| Bir
günlük bekleme esnasında geldi çaylar, gitti
çorbalar... Uzun uzun sohbetler edildi. Dağlarda
yaşanan anılar paylaşıldı, şakalar yapıldı.
Havanın ileriki günlerde nasıl olabileceği konusunda
tahminler yürütüldü, komşu çadır ziyaretlerine
gidildi. İkinci gün hava açmıştı. Güneş tepelerde
görününce, grup azıkları çantalara koyup zirveye
doğru yola koyulmuştu. İlk mola yeri Subaşı
Yaylası'nın güneyiydi. Ama, hava yine bizimle
dalga geçmeye başladı. Kâh bulutları topluyordu
dağların tepesine, kararıyor, "Fırtına getiriyorum..."
diyordu; kâh güneşin o umutlu ışınlarını gönderiyordu
üzerimize.
Birden fazla tepenin olması, "Zirve hangisi?"
konulu tartışmayı alevlendiriyordu. Bir grup
batıdaki, diğer grup doğudaki diyordu. Yaylanın
sırtlarından Kurucaçay Vadisi'ne indik. Üç saatlik
bir yürüyüş sonrası tırmanışa geçtik. S şeklinde
yürüyüp ip kullanmadan tamamladık yürüyüşü.
Zirveye ulaşmıştık. Her yer ayaklarımızın altındaydı.
|