YÜKLENİYOR ...

























Bolu Seben Yaylaları
2002 / EKİM

Anadolu coğrafyası dört mevsimi dört ayrı elbise gibi giyer üzerine. Benim gibi yoldan yola savrulan bir gezginseniz ve bir de aynı yere değişik zamanlarda gitmek hastalığınız varsa, binbir renk ve koku taşıyan bu topraklarda bir gerçeği çok iyi gözlemlersiniz: Bazı yöreler tüm mevsimlerin güzelliğini olabildiğince yakıştırır kendilerine...
Bu yerlerden biri, kendini dağlara ve ormanlara vermiş olan Bolu'dur. Bolu ve ilçeleri yılın her döneminde gözbebeklerimize şiirsel görüntüler taşır. Kentin güneyindeki Seben ilçesi de, ilkbaharı kırlarda ve dağlarda; yaz giysisini de yaylalarda giyer. Seben, Anadolu'da on binlerce yıldır süren yayla geleneğinin hâlâ canlı olduğu yerlerden biridir.

Sayfa 1/6






























Bolu Seben Yaylaları
2002 / EKİM

Baharın ilk günlerinde yaylalar insan sesinden yoksundur. Güneşin yeryüzünü ısıtmaya başlamasıyla, doğanın görkemli sessizliği hükmünü yavaş yavaş yitirir. Derken dağ sümbülleri toprağın üzerine mor rengin fermanını yazmaya başlar. Arıların vızıltıları, ağaçkakanların ağaç gövdelerine gagalarıyla vurarak çıkardıkları takırtılar, göçmen kuşların kanat sesleri kışın bittiğini duyurur. Büyük düzlükleri kaplayan dağ sümbülleri, gittikçe çoğalan börtü böcek sesleri arasında, kısa zaman içinde yerlerini sapsarı çiçeklere bırakır. Dişbudakların, kayınların, sarıçamların, meşelerin, kızılağaçların, göknarların arasından kızılgerdanlar, çobanaldatanlar, türüne az rastlanan siyah leylekler sökün eder. İşte tam da o günlerde, Bolu yönünden gelen kamyonlar, Seben yaylalarına ulaşmak için rampaları tırmanmaya başlar.

Sayfa 2/6































Bolu Seben Yaylaları
2002 / EKİM

Yükleri ne kum, ne kütük, ne de çimento torbalarıdır; kamyonların karoserlerinin içinden ineklerin ve mandaların şaşkın başları uzanır. Bu yolculuk, yaylalara göçün başlamış olduğunu anlatır bize. Ortalama yükseklikleri 1400 metreyi bulan Seben yaylalarına vardıklarında, insanlar çeşmelere, hayvanlar yalaklara ağızlarını yanaştırır. Dişlere keman çaldıran Seben pınarlarının suyunu çok özlemişlerdir çünkü. Halk, bu tadına doyulmaz suların soğukluğunu 'karpuz çatlatan' diye tanımlar.
Seben'in köylerinin hemen hemen tümünün kendi adlarını taşıyan birer yaylası var. Dereceören, Kızık, Karacasu, Solaklar, Alpagut, Gökhaliller, Keskinli, Kozyaka, Gerenözü ve Bozyer bunlardan birkaçı. Yaylaya çıkma günü köy halkı tarafından ortaklaşa belirleniyor ve yolculuk hep birlikte yapılıyor. Yaz aylarında çoğu köylerde birkaç kişi dışında kimse kalmıyor. Seben yayla evlerinin en önemli özelliği, hiç çivi kullanılmadan, çam ağaçlarından kenetleme ve birbirine geçme şeklinde inşa edilmiş olması

Sayfa 3/6
































Bolu Seben Yaylaları
2002 / EKİM

Evlerin yüksek merdivenleri de ağaçtan oyularak yapılmış. Yaylaya gelişin ilk günlerinde, yoğun bir onarım süreci yaşanıyor. Devrilen çitler, eskiyen kapılar, rüzgârdan uçan kiremitler elden geçiyor. Yaylaların ortak alanlarındaki işler de, imeceyle hallediliyor.
Seben yaylaları genellikle ormanların arasındaki ya da kıyısındaki düzlüklere kurulmuş. Yazı yaylalarda geçirecek insanlardan önce, buralara göçmen kuşlar geliyor. Yaylalara yakın gölcüklere inen kuşların arasında bir tür yaban ördeği olan angutlar da var. Angutlar bu coğrafyada bir inanışın yarattığı şaşırtıcı bir özgürlüğe sahip. Sebenliler, sürekli olarak yanlarında eşleriyle dolaşan bu kuşları birbirinden ayırmamak için onları vurmuyor. Bunu yapan avcıların başına kötü şeylerin geleceğine inanıyorlar çünkü. Seben'in yaylalarını dolaşırken kuzukulağı yaprağı yiyebilir, ahşap çitlerle çevrili bahçelerdeki fırınlarda pişen köy ekmeklerinin kokusunu duyabilirsiniz

Sayfa 4/6






























Bolu Seben Yaylaları
2002 / EKİM

Merak etmeyin, konuklarına sofralarını açma cömertliğini gösteren Sebenliler, size sıcak ekmek ve tereyağı sunmakta gecikmezler. Yürüyüş yollarında doğanın yüreğini adımlayan izcilerle karşılaşabilirsiniz. Kimi yaz gecelerinde bile yakılan sobaların yanında çayınızı yudumlarken, dilden dile dolaşan defineci öykülerini dinlemeniz de olası. Yaylaların en görkemli zamanı ise, şenlik günleri. Yalnızca yaylalarda yaşayanların değil, Türkiye'nin dört bir yanından gelenlerin doldurduğu çayırlıklar insan sesleriyle dolarken, kazanlarda pişirilen yemekler de konuklara ikram ediliyor. Bu buluşmaların en büyüğü olan Kızık Yayla Şenliği'nde kalabalık beş bin kişiyi aşıyor ve horon halaya, türkü şarkıya karışıyor.

Sayfa 5/6
 






























Bolu Seben Yaylaları
2002 / EKİM

Ama ben yine de, kesilip yatırılan tomrukların ve neşeli kalabalıkların arasından geçip Seben yaylalarını terk eylemek için gecenin bitimini bekleyeceğim. Sırt çantamı yüklenip alacakaranlıkta yola çıkarken içimdeki duyguları şafağı ezgisiyle donatan bülbül dillendirecek: "Kiraz aldım dikmeden / Dallarını bükmeden / Bir armağan ver bana / Ben gurbete gitmeden..."

*Akgün Akova, fotoğrafçı ve yazar.

Sayfa 6/6
 

























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı