YÜKLENİYOR ...

























Hierapolis
2002 / ARALIK

Kalsiyum oksitli suların binlerce yıldır şekillendirmekten yorulmadığı olağanüstü ve benzersiz bir coğrafyaya yaslanarak biçimlenen bir antik kent; ünü tüm Akdeniz havzasına yayılmış Helen ve Roma uygarlığının ihtişamlı merkezlerinden biri... Mineralli sıcak sularla beslenen doğal teraslar, havuzlar ve öte yanda bu masalsı örtüde yükselen görkemli yapılar. Sütunlar ve galerilerle taçlandırılmış caddesi, fon olarak kendine zirveleri karlı Babadağı ve Honaz Dağları'nı seçmiş, Çürüksu (Lykos) Nehri'nin oluşturduğu vadiye hâkim konumdaki on bin kişilik tiyatrosu, sıcak ve soğuk bölümlerden oluşan hamamları, gösterişli idari ve sivil yapıları ile Anadolu'nun en büyük ve en zengin antik nekropolüne sahip olmasıyla öne çıkan bir kent. Türünün yeryüzündeki yegâne örneği olan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Pamukkale, antik adıyla Hierapolis'ten başkası değil elbette. Ancak onun tüm bu özelliklerinin dışında, diğer antik kentlerden ayırt edici bir özelliği daha var: Kutsadığı tanrılar. İnsanoğlunun temel gereksinimlerini ve yeryüzü kavrayışını yansıtan bu tanrılar, aynı zamanda Hierapolis'in oluşum

Sayfa 1/5


























Hierapolis
2002 / ARALIK
nedenlerini de açıklar. Ona bu şifalı kaynakları ve güzelliği veren, ama aynı zamanda yok ediciliğiyle korkutan, Hierapolis'in merkezindeki yeraltı ülkesinin tanrısı Pluto, bereketi sürekli kılmaya çalışan ana tanrıça Kybele (Demeter) ve onların izdüşümlerinde çoğalan Persephone, Attis, Leto, Apollon, Artemis ve Dionysos... Yeraltından yeniden doğuşa, kıştan bahara, doğanın canlanmasından ekinlerin biçilmesine ve bağbozumuna evrilen yaşamsal döngüleri bir arada simgeleyen bu tanrı ve tanrıçalarla Hierapolis, antik dönemde de algılandığı şekilde 'kutsal kent' olarak kendini dışa vurur. Ve Menderes'in (Maiandros) coğrafyasında, günümüz Denizli ilinin on sekiz kilometre kuzeydoğusunda yer alan bu kenti tanıyabilmek için söze Pontuslu Strabon'un (MÖ 63-MS 21) dedikleriyle başlamak gerekir: "...Laodikeia'nın karşısında Hierapolis vardır. Burada sıcak su kaynakları ve Plutonion bulunur... Yüksekçe bir tepenin eteğinde, bir kişinin ancak geçebileceği orta büyüklükte bir çukur vardır, derinliği epeyce fazladır ve bu çukurun çevresi dikdörtgen bir parmaklıkla kapatılmıştır.
Sayfa 2/5


























Hierapolis
2002 / ARALIK

Burası o kadar yoğun ve puslu bir buharla doludur ki, insan zemini zorlukla görebilir. Parmaklığın çevresine yaklaşan herhangi bir kimse için hava zararsızdır, çünkü sakin havada buhar dışarı çıkmaz fakat parmaklıklardan içeri geçen herhangi bir hayvan derhal ölür..." Strabon'un sözünü ettiği Plutonion, kentin merkezinde bugün de var olan zehirli gazların çıktığı mağaradır. Bu kutsal mekândan aşağıya doğru inen merdivenler, yeraltının hareketli ve kaynayan dünyasına açılan kapıyı simgeler. Orası ölümden sonra gidilen ve geri dönüşü olmayan ülkedir. Ama Hierapolis sakinleri için Pluto, diğer adıyla Hades, yeraltının olağanüstü nimetlerini sunarak kentlerini zengin kılan bir tanrıdır aynı zamanda. Antik dünyada tapınım mekânı ender olan Pluto, Hierapolis'te yeryüzüyle buluşarak kentin ününe ün katan bir kutsal mekân yani Plutonium olarak ilgiyi üzerine çeker ve antik Yunan mitolojisinin en gözde öyküleri arasında yer alan bir 'üçleme' içinde canlanır: Demeter, Persephone ve Pluto. Öykü toprağın bereketini, ekinler, özellikle buğdayı simgeleyen Demeter'in biricik kızı Persephone'nin Pluto (Hades)

Sayfa 3/5





























Hierapolis
2002 / ARALIK

tarafından yeraltına kaçırılışında odaklanır. Bu tema Hierapolis Tiyatrosu'nun frizlerinde ve kent sikkelerinde betimlenir. Yine burada ele geçen ve müzede sergilenen bir Attis heykeli, ölümün yaşama, toprağın verimine dönüşünü simgeleyen bir başka mitolojik öykünün bağını kurar. Attis, kendini Kybele'ye kurban eden karakterdir. Ancak öldüğü yerde toprağa akan kanından menekşeler biter. Toprak-bereket olgusu, tiyatronun frizlerinde yer alan Adonis'e ait bir başka sahneyle devam eder. Aprodite ve Persephone'nin tutulduğu Adonis'in öyküsü, onun da aynı şekilde bir bahar çiçeğine dönüşmesiyle son bulur. Elbette coşku ve itkinin simgesi, bağların bereketi, şarapçı tanrı Dionysos da unutulmamıştır frizlerde. Onun adına yapılan bağbozumu şenlikleri betimlemesinde o, kentaurların çektiği araba üzerinde merkezde gösterilir. Av ve yabanıl yaşamı denetleyen Artemis ise Hierapolis'in baş tanrısı Apollon'un ikiz kardeşi ve antik dünyanın vazgeçilmez karakteri olarak mitolojik sahnelerin baş köşesinde yerini alır. Apollon, Plutonium'un hemen üst teraslarında yer alan

Sayfa 4/5









































Hierapolis
2002 / ARALIK

tapınağıyla yeraltından yeryüzüne evrilen döngünün merkezindeymiş gibi görünür. Apollon kutsal alanında İtalyanlar tarafından yürütülen arkeolojik kazılarda bu yıl ortaya çıkarılan 'Kehanet Merkezi' ise, kentin kutsallığını vurgulayan önemli keşifler arasında sayılıyor bugün. Apollon'un bilicilik yanını temsil eden bu yapı kalıntısında ele geçenler arasındaki en ilgi çekici buluntu grubu ise bir kitabeye ait olan parçalar. Alfabetik olarak kehanetlerin yazıldığı bu kitabe, insanların rahiplerin denetiminde torbadan çektiği harfler doğrultusunda geleceklerini okumaya çalıştıkları metni simgeliyor. MÖ 2. yüzyılda, Bergama kralı II. Eumenes tarafından kurulan Hierapolis, antik dönemde de turist akınına uğramasına neden olan şifalı sularının yanı sıra, dokumacılıkta da öne çıkan hareketli ve zengin bir merkezdir. Bizans sürecinde piskoposluk merkezi olan kentte, erken Hıristiyanlık dönemine ait yapılar, özellikle de İsa'nın havarilerinden Aziz Philip için yapılan martyrium, Pamukkale'ye günümüzde de süren yoğun ilginin bir başka yönünü temsil ediyor.
* Nermin Bayçın, arkeolog.

Sayfa 5/5





























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı