YÜKLENİYOR ...

























Taşkale’nin oyunları
2002 / KASIM

Taşkale'de yöresel bir oyun vardı. Cenk Gençdiş'in kaleme aldığı Taşkale anılarından süzülen bu oyunun izlediği yol şöyleydi: İki kişi vardı başlangıçta. Çuvaldan yapılmış bir kostümün içine girdiler. Başlarına bir deve başı geçirdiler. Oluverdiler sana bir deve. Sonra önde beyaz giysili bir Sih belirdi. Onun arkasında şu bizim deve, bir de o ne, devenin sahibi, yaşlı bir adam. Sih önde, onlar arkada çıktılar oyun alanına. Onların arkasından da yöresel giysilerle bir genç kız, aslında bir zenne, oyuna dahil oluverdi. Derken oyun halkası genişledi genişledi, iki efe ve tuhaf kostümlü bir üçüncüsü daha belirdi ortada.

Darbukanın sesi gittikçe yükseldi, ud nameleri taa tahıl ambarlarının oraya kadar gitti. Dansın ritmi giderek arttı, coşku izleyenlere de bulaştı.

Sayfa 1/6































Taşkale’nin oyunları
2002 / KASIM

Efeler naralar atarken, deve de kendinden geçmişti. Sonra olan oldu ve üçüncü adam genç kızı kaçırıverdi herkesin oyuna dalıp gittiği bir sırada. Bunun üzerine efeler düşüverdi adamın peşine. Adamı yakalayıp Sih'in huzuruna çıkardılar. Sih adamı cezalandırdı, bununla da kalmadı, tüm bunlara neden oldu diye deveyi öldürdü. Devenin sahibi ağlamaya başladı o zaman, öyle ki gözlerinden kanlı yaşlar indi. Deve bu yaşlara ve sahibinin kendisini bu kadar çok sevmesine dayanamadı ve birden canlanıverdi...

Canlanıverdi işte, buna ne kadar canlanmak denirse ve gölgesinden ayrılıverdi... Devenin gölgesi ikindi güneşi altında uzadı, uzadı... İlk Taşkale Kanyonu'na vurdu uzun gölgesi devenin

Sayfa 2/6































Taşkale’nin oyunları
2002 / KASIM

Şu Karaman'dan döner dönmez Taşkale, Yeşildere, Manazan Mağaraları yazılı sarı yön tabelasının yanından içeri doğru girince, asfalt yolun yemyeşil bitki dokusunun içersinden ulaşılan Taşkale Kanyonu'na. Yolun hemen yanında kendi halinde akan Yeşildere'yi şöyle bir yalayıp, Toroslar'dan Bolkarlar'a dayanan 27 kilometre uzunluktaki kanyonun kayalıklarına hörgücüyle çöküverdi deve.

Sonra yolun sol tarafındaki Manazan Mağaraları gördü gölgesini devenin, Taşkale'nin hemen girişindeki. Çin Seddi gibi yükselen beş katlı kaya. Yeşildere vadisinin kuzey yamacındaki doğal kayalara oyulmuş mekânlardan oluşan ve geçmişi Bizans dönemine kadar yaslanan, duvarları resimlerle süslü mağaralardan oluşan Manazan. Devenin gölgesi ilk önce giriş katına; ardından diğer katlara, yani Kumkale'ye, At Meydanı'na, hatta Ölü Meydanı'na doğru aktı gitti ve nedense Ölü Meydanı'nda bedenine dışardan bakan bir ruhun sakinliğiyle iç geçirdi.

Sayfa 3/6

































Taşkale’nin oyunları
2002 / KASIM

Sonra dağların yamacından ilerledi bu sakin gölge. Ve birdenbire kendisini Taşkale'nin girişinde buluverdi: Beş yüz yıllık 251 adet antik tahıl ambarının önünde. Yerden 35 ile 40 metre yükseklikte yamaca oyulmuş ambarlara tutunmaya çalıştı gölgesindeki uzuvları ve hatta hörgücüyle. Az kalsın düşüyordu! Sonra ambarlara çıkabilmek için duvara oyulmuş tutamaklardan tırmanmayı akıl etti, neyse. Belki bir gölgeydi, ama unutmamak gerekir ki o bir devenin gölgesiydi; zordu heyula bir bedenden çıkan gölgeyle -hele de ışık oyunlarının içinde- baş etmek. Tırmandı, tırmandı deve. Ambarların, oyuldukları tufa taşı nedeniyle yaz kış sabit bir sıcaklığa sahip olduklarını öğrenince şaştı kaldı. Genelde iki bölümden oluşan ambarların içinde 60 tona kadar tahıl depolanabileceğini, of, üstelik bu tahılların onlarca yıl dayanabileceklerini duyunca, hayali yüreği hop etti.

Sonra yeraltına karıştı gölgesi devenin, İncesu Yeraltı Mağarası'nın oraya uğradı.

Sayfa 4/6

































Taşkale’nin oyunları
2002 / KASIM

1356 metrelik galeriye sahip ve Türkiye'nin üçüncü büyüklükteki sarkıt, dikit, traverten havuzlarının İncesu'yuna. Ardından Aşarini Mağarası'na daldı gitti... 750 metre uzunlukta, astım ve bronşit hastalıklarına iyi gelen o mağaraya. Derin derin nefes aldı, ama yarasaların kol gezdiği o karanlık diyardan da korktu hani.

Sonra ışığa çıktı tekrar. Işıkla birlikte varlığı yokluğuna karıştı iyice. Aldırmadı, yeraltından fışkıran soğuk suların oluşturduğu küçük şelalelerle çevrili Güllük pınarına aktı. Güller, ağaçlar, yeşil mi yeşil bir diyar... Hatta oradaki alabalık çiftliğine bile uğradı. Büyük kentlere gitmeyi düşleyen yöre halkına "Gitmeyin, burası çok güzel yahu" der gibi bir hali vardı. Belki bu yüzden yörenin en büyük geçim kaynaklarından biri olan halıların üzerine kondu, en geleneksel motifleri taşıyan bıçakucu, amber, akıtma, zavrak, ayna, lale, çevrim ve nicesi üzerinde gezindi durdu. 'Karaman'ın koyunu, sonra çıkar oyunu' sözünü halıların üzerindeki yünlü masallardan biri olarak hatırladı

Sayfa 5/6

































Taşkale’nin oyunları
2002 / KASIM

Askerlerin koyun postuna bürünüp kaleyi fethettikleri güneş göbekli bir halıyı ya da embelli bir motifi süsledikleri o gerçek masalın üzerinde yattı kaldı, bir gün bilyalı göbekli bir halının kahramanı olmak umudunu taşıyarak.

Sonra akşam oldu... O zaman, Karaman'a bağlı, SİT alanları göz önüne alınarak turizm beldesi ilan edilmiş ve Taş Camii'nin tavanındaki istiridye fosilinden bir zamanlar bir iç deniz olduğu anlaşılan bu diyardaki herkes çılgınca alkışlamaya başladı oyunu, oyundaki kişileri, yeniden dirilmeyi, hayatı, hayali ve devam edecek olanı...

* Müge İplikçi, öykü yazarı.

Sayfa 6/6




























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı