YÜKLENİYOR ...

























Ayvalık’a gider iken!..
2002 / EKİM

Bu satırlarda kendisinden bahsedeceğim Asude, onlarca defa Ayvalık'a gitti. Kızdıklarının başında orman yangınları, yaşlanmaktan korkmak, çarpık mimari, nükleer santraller ve Pirî Reis gelir. Onu nereden tanıdığımı sormayın, herkesin bir Asudesi vardır kendinde saklı, sevimli, biraz sapkın, takıntılı. Sizinkileri bilmem, her gidişinde Ayvalık'tan farklı tatlarla döndü benimkisi. Üstelik her gidişin dönüşüyle değil de hemen her seferin yeni gidişlere meydan vereceği düşleriyle döndü kendi kürkçü dükkânına. Kürkçü dükkânına asla alışmadı ve bir sonraki yaza çoktan angaje, ispirto kalemiyle küçük Ece Ajandası'na not düştü: "Ayvalık'a gidilecek. Gelecek yazı da orada karşıla."
Hayallerinde esas olan semt pazarlarını kaplayan bakla, radika, börülce, istifro, enginardı elbette, dahası kıyıdaki kokulu imbat. Bu rüzgâr, Kaz Dağı'nın -şu Asude'nin İda'sı, Yaşar Kemal'in de ve bilcümle büyülere inanan herkesin İda'sı- oradan esen ölgün kuzey esintisi meltemle yer değiştirse de bazen, esans aynıydı: İyotlu serin hava.

Sayfa 1/6


























Ayvalık’a gider iken!..
2002 / EKİM

Kısacası hep yeniden gidilecek, bir önceki bildik duygularla keşfedilecek hep farklı bir Ayvalık vardı. Her tekrar, bilen bilir, bir fark ve yeni bir yön duygusudur aslında. Yeter ki, tek bir sabit nokta olsun. Asude için o sabit nokta, kaygan bir nokta olsa da aşktı ve bu öğrenip, dahası yaşanarak elde edilmiş aşk hiçbir zaman onu karşılıksız bırakmamıştı, bırakmadı, bırakmasın...
O karşılıklı ve hep yinelenen tekrarlarda gittikçe özgürlüğe açılan bir sevgi vardı Ayvalık ile Asude arasında. Şöyle ki: Ayvalık Ege Bölgesi'nde bir ilçeydi. Batısı denizse, kuzeyi Burhaniye'ydi. Doğusunda Bergama, güneyi şen şakrak Dikili'yle çevriliydi. Ve Asude her nereye giderse gitsin, gönlünde Ayvalık'ın geçmişten geleceğe bakan o gülen çehresi...

Sayfa 2/6


























Ayvalık’a gider iken!..
2002 / EKİM

Bir diğer yön duygusu için haritayı bir yana bırakalım, biraz duygusal davranalım. Al baştan: Kuzeyde Bezirgan Deresi, Gömeç ve Gümüşlü yolu, doğuda Sazanlık Deresi, aman Hisar'ı unutmayalım, Demirhan boğazlarını da ve güneyde uçsuz bucaksız sapsarı Altınova, güneybatı Kaplandağları'nındır, bu da Sarımsak Yarımadası'yla birlikte bir dizi koy demektir. Gerçek şudur ki, Asude her nereye giderse gitsin yön olarak Ayvalık'ın sınırsızlığı içersindedir.
Bir diğer yön deyince... Elbette sonra Cunda Adası girer işin içine. Vakitlerden akşama doğru... Ayvalık'ta bütün yollar ve tatil akşamlarının bir yerden sonra hep Cunda'ya çıktığı vakitlerden o vakit gelir çatar. Cunda'nın günbatımları ve çipura. Zeytinyağına yan gelip yatmış mezeler. Eski bir Rum kilisesinin ön yüzünde mahzunlaşmış, batmaktadır güneş. Sonra bir kahvehanenin aynalarına vurur, sırlarını yalar. Geçmiş dokunsan oradadır...

Sayfa 3/6


























Ayvalık’a gider iken!..
2002 / EKİM

Cunda'da bir değirmenin oradaydı galiba, nice yol arkadaşlarından bir Sancho Panza'ya gülümsediği eski bir fotoğrafı düşler Asude: "Tamam, yeldeğirmenlerine karşı savaşamazsın, ama bu hiçbir zaman ve hiçbir koşulda, hiç ama hiç Don Kişot olmayacağın anlamına gelmez ki!" diye gülen genç bir çehrenin ele geçirdiği o fotoğrafı. Ki o genç çehre kendisidir ve eskidir ve hayaldir. O çehre, Ayvalık'ta Cunda Adası'nda eprimektedir. Sahi, gençlik ne çabuk elden gitmiştir, ama yaşlanmak da güzeldir. Güzeldir. Asude de bu yüzden "Ayvalık" demiştir. Çünkü Ayvalık'ta zaman çoktan bitmiştir.
Masada zaman ilerledikçe Don Kişot'un süngüsü de maskesi de düşer ve akşam esintisiyle birlikte o müzik duyulur bir yerlerden: "Unutulmuş birer birer eski dostlar, eski dostlar..."

Sayfa 4/6


























Ayvalık’a gider iken!..
2002 / EKİM

Sonra işler karışır. Ritim coşar, hatta kaçar. Balıkesir'den Ayvalık'a giden yoldaki zakkumlar, zeytin ağaçları, sahil şeridindeki çamlık, ilçeyi saran tepeler, o tepelerden şu şeytani tepe- Asude'ninkiyle birlikte şeytanın ayak iziyle hep beraber Çamlık Koyu'na dik dik bakan o tepe- gelip geçen günler, yazlar, gençlik, orta yaşlılık birbirinin içine girer. Yosun tutmuş bütün anılar yeniden canlanır yosun tutmamış olanlarıyla birlikte.
Şöyle ki: Ayvalık yeniden gelinecek ve hep, bir kez daha bulunacak o yegâne mekândır, hep aynı ruhu gösteren bir pusula. Bunun mahmurluğu ve mahzunluğuyla denklerini toplamak üzere pansiyonuna döner Asude. Pirî Reis'in Kitab-ı Bahriye'sine kızgındır yine. "Nasıl olur da Ayvalık'tan söz etmezsin be adam!"
Kanaatimize göreyse çok sığ, bir diz boyu derinliğinde olduğu için limana girememiş ve muhtemelen bu yüzden Ayvalık'ı tarihe düşürememiştir Pirî Reis.

Sayfa 5/6



























Ayvalık’a gider iken!..
2002 / EKİM

Olur a, bir gün yolunuz Ayvalık'a düşer ve Asude'ye rastlarsanız bunu ona söyleyin olur mu?



* Müge İplikçi, öykü yazarı.

Sayfa 6/6
































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı