YÜKLENİYOR ...

























Ağa takılan amforalar
2002 / KASIM

"Eskiden ağımıza takılan amforaları kırar, parçalara ayırır ve yeniden denize atardık, bir daha ağımıza takılıp onu yırtmasın diye... Ama zaman değişti; bizim kafa da değişti tabii. Nereden bilebilirdik, bir gün gelecek, denize balık tutmak için değil de amfora çıkarmak için açılacağız..." diyor; eski bir balıkçı, İbrahim Serbest. "Balıkçı adamda hikâye bitmez'"derler ya, ne doğru bir söz. Biri bitmeden diğeri başlıyor. Deniz, rüzgâr ve balıklara dair bir sürü hatıra. Hele bir de amforaları yok mu? Akdeniz'in sıcak ama derin sularına gömülü binlerce yıllık amforaların hikâyesini ondan dinlemenin keyfi de başka hani... Haydi! Rastgele...

Sayfa 1/6






























Ağa takılan amforalar
2002 / KASIM

İçel'in Silifke ilçesine bağlı Taşucu beldesindeki 'Taşucu Amfora Müzesi', İbrahim Amca gibi balıkçıların gayretleri sonucunda kurulmuş. 300'ü aşkın amforasıyla göz dolduran müze, tam bir tarih hazinesi niteliğinde. Taşucu Limanı'nın karşısında bulunan ve 1800'lü yıllarda ambar olarak kullanılmak üzere inşa edilen yüksek bir taş bina içerisinde sergilenen amforalar, sadece eski çağın gıda ve taşıma kültürü hakkında bilgiler vermiyor; kendi dönemini bünyesinde saklayan zaman kapsülü gibi taihî bir işlev de görüyor.

Eski Yunanca'da 'amphi' iki taraflı ve 'phoros' taşınabilir, kelimelerinden oluşan ve iki tarafından tutulup taşınabilen anlamına gelen amphora ya da amfora; iki kulplu ve sivri dipli bir testi. İçinde mika, kum gibi katkı maddeleri bulunan ve kilden yapılan amforalar, 800 0C ile 1000 0C sıcaklıktaki fırınlarda pişiriliyordu. Amforalar, günümüzde artık süs eşyası olsalar da Eski Çağ deniz ticaretinin vazgeçilmez taşıma malzemeleriydi.

Sayfa 2/6































Ağa takılan amforalar
2002 / KASIM

Amforalarda; şarap, zeytinyağı, bal, kurutulmuş balık, meyve, arpa, baharat, bal ve çeşitli kokuların taşındığı biliniyor.

'Taşucu Amfora Müzesi'ni oluşturan amforalar, Eski Çağ'dan itibaren yoğun bir ticaret hayatına sahne olan Silifke ve Taşuçu açıklarında balıkçılar tarafından toplanmış. Silifke ve Taşuçu'nun Göksu Irmağı Vadisi üzerinden İç Anadolu; sahil şeridi üzerinden de Çukurova ve Yakındoğu; deniz yoluyla da Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Ege Adaları, Yunanistan ve Mısır ile bağlantısının olması, müzede yer alan amforaların çeşitliliği açısından önemli bir neden. Anadolu'nun bereketli topraklarında üretilen şarap ve zeytinyağı, amforalara yüklenerek Taşucu'na getirilir; buradan da gemilere yüklenerek denizaşırı ülkelere gönderilirmiş. Taşucu ve açıklarındaki batık gemilerde bol miktarda amfora bulunması da bu öngörüyü destekliyor.

Sayfa 3/6
































Ağa takılan amforalar
2002 / KASIM

Binlerce yıldır 'depolama ve taşıma' aracı olarak kullanılmış olsalar da bugün Taşucu Müzesi'nde sergilenen amforalara değer biçilemiyor. Çoğunluğu balıkçılıkla geçinen yöre halkı bulduğu amforaları doğru müzeye getiriyor. Taşucu Eğitim ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından kurulan ve Kültür Bakanlığı'na devredilmesi planlanan bu müze sayesinde yok olmaktan kurtarılan ve ziyaretçilerin ilgisine sunulan amforalar, aynı zamanda 'tarih hırsızları'nın da elinden kurtarılmış oluyor.

Zenginlikleriyle dikkat çeken amforaların en eskisi, MÖ 6. yüzyıla ait. En yenisinin ise MS 12. yüzyıla ait olduğu söyleniyor. Pek çoğu Roma ve Bizans dönemlerinden kalma amforaların buluntu alanı ise Mersin ve Antalya arasındaki geniş bir bölgeyi kapsıyor. Amforaların çoğunun batık gemilerden çıkarıldığını belirten müze yetkilileri, hemen her gün kendilerine balıkçılar tarafından "Şurada ağıma amfora takıldı; ama büyük olduğu için çıkartamadı.

Sayfa 4/6






























Ağa takılan amforalar
2002 / KASIM

." Ya da "3 mil uzaktaki batık gemide bir sürü amfora var" şeklinde ihbarlar geldiğini söylüyor. Amforaların çeşitliliğine gelince: Sağlam ya da kırık olarak sergilenen amforalar, kendi aralarında birçok gruba ayrılıyor. Dik, geniş, büyük, küçük ve dibi oval ya da sivri olmak üzere herbiri başka başka şekillerde sıralanmış. 'Taşucu Amfora Müzesi'nde Doğu Akdeniz amforalarından Mısır amforalarına kadar pek çok çeşidi bir arada görmek mümkün: Ege Bölgesi amforaları, Midilli amforaları, Rodos amforaları, Mende amforaları, Taşöz amforaları, Sakız amforaları, İstanköy amforaları... Binlerce yıl deniz altında kaldıklarından çoğunun üzerini çökelti kaplamış. Amforaların çoğu açık kahverengi hamurdan imal edilmiş. Kırmızıya yakın olanı da yok değil. 'Taşucu Amfora Müzesi'nde sadece amfora yok; yüzükler, bilezikler, küçük küçük heykelciklere de rastlamak mümkün. Bunların yanında cam kavanozlar dikkat çekici. Ama, bu grubun hatta müzenin en önemli eseri 'Roma' olarak tabir edilen iki adet küçük renkli camdan gözyaşı şişesi.

Sayfa 5/6
 






























Ağa takılan amforalar
2002 / KASIM

Balıkçı İbrahim Amca'ya bakılırsa, Taşucu açıklarında daha çok amfora var. İş bu amforaları çıkarmakta. İbrahim Amca balıkçı dostlarına güveniyor ve onların kendisi gibi bir hataya düşmeyerek bu tarih hazinelerini, eğer ağlarına takılırsa doğruca müzeye bağışlayacaklarını düşünüyor. Müzedeki her geçen gün artan amfora sayısı da onu doğrular nitelikte.

*Abdullah Kılıç, gazeteci.

Sayfa 6/6
 

























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı