|
İlk 400 metreden sonra mağara sağa ve sola sapmalar yaparak ilerliyor. Mağaraya girdikten sonraki ilk izlenimi kelimelere dökmek güç. Öncelikle, aniden başımızı döndüren o büyüleyici etkiden kurtulmak gerekiyor. İçeriye adım atar atmaz, adeta bir katedrale girmiş gibi hissediyorsunuz. Loş ışıkların aydınlattığı, dünyanın en iyi taş ustalarının yıllarca uğraşıp, taş duvarlarına rüyalarını nakış nakış işledikleri bir mabet... Duvarlardaki oluşumlar o kadar ilginç ki, her gören farklı bir anlam yükleyip, farklı bir nesneye benzetebiliyor. İçlere doğru ilerlemeye başlayınca, duvarlardaki kireçtaşlarının oluşturduğu şekiller daha da soyut bir hal alıyor. O anki ruh durumunuza göre bazen vahşi bir hayvana, bazen meyveli bir ağaca dönüşüyor. Yandan gelen ışık, detayları bütün çıplaklığıyla ortaya çıkartıyor. Yüksek tavan alçalmaya, duvarlar birbirine yaklaşmaya başlıyor, mesafe sonlara doğru iki kişinin yan yana geçemeyeceği kadar daralıyor. Ziyarete açık kısmın sonuna doğru tavanlardan sular damlamaya, zemin ıslanmaya başlıyor. Bu, mağaranın derinliklerindeki akarsu ve göllerin habercisi.
|