitoloji sözlüklerine başvurun ve Ege'de her gördüğünüz anıtsal yapının mermerlerine bakın. Biraz daha meraklanıp Priene, Miletos ve Didyma yollarına düşerseniz, Eski Doğanbey'i mesken edinirsiniz. Sonra da Dilek Yarımadası'nın kekik ve adaçayı kokulu Mykale Dağı'na tırmanırsınız: Zerrin, katırtırnağı ve papatyalar eşliğinde. İşte ikinci gerekçe, sisli zeytin ağaçları, pamuk tarlaları ve ayağınızın altında açan dağ anemonları... Biz haddimizi bilelim ve ekleyelim; olağanüstü hiçbir şey yok, taş yığınlarından, yıkık dökük evlerden ve karası, beyazı, mermeri ile yamuk yumuk döşenmiş taş yollarından başka.

Sayfa 3/6


























Kendi masalının peşinde Doğanbey
2002 / ARALIK

Zakkum derseniz her yerde var. İneklerin burada tek yemediği... Beyaz, cam kırmızısı ve mor rengindeki bugonviller her yerde 'ibadullah' yani tanrının kullarından sayılıyor bolluğu nedeniyle. Bir de her taşın arasından ve taş duvarlardan fırlayan ve sarı çiçek açan açık yeşil bir bitki var ki onu kimse adam yerine koymadığı için adını bile bilen yok. Sürekli yolup duruyorlar zararlı diye. Ben bir kötülüğünü görmedim bugüne değin. Ama mutlak Latince adı vardır diye düşünüyorum. Mutlak bir yerde de işe yarıyordur, diyorum ama kim kulak asar sözüme. Evet, o adsızın boyu da saz uzunluğunda. Bir de yol kıyısında altın sarısı püskülü ile gün batımını selamlayan saz tarlaları var, her yerde olduğu gibi. Zeytin ağacı, mandalina, portakal ve turunç ağaçlarını saymaya değmez. Bir de biber ağaçları...

Eskiden zeytincilik ve şarapçılık ile geçinirmiş halk. Arıcılık da yaygınmış. Samos Adası'ndan komşuluğa gelirlermiş. Şimdilerde şarapçılık dışında zeytin işleyip, bal alıyorlar. Karine balı ünlü.

Sayfa 4/6


























Kendi masalının peşinde Doğanbey
2002 / ARALIK

Büyük Menderes Deltası'nda ise çipura, levrek, kefal var ve göç yollarının durağına konan flamingolar... Ve bir zamanlar Dilek Yarımadası'nın yaban atlarına; doru, kırçıl ve beyaz atlarının suya inişine tanık olmuştum. Çünkü Eski Doğanbey, dağdan kopup gelen büyük bir suya tanıklık etmiş. İşte, masal için bir gerekçe daha... Binlerce yıldan beri eskimeyen, Efes kentine simge olan eşekarılarından da söz edelim. Eşekarılarından nasibini almayan dost kalmadı: "Romatizmama iyi geldi" diyen bile var aramızda. Belki o nedenle yüz yıl öncesinin Doğanbey kiremitlerinde arı röliyefleri var. Balık yemek için, köyün biraz ilerisinde balıkçı barınağı olarak anılan Karine de sıradan bir yer! Deltaya ve açık denize bakıyor. Gün batımı ise... Evet, bir tek sakıncası var, yalnızca doğanın sesini dinleyebilirsiniz!

Her köyün küçük bir meydanı vardır, ortasında ulu çınar ağacı olan. Burada da var. Özlemimiz, sokakta çene çalmak, kahve içmek ve sırtımızı güneşe verip kendi iç kaçkınımızı unutmak ve unuttuğumuz havayı solumak...

Sayfa 5/6


























Kendi masalının peşinde Doğanbey
2002 / ARALIK

Köy adına bir haberi de ilk kez duyuralım. Köyün girişinde bir zamanlar sağlık ocağı ve okul olarak kullanılmış bir yapı var, koruma kapsamında bugün. Zaten köyün tümü koruma kapsamında ve Menderes Deltası da. İşte bu büyük yapı, Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nce kültür merkezine dönüştürülüyor. Anadolu'da koruma kapsamındaki birçok yapının restorasyon mimarlığını yapan Fikri Aktan, özenle onarımı sürdürüyor; her taşın, her ahşabın ayrıntısını; "Burası köylük yer, bu denli ayrıntıya ne gerek var" demeden.

Menderes Deltası'na yaraşan, doğa, kültür ve yerel öğeleri barındıran bir kültür merkezi belki Mykale Dağı'nın gizemini aralar. Eski Doğanbey bir düş değil. Düşün gölgesi belki....


* Gürol Sözen, yazar-ressam.

Sayfa 6/6
































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı