YÜKLENİYOR ...

























Semaya doğru yükselen Alemler
2002 / ARALIK

Varsayalım ki bu İstanbul'a ilk gelişiniz... Güneşli pırıl pırıl bir sabah Haydarpaşa Garı'nın denize açılan basamaklarından iniyorsunuz. Her dem çırpıntılı ve üzerinde beyaz martıların oynaştığı denizden esen serin rüzgâr ciğerlerinizi dolduruyor. Kentin minareler, kubbeler ve camilerle göğe yükselen silueti ise tam karşınızda... Tarihî Yarımada'da ya da kentin taihîn özelliklerini yitirmemiş kesimlerinde yapılacak yürüyüşler sizi cami, medrese, türbe, sebil, çeşme, kilise ve havra gibi yapılarla buluşturacak. Nice yıldır bir kültürler mozaiği olan kentin dokusuna sinmiş bu yapıların kubbe, külah ve çatılarında yer alan alemler, onların mimari görünüşlerinin tamamlayıcı bir unsuru olduğu gibi, sembolize edilen dinî inanç ve felsefi değerleri de yüceltir. Zaten dünyadaki pek çok kubbeli, sivri ve külahlı yapının çatılarına haç ya da rüzgârgülü gibi sivri unsurlar konulması bu düşünceden kaynaklanmıyor mu; dikkati tepede tutarak, kubbenin kavisinin aşağı doğru inmesinden kaynaklanan düşüklük duygusunun önüne geçmek, semaya doğru çekilmek ve hep yükselmek, yükselmek...

Sayfa 1/5































Semaya doğru yükselen Alemler
2002 / ARALIK

En eski zamanlardan beri ordu, asker ve toplulukların altında birleştiği bir işaret olarak kullanılan alemin kelime kökeni Arapça'da 'ilm' (bilmek, bildirmek, işaret etmek) kelimesinden geliyor. İlk alemler totemik devirlere aitti. Bunlar tanrı siluetleri, semavi semboller ve genellikle bakır, tunç, gümüş, altın gibi madenlerden hayvan şekillerinde yapılan, törenlerde alayların, savaş-larda da askeri birliklerin önünde taşınan gönderlere takılmış küçük heykellerdi. Bilinen ilk alemler Mezopo-tamya ve Mısır tasirîa sanatlarında görülüyor. MÖ 3. bin yılın sonlarına ait Alacahöyük kral mezarlarından çıkartı-lan Hatti güneş kurslarıyla geyik ve boğa heykelleri ise elimize geçen ilk alem örnekleri. Tarih boyunca en gös-terişli alemleri ise Eski Çağ'ın en düzenli ordularına sa-hip Romalılar kullandılar. Savaş tanrıları Mars ve Miner-va'nın küçük heykelleri, diğer dinî semboller, Roma'nın ve imparatorların sembolleri Roma ordularının alemler-ini oluşturuyordu. Çok tanrılı dinlerin ortadan kalkma-sıyla totemik alemler de taşınmaz oldu. İslamiyet'in kabulünden önce Türkler çadır ve sancak direklerinin tepesine genellikle küre şeklinde alemler takıyordu.

Sayfa 2/5






























Semaya doğru yükselen Alemler
2002 / ARALIK

Bunlara Farsça 'mang' (ay) kelimesinden türeyen, 'moncuk' (küçük ay) adı veriliyordu. Moncukların çadırı ve içinde yaşayanları kötülüklerden ve nazardan koruduğuna inanılırdı. Türkler İslamiyet'ten sonra bu eski tabir yerine 'alem' kelimesini kullanmayı seçti. Türklerin tarihleri boyunca devletin sembolü olarak, gücü simgeleyen boynuz biçimli hilal ve kurt gibi motiflerin kullanıldığı alemleri oldu. Selçukluların alemi, çift başlı kartal; Osmanlıların ilk alemi ise silah olarak da kullanılan bir tür teberdi. Dar yüzlü, kama veya süngü biçimli bu alemler 15. yüzyılın sonuna kadar sancak ve tuğların tepesinde taşınmış, silah gibi kullanılmıştı. Bugün de hâlâ bayrak ve sancakların tepesine ay ya da alem konuluyor. Kubbe ve minarelerin üstünde yer alan alemler binanın büyüklüğüyle orantılı bir şekilde yapılır. Büyük camilerde kullanılan alemlerin yüksekliği bazen beş-altı metreye ulaşır. Bununla birlikte Osmanlı dönemine ait halk resimleri, mezar taşları, sebil süslemeleri ile kuş saraylarında alemlerin olduğundan çok daha büyük boyutlarda tasvir edildiği görülüyor.

Sayfa 3/5































Semaya doğru yükselen Alemler
2002 / ARALIK

Bu geleneği, halkın alemlere yüklediği ulvî değerle açıklamak mümkün. Alemlerin kullanımında estetik ve ulvî değerlerinin yanı sıra yapısal zorunluluklar da etkilidir. Osmanlı mimarisinde kurşunla kaplı olan kubbe ve külahların tam ortasında yer alan alemler, bu sayede kurşun levhaların kaba bir şekilde birleştiği yeri de örttüğünden, rüzgâr ve yağmurun etkisiyle levhaların dağılıp bozulması önlenmiş olur. Anadolu Selçukluları devrinden günümüze ulaşan alemler, yekpâre beyaz mermerden yapılma. Ayrıca, Tokat ve çevresinde nadiren seramikten yapılanlarına rastlansa da genellikle tunç, demir, bakır ve tombaktan içi boş olarak ve çeşitli parçalar halinde imal ediliyorlar. Dikey bir eksen üzerinde yer alan, birbirine perçinlenerek tutturulmuş kaide, gövde ve tepeden oluşan alemlerin en göze çarpan kısımları tepede yer alan aylardır. Boynuz, hilal, nal ve zambak şeklinde yapılan ayların bir yüzleri daima Kâbe istikametini gösterir. Bazı alemlerde tepe kısmının Kur'an'dan alınma ayetlerle süslendiği de görülür. Tarikat alemlerinde ise tepe kısmında tarikat sembolleri bulunur.

Sayfa 4/5



































Semaya doğru yükselen Alemler
2002 / ARALIK

Kaide genelde yarım küre biçiminde olup, çoğu zaman yiv veya dilim motifiyle süslenmiştir. Gövde kısmı ise genelde boğumludur. Alemler yalnızca Anadolu'ya özgü değil elbet... Osmanlı İmparatorluğu'nun yayıldığı bölgelerden günümüze kadar gelen örnekler var. Çok enteresan bir örnek, Macaristan'da Kanuni Sultan Süleyman Türbesi yakınlarındaki bir kilisede gözleniyor. Osmanlı döneminde kubbedeki haçın yanına bir de alem konulmuş. Osmanlılar, Macaristan'tan çekilince de alem yerinden sökülmeyip günümüze kadar korunmuş. Bu durum sanata, dine ve farklı kültürlere gösterilen saygıyı ne de güzel ifade ediyor...

* Cihat Soyhan, sanat tarihçisi.

Sayfa 5/5




























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı