YÜKLENİYOR ...

























Rumelihisarı Biraz eski, biraz yeni
2002 / KASIM

"Rumeli Hisarı'na oturmuşum / Oturmuş da bir türkü tutturmuşum..." Şair Orhan Veli "tarifsiz kederler içinde" yazdığı 'İstanbul Türküsü' adlı şiirinde, hayatının bir dönemini, hatta kim bilir, belki de tamamını kaplayan derin yalnızlığı anlatıyor. Orta yeri sinema olan bir şehirde, ondan başka herkesin, konuşacak, dertleşecek bir dostu, koluna girip mahzunluğunu unutturacak bir sevdalısı vardır sanki... O ise, hepsinden daha yalnız bir adam olarak, Rumelihisarı'nın yükseklerinde bir yerde, mezarlıkların arasında, martılarla sohbet etmekte, içini onlara dökmektedir... Gelgelelim Rumelihisarı, hüzün-den başka şeyleri de davet eder çoğu zaman. Sözgelişi, ilkgençliklerini 1980'li yıllarda yaşamış tüm bir kuşak için burası yalnızlığın değil tam aksi, özgür keşiflerin ve derin dostlukların mekânıydı. İlkbaharda Hisar'ın ba-demleriyle taze meyvelerinin, hele kirazıyla vişnesinin tadına doyum olmazdı. Bu semtle epey haşır neşir olan Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde "diyar-ı Acem"de bu kirazlara "gülnar-ı Rum" dendiğini ve "iki adet kirazın bir dövme riyal ağırlığında" geldiğini anlatır. Bizim güneşli ilkbahar sabahlarındaki küçük keşif gezilerimiz

Sayfa 1/5


























Rumelihisarı Biraz eski, biraz yeni
2002 / KASIM
daima en iyi bildiğimiz, kendimizi bir bakıma 'evimizde' hissettiğimiz yerde, Ali Baba'nın kahvesinde son bulurdu. Orada şiir okunur, filmler konuşulur, siyaset tartışılır, kitaplar veya plaklar değiş-tokuş edilir, âşık olunur, çokça gülünür, ara sıra da güya ders çalışılırdı. Hisar'ı yıllar sonra yeniden gezmeye karar verdiğimde içimde kıskançlığa benzer belli belirsiz bir his vardı. Artık sadece benim, 'bizim' değil, herkesin olmuştu. Ali Baba'nın kahvesi yoktu ve eskisi kadar dingin bir semt değildi. Yaz mevsimi boyunca surlarda süren konserler sayesinde ışıklı, şaşaalı, kalabalık bir yer haline gelmişti. Ama, işte gördüm ki üzülmeye hiç gerek yokmuş. Hisar hâlâ aynı Hisar. Ali Baba'nın kahvesi yerine açılan Deniz Çay Bahçesi, kalbimizi kazanıp buzları eritti. Balık-ekmek gene çok lezzetli, gözlemeler ve sosisli sandviçler sahiden iştah açıcı... Bir dönemin gençliğinin hatıralarında bu kadar kuvvetli bir yer edinmiş olan Rumelihisarı, Boğaziçi'nde Baltalimanı ile Bebek arasında kalan nev'i şahsına münhasır bir semt. Hem Bebek kadar gösterişli, parıltılı ve enerjik, hem de Baltalimanı kadar kuytu, sakin ve alçakgönüllü.
Sayfa 2/5


























Rumelihisarı Biraz eski, biraz yeni
2002 / KASIM

Rumelihisarı biraz yeni, biraz eski. Biraz hareketli, biraz gizemli. Sahilde cıvıltılı ve coşkulu, ara sokaklarda durgun ve huzurlu. Önde restore edilmiş yalılar, arka taraflarda renkleri koyulaşmış ahşap binalar var. Dar sokaklara saptığınızda eski İstanbul ruhunu sürdüren mahalle esnafı çıkıyor karşınıza. Boğaz'ı tepeden seyretmenize olanak sağlayan merdivenli sokaklar da Rumelihisarı'na has özelliklerden. Bazı sokakların iki yanı da duvar ve onlar hepsinin içinde en sakin, en huzur verici olanlar, adeta bir "Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında" hissi veriyorlar insana. En ünlü mekânlardan biri, 18. yüzyılda inşa edilmiş olan Yılanlı Yalı. Taşıdığı ismin hikâyesi enteresan: Vakti zamanında II. Mahmud kayıkla sahilden geçerken bu yalıyı görüp çok beğenmiş, hatta satın almak istemiş. Ancak kendisine nezaret edenlerden biri, yalının sahibini evinden ayırmayı doğru bulmamış, bu yüzden de alelacele bir yalan uydurup hünkâra yalının yılanlarıyla nam saldığını anlatmış ve o gün bugün burası Yılanlı Yalı diye anılır olmuş. Semt, Türklerin Rumeli yakasında ilk yerleştikleri,

Sayfa 3/5





























Rumelihisarı Biraz eski, biraz yeni
2002 / KASIM

mezarlık yeri belirledikleri ve cami inşa ettikleri yöre; bu yüzden pek çok taihîn eser barındırıyor. Şüphesiz bunlar arasında en önemli olanı, Rumeli Hisarı. Hisar, İstanbul'un fetih hazırlıkları sırasında Sultan II. Mehmed tarafından İstanbul Boğazı'nın kolaylıkla denetlenebilmesi amacıyla yaptırılmış. Kaynaklardan bir kısmı, bin usta ile iki bini aşkın işçinin gece gündüz çalışarak dört ayda tamamladığı Rumeli Hisarı'nın, Musliheddin adlı bir mimarın eseri olduğunu söylüyor. Ancak orijinal planı yaratan bizzat Fatih'miş. Surlar üzerindeki üç kuleyse, Fatih'in vezirlerinden Halil Paşa, Zağanos Paşa ve Saruca Paşa tarafından yaptırılmış. Yedikule Zindanları'ndan önce suçluların hapsedildiği ve kimi zaman idam edildiği yer Rumeli Hisarı'ymış. İlk zamanlarda içinde, Fatih Sultan Mehmed tarafından vakfedilen bir cami de varmış. Ancak günümüzde bu caminin sadece minare gövdesi duruyor. Avlusuna bir açıkhava tiyatrosunun yaptırılması ise 1953 yılında gerçekleşmiş. Tarih kitaplarında pek rağbet edilmeyen rivayetler de var hisara dair. Evliya Çelebi'nin aktardığı bir rivayet şöyle...

Sayfa 4/5









































Rumelihisarı Biraz eski, biraz yeni
2002 / KASIM

Sultan II. Mehmed, İstanbul'u ele geçirmeye karar verdiğinde av tutkusunu bahane ederek Bizans imparatorundan şimdiki Rumeli Hisarı'nın olduğu yere bir av köşkü yaptırmak için müsaade istemiş. İmparator istenen izni vermiş ama bir koşulu varmış; av köşkü ve bahçesi en çok bir öküzün derisi kadar yer kaplayacakmış. Fatih bir öküz derisini incecik bir bıçakla sırım sırım kestirmiş, sırımları birbirine ekletmiş ve bu suretle meydana gelen şeridin çevreleyebileceği alana Rumeli Hisarı'nı kondurmuş. Tabii bu arada fetih hazırlıklarını başlatmayı da ihmal etmemiş. Dedik ya inanılacak hikâye değil. Zaten ne tesadüftür ki mitolojideki Dido'nun Kartaca şehrini kurması hikâyesini de fazlasıyla andırıyor... Akşam olurken denizden hafif hafif esen meltem bizi kıyıya çağırıyor. Hisar'la çoktan senli benli olduk... Vapur düdükleri, şen insan sesleri, bardak tabak şıngırtıları alacakaranlığa karışıyor. Geriye kalan, onca zaman, koca bir on yıl buradan uzak kalmış olmanın hüznü. Hepsinden çok da, güzel bir gün geçirmiş olmanın mutluluğu...
* Gülenay Börekçi, yazar.

Sayfa 5/5





























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı