YÜKLENİYOR ...

























Midas’ın Gordion’u
2002 / EKİM

Doğu ve batıdaki uzak diyarlarda bile onun gücü ve şanı konuşulurdu. Asur metinlerinde Muşkililerin Mita'sı olarak geçerdi adı. Antik Yunan mitolojisinde ise Midas. Yazılanlara göre, boğa kanı içerek intihar etmişti. Kafkasya'dan gelen yağmacı Kimmerlerin akınlarından sonra bir daha toparlanamamıştı. İhtişamlı kalesi yakılıp yıkılmış, fildişi süslemeli benzersiz güzellikteki ahşap mobilya ve mozaiklerle döşeli sarayı, yaşadığı ağır yenilgiyle birlikte sessizliğe gömülmüştü.
Güçlü Frig Krallığı'nı devralan ardılları, onun için kentlerinin hemen yakınında bir mezar yaptı. Öylesine muazzamdı ki, çağlar boyunca Anadolu'nun, hatta tüm antik dünyanın en yüksek ikinci tümülüsü olarak bilindi. Midas'ın sonsuz uykusuna çekileceği odası da ahşaptandı. Sedir ya da ardıçtan yapılma kirişleri büyük bir titizlikle yerleştirdiler, içini ince bir zevki, aynı zamanda olağanüstü bir işçiliği yansıtan eşyalarla donattılar. Bugün dünyanın en değerli mobilyaları arasına giren o ahşap masaları, sehpa ve paravanları tek bir çivi kullanmaksızın işlediler.

Sayfa 1/5


























Midas’ın Gordion’u
2002 / EKİM
Sert şimşirden yapılma eşyaların kakma motifleri için hoş kokulu ardıç, etkileyici bir kontrast oluşturan üst tablalar içinse ceviz ağacını seçtiler. Onların üzerine üç büyük bronz kazan koydular, içlerini küçük kaplar, kepçeler, kemerler ve fibula denilen çengelli iğnelerle doldurdular. Dönemin teknolojik başarısı olarak görülen altın, gümüş ve bronzdan yapılma iğnelerin yanında diğer değerli maenî eserleri de üstün bir beceriyle yarattılar. Hamam taslarının atası olan göbekli bronz kaplardaki kabartma süslemelerinse halen benzeri yok. Sonra bir daha açılmamak üzere odanın etrafını taş bloklarla çevirip üstüne toprak yığdılar. Yapay tepenin yüksekliği 50 metreyi aşıyordu. Bugün, Gordion Müzesi'nin tam karşısında tüm heybetiyle yükselen tümülüsün kral Midas'a ait olup olmadığı tartışılsa bile, günyüzüne çıkarılan eserlerin yetkin düzeye ulaşmış bir kültürü temsil ettiği kesin. Müzik alanında da çağdaşlarına esin kaynağı olmuşlardı. Öyle ki, tam da bu noktada Midas'ın, 'eşek kulaklı kral' öyküsüyle mitolojiye girmesi bir tesadüf olmasa gerek
Sayfa 2/5


























Midas’ın Gordion’u
2002 / EKİM

Midas'ın, Apollon ve Marsyas arasında hakemlik yaptığı müzik yarışmasını anlatan ünlü söylenceye göre o, Marsyas'ın tarafını tutmuş, buna çok hiddetlenen Apollon da onu eşek kulaklı yapıvermişti. Midas'ı efsaneleştiren öyküler bununla bitmiyordu elbette. O, Ankara'yı da kurmuş, sonra Yunanistan'daki Delphoi Apollon Tapınağı'na, göz kamaştırıcı bir taht sunmuştu. Söylenenlere göre, bir Yunan tapınağına sunuda bulunan ilk yabancıydı. Her tuttuğunun altına dönüşmesi sonucu yemek yiyemeyen Midas'ın kurtulmak için Paktalos'da (Sart Çayı) yıkanması ve ırmağın bu nedenle de altın tanecikleriyle dolması ise onun dillere destan zenginliğini vurgulamak için üretilmiş öyküler. Bugünkü Polatlı'ya 29 kilometre uzaklıktaki Frig Krallığı'nın merkezi Gordion (Yassıhöyük), Orta Anadolu'da benzeri olmayan anıtsal bir karaktere sahipti. İki yanında yüksek kuleler bulunan görkemli kapısı ve surlarla çevrili kraliyet merkezindeki yapılar, Gordion'un, bir zamanlar ne denli zengin bir kent olduğunun kanıtı. Tarihin bilinen en eski çakıl taşı mozaiği burada ortaya çıktı.

Sayfa 3/5





























Midas’ın Gordion’u
2002 / EKİM

Bugün, Gordion Müzesi'nde sergilenen geometrik motiflerle süslü taban mozaiği koyu kırmızı, mavi ve sarı renkleriyle göz alıyor. Geometrik ve hayvan motiflerini evlerinin cephelerini süsleyen pişmiş toprak levhalardan duvarlarına astıkları halılara, giysilerinden çanak çömleklere ve ağaca dek taşımışlardı. Topraklarını, Tanrıça Matar'a yani Kybele'ye adayan Friglerin öykülerinin ne zaman başladığı bilinmiyor, ama efsane Gordion'da düğümleniyor. Antik kaynaklara ve günümüz araştırmacılarına göre Frigler, Anadolu'ya Trakya'dan MÖ 1100'lerde göçüp gelmişler. Dilleri Hint-Avrupa ailesinden. Anadolu topraklarında Hititlerin (MÖ 1200) ardından yaşanan 300 yıllık bir sessizlikten sonra ortaya çıkan ilk güç olmalarına karşın geçmişlerine ilişkin belirsizlik antik yazarlar için de geçerli. Herodot'un (MÖ 5. yüzyıl) aktardığına göre Frigler, dünyaya ilk gelen insanlardı ve onların diline ait 'bekos', yani ekmek ise insanoğlunun ilk sözcüğüydü. Kendisinden önceki pek çok kaynak ve söylentiler karşısında işin içinden çıkamayan Strabon (MÖ 63-MS 21) bile sonunda "Frigler kimlerdir?" diye sormuştu.

Sayfa 4/5









































Midas’ın Gordion’u
2002 / EKİM

Son dönemde yapılan arkeolojik kazılar bu soruya yanıt veriyor şimdi. Yeni bulgulara göre, Friglerin, aslında dışarıdan gelmediği ve Anadolu'nun yerli halkı olarak Hititlerden önce ve sonra da hep varolduğu ortaya çıktı.
Gordion'daki müze, bu uzak geçmişin tüm süreçlerini en çarpıcı izleriyle sunuyor.


* Nermin Bayçın, arkeolog.

Sayfa 5/5





























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı