| Geniş
ailelerin yaşadığı büyük evlerde, ocaklarda
közlenen ateşler bakır ya da pirinç mangallara
alınıp odalara konulur, ev halkı da onun etrafına
toplanıp ısınırdı. Bu aynı zamanda toplu yaşamayı,
birlikte yemek yiyip, sohbet etmeyi de beraberinde
getiriyordu.
Osmanlı'nın son dönemlerinde giderek artan Batılılaşma
hareketleri sırasında pek çok şeyle birlikte
Batı'dan örnek alınan soba da, Avrupa görmüş
devlet adamları ve aydınlar aracılığıyla getirilerek
mangalın yerine evlerin baş köşesine kuruldu.
Böylece ısınma alanı biraz daha genişletilmiş
olsa da, ateşin çekiciliği bu kez sobayla birlikte
önemini sürdürdü. Genellikle sac ve dökümden
yapılmış, içi ateş tuğlasıyla örülmüş, maden
kömürü yakılan sobalar, saray, köşk ve büyük
konaklardaki yerini alırken ateş, toprak ve
suyun en görkemli birlikteliğinden doğan rengârenk
çinilerle giydirildi. İlk kez Doğu ülkelerinde
kullanılan ve Anadolu Türk mimarlığında duvar
süsleme sanatının en belirgin ögesi olan çini,
özellikle 16. yüzyıl İznik çini sanatıyla altın
çağını yaşamıştı
|